Monthly Archives: Aralık 2013

Türkiye’de İNSAN HAKLARI MÜCADELESİ VE GÖNÜLLÜLÜK*

Geçtiğimiz yüzyıl dünyada insan hakkı ihlallerinin görünüm değiştirdiği ama yoğunluk yitirmeden devam ettiği bir yüzyıl olarak tarihteki yerini aldı. Bu miras 21. yüzyıla devredildi. Savaş suçları, yoksulluk, çocuk istismarı, ayrımcılık, ırkçılık, insan ticareti ve zorunlu göçler geçen yüzyılın birçok sorunlu alanından sadece birkaç tanesi.

Dünya üzerinde yaşayan insanların maruz kaldıkları ihlaller insan hakları gönüllüleri/aktivistleri için mücadele edilmesi, değiştirilmesi, dönüştürülmesi, iyileştirilmesi gereken birçok başlık ve konu yaratmaya devam ediyor. Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Türkiye’de de insan hakları gönüllü ve aktivistleri insan onuruna yakışır bir hayat, daha iyi bir toplum, demokratik bir düzen idealiyle çalışıyor ve mücadele ediyorlar. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under mücadele tarihinden

Anonimliğin Telifi veya Farkların Aynılığı

Ancak etkileşimle var olabilen canlılarız. Etkileşim, çağrışım ve yansıma aslında özgün olan benin var oluşunun en önemli parçaları. Elbette her insan farklılığını kendi oluşturuyor, herkes aynı çağrışımlarda bulunmuyor. Ancak yine de her insanın yaratımının altında oldukça kolektif süreçler yatıyor. Yahut özgün veya farklı olduğunu düşündüğümüz süreçler benzeri sonuçlar doğuruyor.

Bu kolektiflik ve benzerlik tüm insanları birbirine bağlayan bir miras. Bundandır ki insanları, kültürleri, sınırlara ayırmak ve ayrı vatandaşlıklara bölmek öyle nafile ve anlamsız bir uğraştır. Her ne kadar kendimizi bu sınırlarla tanımlamaya alıştıysak da nafile.  Yıllar önce İlhan Başgöz’ün çömçe gelin yazısını okuduğumda en çok düşündüğüm bu sınırsız benzerlikti. Yazı Anadolu’da çömçe gelin adıyla anılan yağmur duasının izini sürmekteydi. Hindistan’dan Baltık ülkelerine kadar yağmur duasının aslında aynı motifleri içerdiğini keşfetmişti İlhan hoca.

Çömçe Anadolu’da kepçe anlamına gelir. Hepimizin çocukluğundan bildiğimiz, su birikintilerinde gördüğümüz kurbağa yavrularının iribaş evresine kepçe balığı denir. İnanış ve ritüel odur ki eğer kurbağayı bağırtırsan yine yağmur yağar. Çünkü ne zaman yağmur yağsa su birikintilerinde kepçe balıkları canlanmaktadır. İşte bu inanış benzeri motiflerle dünyanın her yerinde ritüel haline gelmiştir. Bugün birbirinden farklı kategorilerde tanımlayacağımız birçok ülke ve ülke vatandaşının folklorik birikiminde yerini almıştır.

Yeryüzünün farklı insanların gökten yağmuru aynı şekilde çağırması, ne kadar farklı olabiliriz sorusunu sormayı gerekli kılıyor.

lotusYine oldukça etkileyici hikâyelerden ve sembollerden birisi Lotus çiçeğidir. Budizm ve Hinduizm de lotus sağlığı, temizliği, bütünlüğü ve devingenliği ifade eder. Meşhur yoga oturuşunda da bütünleşmek vardır. Aynı kavramsallığı tasavvuf içinde buluruz. Vahdeti mevcut anlayışı bütünleşmeyi anlatır. Mükemmelleştikçe tanrılaşan, tanrıyla ve tanrının yarattıklarıyla bütünleş hal.

Yine gördüğümüz birbirinden farklı kültürlerde benzeri bir doğayla bütünleşme ve devingenliğin parçası olma, kendinden geçme bütünün parçası olarak yeniden doğma arayışını görebiliriz.

Bu durumlar oldukça yapısal veya etkileşimle açıklanabilecek durumlardır elbette. Ancak isterse etkileşimle, kolektif bir şekilde var etsin kendini isterse de benzeri yapılarda ve koşullarda ortaya çıkan hallerden bahsediyor olalım altı kalın çizgilerle çizilecek farklarımız olmadığı kanısındayım.

Bizleri birbirimize bağlayan ya da farklı farklı bir kılan benzerliklerimizle yeryüzünün insanları olmak ayrı gayrı savaş içinde olmaktan daha kolay değil mi?

 

Hatice Kapusuz

Yorum bırakın

Filed under denişik şeyler, halk dilinden (folklor)

Darb-ı mesel değil Darbe!

kenan evrTarihi darbelerden geçilmeyen bir ülkedir Türkiye.  Darbe, ihtilal, askeri müdahale, sıkıyönetim, olağanüstü haller gibi birçok dönemde demokrasi askıya alınır, yerine birlik beraberlik(!), ulusal çıkarlar ve daha nice büyük mevzuların selameti için  bol gelen gömlekler daraltılır. Yeni gömlekler biçilir eski kanlı kumaşlardan. Kayıpsız, ölümsüz, işkencesiz dönem yoktur neredeyse…

Böyle olmasına rağmen darbe kelimesi zihinlerde çok farklı imajlarla yer bulur. Karışıklık dönemlerde, kötü yönetim söz konusu olduğunda umudunu askere bağlayan de vardır, darbenin kendi partisine- demokrasiye dönük olduğunu düşünen de! Hem çaredir hem suçtur, suçlamadır zihinlerde. Hal böyle olunca darbe gündelik dilin belki her yönüne çekilebilen kavramlarından biri olup çıkar!

Hele bugünlerde Gezi sürecine darbe diyenler, Mısırdaki Askeri müdahaleye isim koyamayanlar, Avrupa’ya darbe demediği için kızanlar gırla gidiyor. Elbette bunun bu kadar karışık algılanmasının çok yakından ilgili olduğu bir diğer kavram demokrasi. Demokrasi mevzusu belli belirsiz, bir kavram olarak kalıp, varlığı da temsili demokrasiye armağan edilince zihinler tümden karışıyor. Bir bakıyorsunuz Yassı Ada demokrasi adası olmuş… Bir bakıyorsunuz bir yürüyüşe katılmış insanlar darbeci olmuş… Bir bakıyorsunuz bir Twitle darbeye çağrıda bulunur olunmuş… Milli irade –  sine-i millet gibi kavramlar ortalara dökülmüş… at izi it izine, it izi at izine karışmış ki karışmış. Bence bunun en önemli sebebi kıymeti kendinden menkul darbeler. Öyle farklı ortamlarda ve koşulda darbeler yaşandı ve siyasetin bir parçası oldu ki muallaklaştı. Yok ettiği toplumsal muhalefet onun nereden gelip nereye gittiğini göremez oldu.

Az biraz siyasi tarihe ve dünyaya bakınca darbe ve askeri müdahalelerin bir toplumsal muhalefetten bağımsız ortaya çıkmadığı kolaylıkla görülecektir. Her ne kadar çağrışımını sevmesem dahi bahsedilecek bir bedel varsa bu toplum tarafından ödenmiştir her zaman. Gözaltılar, işkenceler, kayıplar, ölümler hanesi her daim muhalefetin, toplumun parçası olanlar hanesine yazılmıştır. Sadece bu hali bile bunun basitçe seçilmişler ve silahlı güçler arasında bir devir olmadığını gösterir bugünkü yaygın algının aksine.

Bu kaymanın en temel sebebi ise toplumun demokratik bir düzende yaşama pratiğinin zayıflığından geliyor. Toplumun kendi tarihince en rahat dönemini 60 darbesi akabinde yaşanmış olması ise işi daha fena kılıyor. Toplum kendi muhalefetinin gücünü ve etkisini, başarısını, kendine önlem olarak ortaya konan kuvveti hep başka odaklarda arar oluyor.

Demokrasi bilinmeyince karşıtı da bilinmez oluyor özetle. Bundandır ki rahatlıkla kandırı eriyorlar bizi dün Erdal Eren için ağlayan, darbe koşullarında ülke yönetenler. Ama özgürlüğün tadını alıp da kendi sesinin yankısına kulak vermeye başlayınca toplum bu bu kadar kolay olmayacak!

 

Hatice Kapusuz

Yorum bırakın

Filed under devletlüler, zoon politikon