Yanan Zeytin Ağacı

Çok çok uzun zaman önce, hatta yazıdan belki de sözden bile önce toprakla buluşmuş bir zeytin fidanı vardı . Kim bilir bir çocuk oyun oynarken onu orada unutmuştu. Üstüne yağmurlar yağmış, yağmuru can suyu belleyen fidan da hemen kökler salmıştı toprağa. Bazı fidanlar köklenmeye meyyaldir. Kimileri yıllarca durur kupkuru, kimileri suyu bulur bulmaz kökler salar toprağa. Belki de toprağın içinde olup bitene duydukları meraktandır bu köklenişleri. Daha derine, daha derine salarlar köklerini. Köklendikçe yerin dibinde, göğe yükselişleri de o denli güçlü olur. Bizim fidanımız da pek meraklıymış, belki de yerin merkezine kadar salmıştır köklerini meraktan. Yer üstünde de dalları dolandıkça dolanmış…

Zeytin fidanının toprakla buluşmasının üstünden yıllar geçmiş.

5 yıl….

10 yıl….

100 yıl…

1000 yıl…

ve daha fazlası…

Bu zeytin o kadar çok şey görmüş ki; medeniyetler, yükselişler, çöküşler, karnavallar, şenlikler, acılar ve kayıplar.

düşe kalka büyüyen ve oyun oynayan çocuklar,

bir bakışta aşık olan insanlar,

küsenler, yolunu ayıranlar,

barışanlar, tekrar sarılanlar,

dünya üstündeki tüm rehberleri aşacak kadar tanıklık.

Hoş! tabiatın bilgisi kadimdir, topraktan gelir. Tanıklığa ne hacet ama yine de her tanıklık ağacın bir kıvrımına yerleşmiş böylelikle kıvrım kıvrım, bir halı gibi dokunmuş zeytin ağacının gövdesi.

Hala yaşar dururmuş bir aynı tepede.

Mavi; o kıvırcık saçlı mahallenin küçük cadalozu, ayaklanmaya başlar başlamaz zeytin ağacının yanına gider hep onun gölgesinde oynarmış oyunlarını.

Oyun arkadaşları değişmiş.

Boyu, huyu suyu değişmiş ama ağaca duyduğu dostluk hiç değişmemiş.

Her göz görmez, her kulak duymaz ama Mavi zeytini görmekten, Zeytin Ağacı onu duymaktan hiç vazgeçmemiş. Bilen bilir görmeye göz, duymaya kulak gerekmez. Mavi henüz dört karıştan biraz fazla iken saçını çeken komşunun oğlunu veya ona istediği oyuncağı almayan annesini, serpilip bir genç kız olduğunda gönlüne sevdası düşeni anlatmış ağaca.

Zeytin ağacı çok iyi bir dinleyiciymiş. Hiç sorgulamazmış. Bu yüzden de Mavi hep dürüstmüş ona. İnsanı doğrudan uzaklaştıran sorgulanma, onaylanma kaygısı değil midir?

Bu sohbetlerde Mavi ağaçla bir bütün hissedermiş kendini. O ağacın bir dalı, ağaç onun gövdesi… Saf dürüstlük insanın en aydınlık rehberidir. Bu yüzden zeytin ağacı mavinin rehberi olmuş. Kalbi daralıp ona derdini anlattığında, yolunu kaybedip ona yolunu sorduğunda ağaçla sesleri bir olur doğru yolu bulurmuş.

Hayat meşgalesi denen şey onları epey uzak düşürmüş bir süre. Mavi sarmallar içinde yalnız hissetmeye, yorulmaya başlamış ve bir gece yarısı Mavi kadim dostunu hatırlamış.

Eline bir mum aldığı gibi ağaca doğru yola koyulmuş. O gün her zamankinden zifiri karanlıkmış ama mavi kararlıymış ulaşmaya kadim dostuna.

Ancak ağacı bir türlü bulamamış. Belki karanlık belki araya giren zaman belki de duymayı unuttuğu içindeki ses…. kim bilir?

Uzun yollar, karanlık ormanlar geçmiş ancak ağaca yaklaşamamış bile. Gün ağarmak üzereyken tepenin başında dimdik duran ağacını görmüş Mavi. Koşarak gitmiş yanına. Önce sarılmış. Bir kavuşma ki, henüz öylesi yazılmadı kitaplarda. Hasret gidermiş dostuyla. Sonra dinlenmek için çöküvermiş dibine. Tam bir nefes dinlenecekken rüzgar elindeki mumdan bir damlacık ateşi ağacın gövdesine taşımış. Ve o bir damlacık ateş yakmaya başlamış ağacı.

Yolunu aydınlatsın diye eline aldığı mum… Ah ki ah!

İçin için yanan ağaç….

Ne yapacağını şaşıran mavi matarasındaki suyu dökmüş ateşe…

nafile…

dereden sular taşımış….

nafile…

su taşıdıkça ateş yayılmış. Ağaç her kıvrımından için için yanıyormuş.

Ağaç mı yanıyormuş, mavi mi yanıyormuş belli değil.

Sonra bir ses.

Zeytinin sesi mi mavinin iç sesi mi belli değil….

Ses demiş ki:

Vakti dolan her şey yanıp yok olmaya meyillidir.

Dert etme yangını,

Dert etme ateşi.

Döktüğün su nafile.

Sen yangından kalana bak. Küllerin arasından çıkacak cevhere bak. Şimdi al yeşil dallarımdan yeni yetme bir filiz. Onu göm toprağa, o yeşillensin göğe doğru.

Ölmesi gerekene de doğması gerekene de izin ver….

Bırak ben gideyim, benim köklerim yerin merkezine doğru gider ben yok olmam.

Senin döktüğün sular yeni filizlerin can suyu olsun… Bu sefer sen rehber ol o küçük filize.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: