Monthly Archives: Mayıs 2017

Kırmızı Ayakkabılar*

Bir zamanlar ayakkabıları olmayan öksüz bir çocuk varmış. Fakat çocuk, bulduğu bütün kumaş parçalarını biriktirmiş ve bir süre sonra kendisine bir çift kırmızı ayakkabı dikmiş.Görünüşleri kabaymış, ama onları seviyormuş. Günleri, hava iyice kararana kadar dikenli koruluklarda yiyecek toplamakla geçse de, ayakkabılar ona kendini zengin hissettiriyormuş.the_wild_within_edited-1.jpg

Bir gün paçavralar içinde ve kırmızı ayakkabılarıyla yoldan aşağı yorgun argın yürürken, yanında aniden yaldızlı bir at arabası durmuş. İçinde yaşlı bir kadın varmış. Onu eve götürüp kendi küçük kızıymış gibi davranacağını söylemiş.Böylece yaşlı zengin kadının evine gitmişler. Çocuğun saçları yıkanıp taranmış. Temiz beyaz iç çamaşırları, güzel bir yün elbise, beyaz çoraplar ve parlak siyah ayakkabılar verilmiş. Çocuk, eski giysilerini, özellikle de kırmızı ayakkabılarını sorduğunda, yaşlı kadın giysilerinin çok kirli ve ayakkabılarının çok gülünç olduğunu, bu yüzden onları ateşe attığını, orada yanarak kül olduklarını söylemiş.

Çocuk çok üzülmüş, çünkü çevresindeki bütün zenginliklere rağmen kendi elleriyle yaptığı basit kırmızı ayakkabılar ona en büyük mutluluğu veriyormuş. Şimdi hep uslu uslu oturmak, sekmeden yürümek ve kendisiyle konuşulmadan konuşmamak zorundaymış, ama yüreğinde gizli bir ateş yanmaya başlamış ve eski kırmızı ayakkabılarını her şeyden daha çok özlemeye devam ediyormuş.

Masumlar Günü’nde kilise topluluğuna kabul edilecek kadar büyüdüğünde, yaşlı kadın bu özel gün için hazırlanmış bir çift ayakkabı almak üzere onu yaşlı ve sakat bir ayakkabıcıya götürmüş. Ayakkabıcının sandığında, en güzel deriden yapılmış bir çift kırmızı ayakkabı duruyormuş; ayakkabılar adeta ışık saçıyormuş. Gerçi kırmızı ayakkabılar kilise için tam bir rezaletmiş, ama yalnızca yüreğindeki özlem ve açlıkla seçim yapan çocuk, kırmızı ayakkabıları seçmiş. Yaşlı kadının gözleri o kadar bozukmuş ki, ayakkabıların rengini görememiş ve parasını ödeyerek onları satın almış. Yaşlı ayakkabıcı çocuğa göz kırparak ayakkabıları paketlemiş.

Ertesi gün kilise üyeleri şaşkınlıkla çocuğun ayağındaki ayakkabıları süzüyormuş. Kırmızı ayakkabılar, parlatılmış elmalar gibi, yürek gibi, kırmızıyla yıkanmış erikler gibi parlıyormuş. Herkes bakakalmış; duvardaki ikonlar, hatta heykeller bile ayakkabıları uygun bulmadıklarını gösterir şekilde, bakakalmışlar. Ama kız, ayakkabıları her şeyden çok seviyormuş. Böylece papaz ses verip de koro uğuldadığı, org pompalandığı zaman çocuk hiçbir şeyin kırmızı ayakkabılarından daha güzel olmadığını düşünmüş.

Günün sonuna doğru yaşlı kadın, koruması altındaki çocuğun kırmızı ayakkabıları hakkında bilgilendirilmiş.” Asla, ama asla bu kırmızı ayakkabıları bir daha giyme!” diye tehdit etmiş yaşlı kadın. Ama ertesi pazar çocuk kırmızı ayakkabılarını siyahlara tercih etmekten kendini alamamış ve yaşlı kadınla küçük kız her zamanki gibi kiliseye doğru yola koyulmuşlar.

Kilisenin kapısında kolu askıda olan yaşlı bir asker varmış. Dar bir ceket giymiş ve kırmızı bir sakalı varmış. Saygıyla eğilmiş ve çocuğun ayakkabılarındaki tozu fırçalamak için izin istemiş. Çocuk ayağını uzatmış ve o da kızın ayak tabanlarını kaşındıran küçük bir dans şarkısı ritmiyle ayakkabıların altına hafifçe vurmuş. ”Dansa kalmayı unutma,” diye gülümsemiş ve göz kırpmış.

Herkes yine yan yan kızın kırmızı ayakkabılarına bakmış. Ama o kıpkırmızı, ahududu gibi, nar gibi parlak olan bu ayakkabıları o kadar çok seviyormuş ki, pek başka bir şey düşünemiyor, ayini de pek duyamıyormuş. Ayaklarını kah böyle, kah şöyle döndürüp kırmızı ayakkabılarına hayran olmakla o kadar meşgulmüş ki, koroya eşlik etmeyi unutmuş.

Yaşlı kadınla birlikte kiliseyi terk ederken yaralı asker bağırmış: “Ne kadar güzel dans eden ayakkabılar!” Sözleri kızın anında birkaç hızlı dönüş yapmasına neden olmuş.Ama bir kez hareket etmeye başlayan ayaklarını durduramayan kız, çiçek tarlalarından ve kilisenin köşesinden dans ederek geçmiş, öyle ki sanki kontrolünü tamamen yitirmiş gibi görünüyormuş. Bir gavotte, sonra bir csardas, sonra da yol boyunca tarlalardan kendi kendine vals yaparak geçmiş.

Yaşlı kadının arabacısı oturduğu yerden atlayarak inmiş ve kızın peşinden koşmuş, onu yakalayarak tekrar arabaya getirmiş, ama kızın kırmızı ayakkabıların içindeki ayakları sanki hala yere basmıyormuş gibi havada dans etmeye devam ediyormuş. Yaşlı kadın ve arabacı, asılıp çekmişler, kırmızı ayakkabıları çıkarmaya çalışmışlar. Bütün şapkalar yere düşüp bacaklar tekmeler savururken, ortaya görülmeye değer bir manzara çıkmış, ama sonunda çocuğun ayakları sakinleşmiş.

FullSizeRender+8.jpg

Eve dönünce yaşlı kadın kırmızı ayakkabıları çıkararak bir rafın üstüne fırlatıp atmış ve kızı, onlara bir daha dokunmaması için uyarmış.Ama kız onları izleyip özlem duymaktan kendini alamamış. Ona göre bunlar hala, yeryüzündeki en güzel şeylermiş.

Çok geçmeden, kader bu ya, yaşlı kadın yatağa düşmüş ve doktor gider gitmez kız kırmızı ayakkabıların saklandığı odaya dalmış. Rafın üstünde, epey yükseklerde duran ayakkabıları süzmüş. Süzüşü daha uzun bir bakışa, uzun bakışı da güçlü bir arzuya dönüşmüş, o kadar büyük bir arzu ki, kız ayakkabıları raftan alıp, ayaklarına geçirmiş ve yaptığının hiçbir zararı olmayacağını düşünmüş. Ama ayakkabılar topuklarına ve ayak parmaklarına değer değmez, dans etme dürtüsüne yenik düşmüş.

Ve böylece dans ederek kapıdan çıkmış, merdivenlerden inmiş ve ardı ardına hızla önce bir gavotte, sonra bir csardas, sonra da büyük, cesur bir vals dönüşü yapmış. Kız,  zafer duygusu içindeymiş ve sola doğru dans etmek isteyip de ayakkabılar sağa doğru dans etmekte ısrar edene kadar başının belada olduğunu kavramamış. Dönerek dans etmek istediğinde ise, ayakkabılar öne doğru dümdüz dans etmekte ısrar ediyormuş. Ve ayakkabılar kızı dans ettirirken, öteki tarafına dönmek yerine sağ tarafına, yola doğru dans etmişler ve onu çamurlu tarlalardan geçirerek karanlık ve kasvetli ormana doğru götürmüşler.

Orada bir ağaca dayanmış halde kırmızı sakallı, askıdaki kolu ve dar ceketiyle yaşlı asker duruyormuş.”Olur şey değil!” demiş. ”Ne güzel dans eden ayakkabılar!” Dehşete düşen kız, ayakkabıları çekerek çıkarmaya çalışmış, ama o asıldıkça, ayakkabılar ayaklarını daha sıkı kavramış. Bir ayağı üstünde zıplayarak ötekinden ayakkabıyı çıkarmaya çalışmış ama, yerdeki diğer ayağı bu durumda bile dans etmeyi sürdürüyor, elindeki ayak da dansın kendine düşen kısmını yapıyormuş.

Ve böylece dans etmiş, etmiş, etmiş… En yüksek tepelerde ve vadiler boyunca, yağmurda, karda ve gün ışığında dans etmiş. En karanlık gecede ve güneş doğarken dans etmiş ve alaca karanlıkta hala dans ediyormuş. Ama bu güzel bir dans ediş değilmiş. Korkunç bir dans edişmiş ve kız için dur durak yokmuş.

Dans ederek bir kilise avlusuna girmiş ve oradaki korkunç bir hayalet içeri girmesine izin vermemiş. Hayalet ona şu sözleri söylemiş: “Bir hayalete, hortlağa dönüşene kadar, bir deri bir kemik kalana kadar, dans eden bağırsakların dışında senden bir şey kalmayana kadar kırmızı ayakkabılar içinde dans edeceksin. Bütün köylerden kapı kapı dolaşıp dans ederek geçeceksin, her kapıya üç kez vuracaksın ve insanlar açıp baktıklarında seni görüp kendileri adına senin yazgından ürkecekler. Kırmızı ayakkabılar dans ettikçe sen de dans edeceksin.” Kız merhamet dilemiş, ama daha fazla yalvaramadan kırmızı ayakkabıları onu uzaklara götürmüş. Fundaların üstünde dans etmiş, akarsulardan geçmiş, çalılıklardan atlamış, hiç durmaksızın dans ederek eski evine gelmiş. Evde yas tutuluyormuş. Onu eve alan yaşlı kadının o yokken öldüğünü öğrenmiş. Ancak o dans etmeye devam etmiş; yapması gerektiği gibi, dans etmiş. Sefil bir bitkinlik ve dehşet içinde kasabanın celladının yaşadığı ormana kadar dans etmiş. Ve kızın eve yaklaştığını hisseden celladın duvarındaki balta titremeye başlamış.

Kapıda hala dans ederken bir yandan da cellada “Lütfen!” diye yalvarmış.” Lütfen ayakkabılarımı keserek çıkarın ve beni bu korkunç yazgıdan kurtarın.” Bunun üzerine cellat kırmızı ayakkabıların bantlarını baltasıyla kesmiş. Ama ayakkabılar hala ayağında duruyormuş. O zaman kız ağlayarak cellada, hayatının hiçbir değerinin olmadığını ve ayaklarını kesmesi gerektiğini söylemiş. Cellat da ayaklarını kesmiş. Ve içinde ayaklar olduğu halde kırmızı ayakkabılar dans etmeye devam ederek ormana doğru uzaklaşmış, tepelere çıkmış ve gözden kaybolmuş. Kız artık zavallı bir sakatmış ve hayatını sürdürebilmesi için başkalarına hizmet etmesi gerekiyormuş ve bir daha asla, asla kırmızı ayakkabıları arzulamamış.

* Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabından.

Yorum bırakın

Filed under halk dilinden (folklor), kadın, masal