ha leyli

 

Son dönemlerde dinlemeye doyamadığım bir şarkı “Ha Leyli”, şarkı Mahsa & Marjan Vahdat kardeşlere ait. Şarkıyı dinlerken bir yandan huzur bulurken bir yandan da Fars kültürü üzerine düşünüyorum.

Herhalde Fars kültürünün en büyüleyici eserleri tasavvufla kesişimiyle ortaya çıkmıştır. Tasavvuf felsefesiyle kesişen söz, müzik ve ses her zaman insanın ruhuna değen bir ahenge sahiptir.

Bu şarkıyı ayrıca güzel kılan unsur şimdiye kadar dinleyebildiğim şarkılar erkeklere aitken bu sefer iki kadına ait olması, Zira mevcut iran koşullarında kadın bir şarkıcı olmak da pek kolay değil.

Şarkının sözleri ise şu şekilde…

Minnet Allaha’dır-Allaha şükür) ki meyhanenin kapısı açık

Minnet Allaha’dır, ben derdimi ona niyaz etmek için kapısındayım

Hakikat değil mecazdır, meyhanenin kapısı açık ki bu hikaye uzundur

Hakikat değil mecazdır, meyyhanenin kapısı açık ki bu hikaye uzundur

Mecnunun gam yükü, Leylanın saçının kıvrımındandır

Ha Leyli, Ha Leyli, ha Leyli

Mecnunun gam yükü Leyla’nın saçının kıvrımındandır

Mahmudun yanağı, ayazın ayağının altındadır

Hakikat değil mecazdır, meyyhanenin kapısı açık ki bu hikaye uzundur 

Mecnunun gam yükü Leyla’nın saçının kıvrımındandır

Mahmudun yanağı, ayazın ayağının altındadır

Çeviri Kaynak: http://aydinbas.wordpress.com/2012/01/24/ha-leili/

Reklamlar

Keloğlan masalları….

Bir varmış bir yokmuş, tanrının kulu çokmuş, çok yemesi yok demesi pek günahmış  diye başlar bu coğrafyada masallar. Ve yaratıcısı olan toplumun hayallerini, umutlarını, mizah gücünü, kızgınlığını ve bir çok duygusunu dile getirir. Modern devletin terbiye edip bize sunduğu ürünlerin ötesinde sonsuz bir hazine saklıdır. Hele özüne sadık kalmayı dert edinmiş bir ustanın eli değdiyse ki, burada Pertev Boratav ve İlhan Başgöz’ü tekrar saygıyla anmak gerekir, eşsiz bir tat verir okuyana.Sadece keyif vermekle de kalmaz; topluma, yaşayış ve düşünüş biçimine dair ip uçları sunar. Hatta bugünkü çağrışımıyla sadece masal deyip geçilemeyecek kadar ciddi bir türdür.

Keloğlan masalları benim aralarında en sevdiklerimden ancak hali hazırda Keloğlan üzerine yazılan çizilenlerin pek tadı ve de aslı yok maalesef. Tüm ürünlerde (ki gerçekten ürün!) şaşkın, beceriksiz ama iyi niyetli bir oğlan çıkıyor karşımıza. Tüm görsellerde şaşkın hafif şapşal bir yüz betimleniyor. Oysa aslına baktığımızda kimi zaman kıvrak zekasıyla olaylardan sıyrılıveren, kah iyi, kah kötü, bazen kurnaz, zaman zaman uysal, kimi zaman sert  bir masal kahramanı Keloğlan.

Üstelik sadece Anadolu’ya has olmayan Rus, Batı Avrupa, İran , Kafkasya ve Orta Asya masallarında da var olan bir karakter. İlhan Başgöz’ün tespitiyle; yerleşik hayata geçen ve katmanlı toplumsal yapılarda ortaya çıkan bir masal kahramanı.

Elbette  masallarda böyle bir kahramanın oluşunun bir çok anlamı var. Öncelikle Keloğlan toplumun kendisiyle özdeşleştirdiği, kendisi gibi garip “Dünyada bir garip başı ile bir yırtık peşi var, başında poşusu kimseden korkusu yok” diye betimlediği bir oğlan. Satır aralarında toplumsal eleştirinin nasıl ince bir mizahla işlendiğini görmek mümkün Keloğlan masallarında. Yeri gelip bu Keloğlan memleketin alimini, rütbelisini, büyüğünü, bir keçi ve deveyle eş tutuveriyor. Akıllısı ve de kurnazı kendisi oluveriyor. Yeri geliyor kadıya kafa tutuyor, yeri geliyor padişah huzurunda alimlerin bilemediği sorulara bir bir cevap veriyor. Hatta padişah kızına talip olacak kadar da cesur, kaybedeceği bir şeyi olmayan bu oğlan.

Vel hasılı söylenecek çok söz olsa da keloğlan üzerine, heleşe hoş torbası boş… deyip Masallar üzerine epey kafa yormuş, onları büyük bir özenle derleyip bizlere ulaştırmış bir ustadan çok güzel bir Keloğlan masalı dinleyelim. Continue reading “Keloğlan masalları….”

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: