Korkma! O sadece bir duygu.

Duygularını ifade edebilmek sağlıklı bir çocuk gelişiminin en önemli bileşeni. Oysa çocuklar şu uyarılarla yetişiyor;

  • Düştüğünde; kalk bir şey yok,
  • Ağlarken; tamam geçti,
  • Ağlayacak bir şey yok,
  • Erkekler ağlamaz,
  • Mızmızlanma,
  • Kızlar öyle bağırmaz,
  • Korkacak bir şey yok…

Durup çocuğa; “Ne hissediyorsun” diye sormak, az ya da çok o anda ne hissettiğini anlamasına ve anlamlandırmasına olanak sağlamak çocuklarla kurulan ilişkide yer almıyor. Hayatın, sistemin, sokakların ve ebeveynlik yüklerinin çocukları yok sayan hatta ‘çocuk düşmanı’ düzeni elbette bu hali pekiştiriyor. 

Duygular Hiyerarşisi

Çocukların duygularını tüm zenginliği ile tanımalarını, anlamlandırmalarını ve ifade etmelerini, ifade ettikleri duygunun onaylanmasını/ kabul görmesini sekteye uğratan diğer bir durum ise cinsiyetçi duygular hiyerarşisi. 

Adamlara öfke kadınlara hüzün yakışıyor(!) 

Duygular eril ve dişil olarak birçok kültürde ayrılıyor. Rasyonel olmak, öfkelenmek, cesaret, özgürlük ve bağımsızlık isteği eril duygu ve ihtiyaçlar olarak tanımlanırken; duygusal olmak, hüzünlenmek, şefkat, bağlanma isteği dişil olarak tanımlanıyor. Eril sayılan duygular dişil duygulardan daha değerli ve makbul olarak görülüyor. Kız ve oğlan çocukların, gözlerini açar açmaz maruz kaldıkları bu durum, duygu dünyalarını da ikiye ayırıyor. Zaten duygularını tanımlamak konusunda desteklenmeyen çocuklar bir de hissettiklerini ancak cinsiyetlerine izin verilen duygu kategorilerinde yaşıyorlar. Hem kız hem de oğlan çocuklarının duygularını olduğu gibi kabul etmeleri ve ifade etmeleri neredeyse imkansız hale geliyor böylece. Erkekler zayıflıkla özdeşleştirilen dişil duyguları tamamen yok sayarken, kadınlar ‘kadınlıklarını’ korumak için eril tanımlanan duygularını bastırıyor.

 

Bir özgürleşme korkusu olarak duygulardan kaçmak

Üzülünce öfkelenen, heyecanlanınca sağa sola ateş eden erkekler; öfkelenince göz yaşı döken, kimi zaman öfkesini, ihtiyacını hiç dilendiremediği için bayılma atakları geçiren kadınlarla dolu hayatımız. Modern dönemin en yaygın tıbbi tanılarından birinin “psikolojik/stres” vb olması tesadüf değil elbette. Tanımlanamayan duygular psikosomatik/bedensel bir çıkış buluyor kendine. Oysa bence asıl tanım duygulara yabancılaşma. Üstelik insanlar en çok yabancılaştıkları şeyden ve onunla yüzleşmekten korkuyorlar. Kendi duygularının ortaya çıkmasından, tanımlanmasından ve o duygu ortaya çıktığında yapmaları gerekenden korkuyorlar. Bunun ‘özgürleşme korkusundan’ bağımsız olduğunu kim söyleyebilir. Bir duygu ortaya çıktıktan sonra yapılması gerekenin talep ettiği özgürleştirici ama aynı zamanda yıkıcı hareket, insanları olanı olduğu gibi idare etmeye sevk ediyor. 

Yetişkin hayatlarımız yaşadıklarımız karşısında mide krampları, baş dönmeleri, kaçış eylemleri ile dolu. Tanımlayamadığımız her duygu o duygunun manipüle edilmesini de kolaylaştırıyor. Geçenlerde sosyal medyada denk geldiğim bir gönderi de şöyle yazıyordu;

“Ben ona artık mutlu olmadığımı söyledim, o da bana fırın almayı teklif etti”

Bir insan mutsuzluğunun altında yatan sebepleri belirleme ve mutlu olmak için ihtiyaç duyduğunu tanımlama yeteneğinden, sezgisinden mahrum bırakıldığında; bir fırın, bir tatil, bir çiçek, yeni bir araba, kariyer veya herhangi bir şey bir süre mutluluk kaynağı haline gelebilir. Ama elde ettiklerinizden sonra kariyerinizin zirvesindeyken, yahut çocuklarınızla, iyi bir evde yaşarken veya saatlerce pilates yaptıktan sonra kendinizi mutsuz, tatminsiz bulabilirsiniz. Herkesin güneye kaçma hayallerinin altında bu tatminsizliklerin yatmadığını söyleyebilir miyiz?

Bu sadece bireysel düzeyle de sınırlı değil, duygularını ve ihtiyaçlarını tanımlama kapasitesi olmayan bir topluluk bir grup olarak da aynı şekilde manipüle edilebilir. Örneğin Türkiye’de dini söylemler, yabancı düşmanlığı, bizimkiler iktidarda algısı gibi pek çok politik söylem insanların eşitlik, refah, güvenlik gibi ihtiyaçlarının karşılanmamasından doğan duyguyu/öfkeyi kendi amacı için kullanabiliyor. 

Dolayısıyla ne istediğini, neye ihtiyaç duyduğunu, ne hissettiğini anlamak öncelikle insanın kendine olan yabancılaşmasını ortadan kaldıracak ilk adım. Kendi duygusuna ve ihtiyacına açık olan bir insan ise güçlü bağlar ve özgür ilişkiler kurabilir. Bu hem bireysel hem de toplumsal düzeyde benzer şekilde gerçekleşir. 

Duygularını ifade edememek toplumsal bir ağraz. Ancak bunu çocuklara miras bırakmak zorunda değiliz. Yetişkinlerin bu konuda güçlenmesi çocuklara da doğru bir rehberlik için ilk adım. Yetişkinler için duygulara kulak vermemizi sağlayacak kaynaklardan biri Marshal Rosenberg tarafından yazılan Şiddetsiz İletişim kitabı. Kitapta Rosenberg 4 adımdan bahsediyor. Bunlar; içinde bulunduğun durumu gözlemle ve yorumla; gözleminle farkettiğin duyguları ifade et; duyguların altında yatan ihtiyaçları belirle ve son olarak ihtiyaçların karşılanması için kendinden veya karşındakinden ricada bulun. Yetişkinlerin hiç değilse çocuklarına doğru bir rehberlik için bu adımlara kafa yormaları önemli.

 

Çocukları Duygular Konusunda Güçlendirmek

Çocuklar için ise çocukların duygularını ifade etmelerini sağlayacak çocuk kitapları bulunuyor. Aslında son dönemde duyguları ifade etmeye yardım edecek epey kitap var; Öfkelendiğinde, Boşluk, Elveda Bay Muffin, Öfke, Ben’in Gemisi, Öfkenle Nasıl Başa Çıkabilirsin?, Beni Üzen Ne?, Hışırtı, Karanlıkta Dans, Leo’nun Kabusları, Pupa’nın Paltosu, Malena’nın Aynası  Üzüntü Kapını Çaldığında, Arkadaşım Korku, ve Sessizlikte gibi. Ancak bu yazının sınırları içinde duyguları anlamaya yardım edebilecek 3 kitaptan bahsedeceğim. Bunlar; Gönül Kuşu, Renk Canavarı, Duygularıyla Arkadaş Olan Çocuk

Duygularıyla Arkadaş Olan Çocuk

Ebeveynler kendisini/duygusunu ifade edemediğinde çocukların ne kadar zorlandıklarını deneyimlemiştir. Bu yüzden ilk olarak Duygularıyla Arkadaş Olan Çocuktan bahsetmek lazım. Zira kitap duygunun kabulu ve duyguları fark etmek üzerine bir içerik sunuyor. Bu amaçla kitap şu sorularla başlıyor: bugün bir duygu geldi mi ziyaretine? Kapıyı açıp davet edebilir misin onu içeri? Ne istediğini sorabilir ve öğrenebilir misin? Hoş geldin deyip anlattığı şeyi dinleyebilir misin? 

Bu sorulardan sonra kitap çocuklara duyguları fark etmenin diğer bir yolu olan bedeni dinlemeyi gösteriyor. Boğazında takılı bir şey, miden de bir boşluk hissi gibi duyguların bedensel yansımalarını algılamalarına yardımcı oluyor. Kitap aynı zamanda renk, sıcaklık, sertlik gibi sıfatlarla soyut kavram düzeyinin altında olan küçük çocukların da duygularını tanımlamalarına olanak veriyor.

Bu içerik çocukların hissedip tanımlayamadığı, başa çıkamadığı duyguları ve yansımalarını fark etme, tanımlama ve ifade etmelerini ve ifade edemediklerinde yaşadıkları zorluklarla baş etmelerini sağlayabilir.

Gönül Kuşu

Michal Snuit’in yazdığı Gönül Kuşu basımı tükenmiş kitaplardan ancak onu bu listeye eklememek eksiklik olur. Gönlümüzde bir kuş vardır diye başlayan kitap bir gönül kuşu üzerinden tarifliyor duyguları. Sedat Girgin’in çizimleriyle çok güzel bir gönül kuşu yarattığı kitap gönül kuşuna kulak vermeyi ve onu duymayı öğütlüyor öncelikle. Yani kendi iç sesimizi, kendimizi duymayı. 

Gönlümüzdeki bu kuş küçük kutulardan oluşmaktadır ve her kutuda bir duygu vardır. Her duygunun bir kutusu… Gönül kulu mutlu olduğumuzda mutluluk kutusunu, üzüldüğümüzde üzüntü kutusunu açar kuş. Bu kuş her zaman da söz dinlemez elbette. Bazen telaş kutusunu, bazen öfke kutusunu açıverir biz istemesek de. O zaman işler karışıverir. Gönül kuşu bazen heyecanlanır, bazen içine kapanır.

Duyguları bir kuş üzerinden tanımlamak çocuklar için somutlamayı ve tanımlamayı kolaylaştıran bir yöntem. Kitap çocuklarla duyguların çeşitliliği çalışmak, bazen kontrol edemedikleri duyguları anlamak için oldukça naif ve sıcak bir anlatıma sahip. Bu haliyle yetişkinler için de oldukça okunası bir kitap.

Renk  Canavarı:

Boşluk kitabıyla tanıdığımız ve bir çocuk kitabıyla bize yası, kayıbı ve büyümeyi anlatan Anna Llenas’ın duygular üzerine yazdığı ve resimlediği Renk Canavarı da Türkçeleştirildi. Anna Llenas çocuksu ve sade çizimleriyle oldukça zor konuları basit ve güçlü bir şekilde sunan bir yazar.  Burada sanırım üretim süreçlerinin bir parçası olan çocukları da rol oynuyor. Bu üretim süreçleri sosyal medyadan takip edilebilir.

Renk Canavarı’nda boşluk kitabından tanıdığımız Julia bu sefer duygularla karman çorman olmuş renkleri karışmış Renk Canavarı’na yardımcı ediyor. Kitapta karışan duygu renklerini ayırmak için boş kavanozlar bulunuyor, sonra başlıyorlar duyguları renklerine göre ayırmaya. Sarı renk mutluluk, mavi renk hüzün, kırmızı renk öfke, siyah renk korku, yeşil renk huzur hepsini ayrı ayrı kavanozlara koyuyorlar. Sonra Canavar’da bir renk kalıyor. O da pembe. Meğer Canavarın bu kadar karmaşık hissetmesini sebebi aşık olmasıymış. Diğer renkleri ve duyguları çıkarınca ortaya gerçek duygusu çıkıyor.

Duyguları renkler ve kavanozlar üzerinden çalışmak evde, okulda, atölyede küçük yaştaki çocuklarla da duyguları tanımlamak ve çizmek için oldukça somutlayıcı ve kolaylaştırıcı olacaktır. Zorlandığınız anlarda bir kaç kavanoz veya biraz renkli kalem ve kağıtla çocuklara destek olabilirsiniz.

*

Hem çocuklar hem yetişkinler için duygularını fark edebilmek ve ifade edebilmek hayatı her düzeyde zenginleştiren ve kolaylaştıran bir beceri. Duygusal ve sosyal ilişkilerinde kendini bilen, duygularını anlayan çocuklar için çocukları bu konuda güçlendirmek bir yetişkin sorumluluğu. Ama bunun için öncelikle kendimize bu konuda destek olmamız, duygularımıza kulak verip açık ve net iletişim kurabilmeyi öğrenmemiz gerekiyor.

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: