Çocuklar ne zaman büyür…

Çocukken futbol maçlarında futbolcular hakeme top vermiyorlar diye çokça üzülmüş ve hakemleri desteklemeye karar vermiştim. Dışlanmalarını  fark ettiğim gün içimde beliren kasveti hala hatırlıyorum. Neden birlikte oynamıyorlardı ki? Oysa aradan zaman geçtikçe hakemlere kızar söylenir bile oldum. Taraf olmak, güçlü olandan yana tercihte bulunmak keyifliydi. En azından bunun keyif, heyecan, adrenalin sebebi olduğu bir dünyada büyüyorduk. Güçten yana taraf olmak güdüsel veya biyolojik bir şey olmamasına rağmen, zamanla kazandığımız ve öğrendiğimiz bir davranış. Yoksulluk ve damgalanma üzerine yapılan çalışmalarda bunu kanıtlar durumda.  Yoksulluk ve yoksullar üzerine çeşitli sosyal gruplardan insanlarla yapılan çalışmalarda yetişkinlerin genel olarak yoksulluğu bireysel sebeplerle açıkladığı görülüyor. Hak edilmiş bir yoksulluk tanımlanıyor bireysel sebeplerden veya kaderden! Continue reading “Çocuklar ne zaman büyür…”

Reklamlar

isimler…

68615_10151233418358075_422135662_n

İnsanın yavrusuna isim koyuşu neleri anlatır…

onun nasıl bir insan olacağına dair hayallerini mesela, yahut umutlarını…

değerlerini, hasretlerini, sıkı sıkıya bağlı olduğu geleneklerini…

tarihini, geçmişini…

kiminin hasan, hüseyin, haydar deyişi,

kiminin ayşe, ömer, muhammed koyuşu,

kiminin anasının babasının ismini devam ettirişi,

kimisinin devrim, emek, özgür, diren demesi…

bence bu ülkede isimler en çok hayal ve umutlarını anlatır insanların.

Mutlulugun Resmi

Kokusu buram buram tüten
Limanda simit satan çocuklar
Martıların telaşı bambaşka
İşçiler gözler yolunu.
İnebilseydin o vapurdan
Ayağında varnanın tozu
Yüreğinde ince bir sızı.
Mavi gözlerinde yanıp tutuşan
Hasretle kucaklayabilseydim
Seninle, bir daha.
Davullar çalsa, zurnalar söyleseydi
Bağrımıza bassaydık seni nazım,
Yapardım mutluluğun resmini
Başında delikanlı şapkan,
Kolların sıvalı, kavgaya hazır
Bahriyeli adımlarla düşüp yola
Gidebilseydik meserret kahvesine,
İlk karşılaştığımız yere
Ve bir acı kahvemi içseydin.
Anlatsaydık
O günlerden, geçmişten, gelecekten,
Ne günler biterdi,
Ne geceler… Continue reading “Mutlulugun Resmi”

Her şeyi o kadar çok ki kimseye yetmiyor…

Her şeyin o kadar çok ki,

karanlığın,

aydınlığın,

umudun,

umutsuzluğun,

sevgin,

sevgisizliğin….

Bir şeyi o kadar çok seviyorsun ki, başkalarının da onu sevmesi, yanında olması mümkün olmuyor, izin vermiyorsun. Denk olamaz kimsenin sevgisi seninkine, kimse senin kadar sevemez, kıymetini bilemez… Kimsenin senin gibi sevemeyeceği bu alandan bir çok sevgisizlik türüyor, sevgisizlik çoğalıyor…

Mesela aydınlığı ve umudu o kadar sahipleniyorsun ki, başkalarına sadece karanlık kalıyor. Oysa herkes içindi o umutlar, ama o, o kadar senin oldu ki, dili senin, rengi senin. Başkalarına yabancı… O umut ve aydınlık içinde başkalarına yer bırakmadın. Ama yine de sesleniyorsun diğer insanlara oraya gelmeleri için. Seni anlamıyorlar. Senin renginden ve dilinden olan o alan onlara bir şey ifade etmiyor, “demek ki akılları almıyor” . Kim bilir!

Karanlık ve sevgisizliğe kalıyor meydan. Aynı kelimelerle, farklı dilde değil, farklı dillerle aynı kelimeleri anlatmayı başardığın güne kadar…

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: