Category Archives: denişik şeyler

Anonimliğin Telifi veya Farkların Aynılığı

Ancak etkileşimle var olabilen canlılarız. Etkileşim, çağrışım ve yansıma aslında özgün olan benin var oluşunun en önemli parçaları. Elbette her insan farklılığını kendi oluşturuyor, herkes aynı çağrışımlarda bulunmuyor. Ancak yine de her insanın yaratımının altında oldukça kolektif süreçler yatıyor. Yahut özgün veya farklı olduğunu düşündüğümüz süreçler benzeri sonuçlar doğuruyor.

Bu kolektiflik ve benzerlik tüm insanları birbirine bağlayan bir miras. Bundandır ki insanları, kültürleri, sınırlara ayırmak ve ayrı vatandaşlıklara bölmek öyle nafile ve anlamsız bir uğraştır. Her ne kadar kendimizi bu sınırlarla tanımlamaya alıştıysak da nafile.  Yıllar önce İlhan Başgöz’ün çömçe gelin yazısını okuduğumda en çok düşündüğüm bu sınırsız benzerlikti. Yazı Anadolu’da çömçe gelin adıyla anılan yağmur duasının izini sürmekteydi. Hindistan’dan Baltık ülkelerine kadar yağmur duasının aslında aynı motifleri içerdiğini keşfetmişti İlhan hoca.

Çömçe Anadolu’da kepçe anlamına gelir. Hepimizin çocukluğundan bildiğimiz, su birikintilerinde gördüğümüz kurbağa yavrularının iribaş evresine kepçe balığı denir. İnanış ve ritüel odur ki eğer kurbağayı bağırtırsan yine yağmur yağar. Çünkü ne zaman yağmur yağsa su birikintilerinde kepçe balıkları canlanmaktadır. İşte bu inanış benzeri motiflerle dünyanın her yerinde ritüel haline gelmiştir. Bugün birbirinden farklı kategorilerde tanımlayacağımız birçok ülke ve ülke vatandaşının folklorik birikiminde yerini almıştır.

Yeryüzünün farklı insanların gökten yağmuru aynı şekilde çağırması, ne kadar farklı olabiliriz sorusunu sormayı gerekli kılıyor.

lotusYine oldukça etkileyici hikâyelerden ve sembollerden birisi Lotus çiçeğidir. Budizm ve Hinduizm de lotus sağlığı, temizliği, bütünlüğü ve devingenliği ifade eder. Meşhur yoga oturuşunda da bütünleşmek vardır. Aynı kavramsallığı tasavvuf içinde buluruz. Vahdeti mevcut anlayışı bütünleşmeyi anlatır. Mükemmelleştikçe tanrılaşan, tanrıyla ve tanrının yarattıklarıyla bütünleş hal.

Yine gördüğümüz birbirinden farklı kültürlerde benzeri bir doğayla bütünleşme ve devingenliğin parçası olma, kendinden geçme bütünün parçası olarak yeniden doğma arayışını görebiliriz.

Bu durumlar oldukça yapısal veya etkileşimle açıklanabilecek durumlardır elbette. Ancak isterse etkileşimle, kolektif bir şekilde var etsin kendini isterse de benzeri yapılarda ve koşullarda ortaya çıkan hallerden bahsediyor olalım altı kalın çizgilerle çizilecek farklarımız olmadığı kanısındayım.

Bizleri birbirimize bağlayan ya da farklı farklı bir kılan benzerliklerimizle yeryüzünün insanları olmak ayrı gayrı savaş içinde olmaktan daha kolay değil mi?

 

Hatice Kapusuz

Yorum bırakın

Filed under denişik şeyler, halk dilinden (folklor)

GEZİ’DEN “Akşam Ezanıyla Eve Dönmeyen Çocukların Raksı”*

aşırı uçBildiğimiz tüm pratiklerin dışında akıyor  hayat.  Bir korku imparatorluğunun inşa ettiği korku duvarları ilk kez içimizde aşılıyor! Birbirinden kopuk bir nesil korkularını birbirine destek olarak aşıyor. Düşenin yerde bırakılmayacağını görüyor ve yaşıyor. Yalnız olmadığımızı hissediyoruz en çok da…

Özellikle çeşitli yollardan, yönlerden umut devşirmeye çalışmış kuşağın, içine, kendine döndüğü, yalnızlaştığı bir zamanda… Kentlerin, okul kampüslerinin, sosyalleşme alanlarının giderek birbirinden koptuğu, atomikleştiği bir zamansallıkta tekrar bunu hissetmek hafiften burun direğini titreten cinsten.

İçindeyken veya evde takipteyken kimi zaman gözlerim doldu, burnum sızladı, kimi zaman da çocuksu yerinde duramayan mutluluklar hissettim. En güzeli de “Dışarıda tarih yazılıyor” duygusunu hissetmek ve parçası olmayı arzulamak herhalde. Bir de arkadaşlarımıza bunu yapamazlar, birlikte olmalıyız, hissiyatı elbette. Ne kadar da güçlü kılıyor bizleri.

Oysa yıllardır gündem bir başbakanın iki dudağının arasında gidip geliyordu;

Kadın cinayetleri, tecavüzler, kürtaj yasağı, çocuk istismarları, ölümler, adaletsiz göz altılar, hukuksuz tutuklamalar, kapı önünde vurulan çocuklar, yerde sürüklenenler, HES’ler, açılımlar, kapalımlar, tehditler, buyruklar, faili meçhul cinayetler, ve suçlunun cezasız kalışı, üstüne üstlük ödüllendirilişi… Tüm bunlar karşısında orada burada ses çıkarmaya çalışan, evinde, işinde, dost sohbetinde vicdanı adalet duygusu yanan onlarca, yüzlerce, binlerce biz…

Ve ilk kez biz öndeyiz! Gündemi belirleme gücü sokaktaki insanlarda. Tüm bunlar ve sayılamayacak kadar çok adaletsizliğe karşı sokakta olanlarda. Medyanın yalancı, iktidarın zalim olduğu dökülmüşken ortalığa kendimizden ve yan yana durduklarımızdan gayri güveneceğimiz de kimse yok.

İktidar bu sefer sokakta olanın güzelliğini saniyede 500 yalan hızıyla gölge düşürme telaşında ama yemezler be Usta!

Ergen bir tavır ile her yerde miting düzenleyen, her gün ekranlara çıkan, birilerine söylev çeken ustanın ve kalfalarının yalanları malum. Ancak hakikat yerini aynı hızda buluyor.

bağzı şeyler

Asıl mesele ise iktidarı bunca zora sokan, sözüne, stratejisine yalandan ve karalamadan başka şans bırakmayanın ne olduğu aslında. Elbette toplumsal muhalefet hiç bir iktidar için hoş gelişler ola melodisiyle karşılanacak bir durum değil, hiç bir zaman da olmadı. Tarih bilgimiz bize iktidarların toplumsal muhalefete nasıl cevaplar verebildiğine dair ortak örnekler verebiliyor dünya tarihinden. Ya şiddetle bastırırsın, ya muhalefet içindeki belli grupların taleplerini içerir, muhalefeti parçalar bir kısmını marjinalleştirir bir kısmını muhalefet dışına çekersin, ya da temel talepleri içeren kapsayıcı bir tavırla egemenliğini pekiştirirsin .

İktidarın ilkini güçlü bir şekilde yaptığı malum, ikincisini yapmayı söylem düzeyinde yürütmeye çalışıyor ancak çok başarılı olduğu söylenemez.

Toplumsal hareketin buna verdiği tepki ise her şiddetli müdahalede birbirine daha çok yakınlaşmak ve cevabını iktidarı alaşağı edecek bir mizahla vermek oldu. Klasik ritimli sloganların yerini taraftar melodileri aldı. Muhafazakâr veya Kemalist bir ulus devletin vaat edebileceği tüm renklerden ve sözlerden çok daha fazlası çıkıverdi köşe başlarından. Apolitik denen genç kuşağın apolitikliğinin aslında klasik politik yapıya bir umursamazlık olduğu ve mevcut potansiyelin klasik politik düzlemi çoktan aşmış olduğu ortaya çıktı.

Klasik politik düzlemin sıkışıp kaldığı bariyerler ve kırmızıçizgileri, tüm zorluklarına rağmen yan yanalığımızla, birbirimizi dinleyerek aşılabildiğini görüyoruz. İktidar ve muhalefet varsın al takke ver külah eylesin dursun, sokakta var olan mizah ikisini de yerinden edecek güçte.

ohh biber

Çünkü bizler 80’lerde ve 90’larda çocuk olmuş, sokaklarda özgürce düşe kalka büyümüş bir kuşağız. Akşam ezanıyla eve çağrılan, dizlerinden yaraları eksik olmayan, elindeki 50 kuruşa meybuz, leblebi tozu alan, çamurdan dünyalar yaratan, iki minder bir tencere kapağına uzay mekiği yapan bir kuşağın gücüne elbette sizin rant kaygılarınız ve iktidar oyunlarınız yetişemez! Sadece tekrar sokaktayız ve yeniden oyun oynamaya başladık.

Ha söz gelmişken hiç bir zaman da çağrılan vakitte eve dönmezdik!

*Yazı aynı zamanda 29 haziran 2013’te radikal blogta yayınlanmıştır.

Yorum bırakın

Filed under çocuk gözünden, denişik şeyler

acılara susmak…

Taş olsam erir idim

Toprak oldum da dayandım

Demir olsam çürürdüm

Toprak oldum da dayandım… (bir ağıttan)

O kadar hiddet ve şiddet varken, o kadar acı varken böylesine huzurlu haller… Ülkenin her yanından ağıtlar yükselirken her şeyin güllük gülistanlık gibi oluşu, hayatın kendince keyfince akışı…

Televizyon artık polis şiddetini aktarırken her şeyi olduğu gibi yansıtabiliyor, sıradan öylesine bir şeymiş gibi ekranda sürüklenen insanlar, böcek gibi gaza boğulanlar, sahi bu nasıl böyle olabiliyor?

Eskiden şiddeti haklı kılacak görüntüler, cümleler, hikayeler eklenirdi şimdi buna bile ihtiyaç duyulmuyor olması! bu rahatlık neden?

Benim bildiğim bu ülkenin insanları çok sustu acılara, yıkımlara, yangınlara, sürgünlere, işkencelere, zulümlere… Sustular çünkü  başkalarının acılarının hep haklı bir hikayesi, hak edilmişliği vardı… Maraş’ta katledilenlerin, Sivasta yakılanların, sürgün edilen Ermenilerin, katledilen Kürtlerin, işkenceden geçenlerin bir suçu vardı. Kimi düşmanla işbirliği yapmıştı, kimini kullanmışlardı, kimi dini duygularımıza dokunmuştu.  Nede olsa çok kırılgan ve hassas bir memlekettik, insanlara mal olsa da kati önlemler alınmalıydı! Zulüm meşrulaştı gitti böylece. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under denişik şeyler, devletlüler

birilerinin içine devlet mi düşmüş?

Uzun süredir içinde bulunduğum sosyal ilişkilerde yoğunlukla hissettiğim şey kimsenin kimseyi anlamıyor ya da dinlemiyor olması. Boşluğa sarf ediliyor sanki sözler. Çoğu zaman bir dinleyen olmasa da olur gibi muhabbetler. Sözler muhatabını bulup da muhabbete döndüğünde de derdini anlatamıyor insanlar. Sanki aynı dil değil kullanılan, kategorik olarak aynı olsa da herkesin kelimelere yüklediği anlamlar başka başka, haliyle dil de başkalaşıyor.

Hele anlatmak ve anlaşılmak gibi bir derdiniz varsa işler daha da zorlaşıyor sizin için. Bunu belki de en çok yaşayanlar toplumsal düşünüş kalıplarının dışına düşmüş olanlar. Toplumsal mücadelelerin parçası olan, adalet talep eden, değişimden yana olan hemen hemen herkesin toplumsal düşünüş biçimleriyle, belki de gerçekle, yüzleştiği anlar hayal kırıklığıyla sonuçlanıyor. Hayal edilen, uğruna mücadele edilen bir çok şeyin fersah fersah uzak olduğunu fark ediyorsunuz. Sanki kullanılan kavramlar yabancı bir dilin anlaşılmazlığıyla yüklü.

Hayata ve insana dair bir şeyler söyleyen, hayal kuran biri için yüzleşilen bu mesafe, anlatamama ve anlaşılamama hali çoğu zaman bir duvara çarpma etkisi yaratıyor.

Kendimiz için hayatın parçası olan bir çok şeyin bu kadar anlaşılmıyor, anlatılamıyor olması, aşılması gereken eşiklerden veya duvarlardan biri; ama bir türlü aşılamıyor.  Konuşan için üzerine konuşulan kavramlar bu kadar hayata, insana, vicdana ve adalete dair iken toplumsal olayların değerlendirilmesi, algılanması ve alımlanması bunlardan oldukça uzak kalıyor.  Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under denişik şeyler, devletlüler

Kadından kadına devri alem…

Hepimiz günün bir kısmını sosyal medya karşısında geçiriyoruz. yüzlerce haber, yorum ve görüntü bir tıklama uzaklığında artık. Öyle ki onlarca çeşitlilikte şey zihnimizden, gözümüzden ve kulağımızdan gelip geçiyor. Bazen içimiz saydamlaşıyor diye düşünüyorum. Çünkü bir çok şey iz bırakmadan gelip geçiyor içimizden.

Ama son dönemde denk geldiğim keyifli videolardan birinin öylesine gelip geçmesini istemedim, ve video tekrar tekrar izlediğim bir video haline geldi. Linkten izlenebilecek video kadının görünümündeki evrimden bir kesit sunuyor. http://www.youtube.com/watch?v=k5SjTvquNKg&feature=share

Kesit, zira başka coğrafyalarda, farklı katmanlarda ve farklı zaman dilimlerinde başka başka kadınlar ve görüntülerin var olduğunu biliyoruz. Aristokrat kadınlardan, savaşçı kadınlara uzayan bir hatta hem de.

Bir hat çizip erkeklere baktığımızda bu kadar çeşitlilik var mıdır bilemiyorum, daha doğrusu biliyoruz ki yok, en azından bu kadar radikal bir değişim. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under denişik şeyler, kadın

ne varsa eskilerde var, dedeler hesabı mevsimler…

Vakit cemre zamanı, madem öyle cemre ve kökenine dair üç beş satır yazıp, mevsimlere eskilerin hesabından bakalım.

Cemre, bilindiği üzere ilkbahar başlangıcında yedişer gün arayla önce havada sonra su ve toprakta oluştuğu sanılan sıcaklık artışına verilen ad. Arapça olan sözcük kor durumunda ateş anlamına geliyormuş. Orta Asya’da ise İmre adı verilen bir cinden bahsediliyor.


Cin bahar başlangıcında titrek ışıklar saçarak ortaya  çıkarmış. Titrek ışıklar saçarak göğe yükselir, oradan  buzların üstüne düşer, buzları eritir, en son olarak da yere girip, topraktan buharların yükselmesine sebep olurmuş.

İşin güzeli aynı kavram Bulgarlarda zemire Azerbaycan’da cemle ismini alıyor. Yılların deneyimleriyle oluşan kadim bilginin insanlığın ortak mirası olması ve paylaşılması da ayrı bir tat veriyor.

Gel gelelim bu bilgilerle oluşan takvimde yer alan sayılı soğuk ve fırtınalara. Eskiler hesap etmişler saymışlar günleri, cemrenin düşüşünden bilmişler baharın çetin mi sıcak mı geleceğini. Ona göre ekip, ona göre biçmişler. Mayısın ortasında bu soğuklarda nereden çıktı diye şaşırmamak için bilip hesap etmeli evvelden ve eskilere kulak vermeli… Okumaya devam et

2 Yorum

Filed under denişik şeyler, halk dilinden (folklor)

bir başka masal, birimiz hepimiz, hepimiz biriz zaten!

iki çift laf edemez, bir şey üzerine tartışamaz olduk!
televizyondaki tartışmalar tat vermiyor çünkü her şey tekrar ediyor kendini. kafa açan, yeni olan, şaşırtıcı, heyecan veren, farklı olan bir şey dinlemek, görmek mümkün değil.
hacı yatmaz gibi bir o yana bir bu yana yatıyoruz.

memleket sevmek üç cümleyle,
özgürlükçülük üç cümleyle,
din üç cümleyle,
aşık olmak üç cümleyle.

dördüncüsü yok kimsede
cümle dediysek de öyle tek kelimeyle bir dünyayı anlatır cümleler değil, özne, tümleç yüklem!devrik cümlelerin tadı bile yok.
neden dersen yok zaten!
öyle görmüş, öyle bilmiş, biri demiş, beriki buyurmuş, ezelden öyleymiş…

üzerine düşünülmemiş,düşünülmeden özümsenmiş bir dünya yargı, yada üç beş yargı ile var olmuş bir dünya! Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under denişik şeyler