Tag Archives: masal

Kuyruklu Yıldız Masalı: Karanlıkta Görmek

Şimdi anlatacağım bu hikaye şehirlerde yıldızsız gecelerde yaşayan ama yıldızlara bakmayı ve yıldızların ışığını içinde taşımayı bırakmamış insanlar içindir. Hem küçükleredir, hem büyüklere. Hatırlatma mahiyetindedir.

Eskiler der ki; yok demesi, çok yemesi pek günahtır. Biri varı yok eder, diğeri toku aç eder.

İşte hikayelerin, masalların ve korkunç destanların kandil ışığında anlatıldığı o eski zamanlarda, evlerdeki ışık pek az gibiyse de aslında pek çokmuş. Görmeyi bilene.

Bu eski zamanlarda kandillerin zayıf ve titrek ışıklarını yüreklerdeki ışık parlatırmış. Yürekteki ışık az olanı çok edermiş, görünmeyeni görür, söylenmeyeni duyarmış.

Yüreklerdeki ışığın dışarıdaki ışıktan güçlü olduğu bu eski zamanlarda insanlar geceleri yıldızlara bakarlarmış. İnsanlar yıldızlarla konuşmayı onlardan akıl ve de fikir almayı bilir, yıldızların dilinden anlarlarmış. Çünkü göz ne kadar karanlıkta kalırsa ışığı görmeyi de karanlıkta yol bulmayı da o denli iyi bilirmiş. Böylece bu ışığın az, sözün çok olduğu gecelerde binlerce yıl ötesinden gelen yıldızların söylediklerini duymayı da öğrenmiş insanlar.

Yıldızlar insanlara kah yol göstermiş,
Kah ekim dikim zamanını söylemiş, kah fırtınaları haber etmiş.
İnsanlar yıldız haritaları çıkarmış.
O haritalarla yollar gitmiş, denizler aşmış.

Ama bu kadar değil elbette. Yıldızların bir mahareti daha varmış: gönülden geçeni gerçek etmek.

Bir yıldız eğer kayarken bir insana yakalanırsa, onu görenin gönlünden geçeni gerçek edermiş, ardında kalan tozlarını da yer yüzüne serpermiş.

Kadim bilgidir bunu herkes bilir.

Bazen kayan bu yıldızların ardından iri parçalar da düşermiş yer yüzüne. Bu parçalar da çocukların bahtına. Çocuklar nehirlerde, su birikintilerinde, bahçelerde bu yıldız parçalarının peşine düşermiş. Topladıkları yıldız parçacıklarını ceplerinde taşır, karanlık bastığında kendilerine ışık ederlermiş. Kanayan dizleri daha çabuk iyi olsun diye kendi yıldızlarını düşen arkadaşlarına verirlermiş.

Hayalleri gerçek etmiş bu yıldız tozlarını halen suların, nehirlerin içinde parlayan kumlarda bulmak mümkündür. 

Ancak insanın eli bulmaya, yeniye meyyaldir.

İnsan ışığı çoğaltmayı ve daha parlak ışık kaynakları yapmayı öğrenmiş. Böylece önce evler, sonra sokaklar aydınlanmış. Titrek kandil alevlerinin yerini parlak lambalar almış. Karanlık çöktüğünde görünmeyeni lambalar gösterir olmuş. Yeryüzündeki ışık artmış da artmış.

Dünyada ışık arttıkça yıldızları görmek zorlaşmış.
Işığa alışan insan gözü karanlığın içindeki ışığı seçemez olmuş. Işık arttıkça dilekleri gerçek eden yıldızları görmek zorlaşmış. Yıldız parçalarının peşine düşmek ise unutulup gitmiş. Eski zamanlarda cebinde yıldız parçası taşıyan çocuklar büyüyüp, onlarla yaraları nasıl iyi ettiklerini bile unutmuşlar.

Yeryüzünde çoğalan ışık yıldızlarla insanlar arasında bir perdeye dönüşmüş. Yıldızlara bakmayı unutan insanlar sadece gözleriyle, ışığın onlara gösterdiklerini görerek yaşamayı öğrenmişler. Oysa ışık gölgeler de yaratır. Bir yere ışık tuttuğunda başka yerler karanlıkta kalır.  İşte öylelikle ışık arttıkça, karanlık da artar olmuş. Aydınlık ve karanlık arasındaki denge bozulmuş. Eskiden güneşin batışı aydınlığı her yerden alıp giderken, bu yeni ışıklar kimi yeri aydınlatmış, kimi yeri karanlıkta bırakmış. Büyük ışıklı şehirlerde insanların görmedikleri şeyler artmış da artmış.

Yıldızlara bakmayı unutan insanlar apaçık olmayanı görmeyi, sessiz olanı duymayı ve gönülden dilemeyi unutmuşlar.

İnsan gönülden dilemezse eğer, hesapla kitapla diler. O da hiç aynı olur mu berikiyle?

Yıldızlara bakmayı unutan insanlar, onlara yol sormayı unuttukça; yol vermeyen dağlarla, denizlerle kavga eder olmuşlar.

Ancak yine de her gece yeryüzünü seven kuyruklu yıldızlar geçermiş gökyüzünden.

Yol soranlar için kutup yıldızı en parlak ışıklarını kuşanırmış aynı yerde.

Gök yüzüne bakmayı unutmayan birileri yakalarmış yine yıldızların kaçamak kuyruklarından.

Hatırlatma niyetinedir ki; gök kubbede yıldızlar aynı yerinde bizi bekliyorlar, herkese yetecek ışıkla. Engin gök kubbede yıldızlara baktıkça; insanın gönlündeki ışık çoğalır, daralan göğsüne ferahlık gelir. Gökte yıldızlarla konuşmayı bilen insan; karanlıkta kalanı, ışıkta büyüyeni, saklıyı ve apaçık olanı ayırt etmeyi bilir. Hatırlamak için karanlığa kaçmayı ve yıldızlara bakmayı unutmayın, şifa niyetine….

Hala dileğini hırsına değil yıldızlara emanet eden insanlardan olabilmek dileğiyle…

Yorum bırakın

Filed under masal

Kırmızı Ayakkabılar*

Bir zamanlar ayakkabıları olmayan öksüz bir çocuk varmış. Fakat çocuk, bulduğu bütün kumaş parçalarını biriktirmiş ve bir süre sonra kendisine bir çift kırmızı ayakkabı dikmiş.Görünüşleri kabaymış, ama onları seviyormuş. Günleri, hava iyice kararana kadar dikenli koruluklarda yiyecek toplamakla geçse de, ayakkabılar ona kendini zengin hissettiriyormuş.the_wild_within_edited-1.jpg

Bir gün paçavralar içinde ve kırmızı ayakkabılarıyla yoldan aşağı yorgun argın yürürken, yanında aniden yaldızlı bir at arabası durmuş. İçinde yaşlı bir kadın varmış. Onu eve götürüp kendi küçük kızıymış gibi davranacağını söylemiş.Böylece yaşlı zengin kadının evine gitmişler. Çocuğun saçları yıkanıp taranmış. Temiz beyaz iç çamaşırları, güzel bir yün elbise, beyaz çoraplar ve parlak siyah ayakkabılar verilmiş. Çocuk, eski giysilerini, özellikle de kırmızı ayakkabılarını sorduğunda, yaşlı kadın giysilerinin çok kirli ve ayakkabılarının çok gülünç olduğunu, bu yüzden onları ateşe attığını, orada yanarak kül olduklarını söylemiş.

Çocuk çok üzülmüş, çünkü çevresindeki bütün zenginliklere rağmen kendi elleriyle yaptığı basit kırmızı ayakkabılar ona en büyük mutluluğu veriyormuş. Şimdi hep uslu uslu oturmak, sekmeden yürümek ve kendisiyle konuşulmadan konuşmamak zorundaymış, ama yüreğinde gizli bir ateş yanmaya başlamış ve eski kırmızı ayakkabılarını her şeyden daha çok özlemeye devam ediyormuş.

Masumlar Günü’nde kilise topluluğuna kabul edilecek kadar büyüdüğünde, yaşlı kadın bu özel gün için hazırlanmış bir çift ayakkabı almak üzere onu yaşlı ve sakat bir ayakkabıcıya götürmüş. Ayakkabıcının sandığında, en güzel deriden yapılmış bir çift kırmızı ayakkabı duruyormuş; ayakkabılar adeta ışık saçıyormuş. Gerçi kırmızı ayakkabılar kilise için tam bir rezaletmiş, ama yalnızca yüreğindeki özlem ve açlıkla seçim yapan çocuk, kırmızı ayakkabıları seçmiş. Yaşlı kadının gözleri o kadar bozukmuş ki, ayakkabıların rengini görememiş ve parasını ödeyerek onları satın almış. Yaşlı ayakkabıcı çocuğa göz kırparak ayakkabıları paketlemiş.

Ertesi gün kilise üyeleri şaşkınlıkla çocuğun ayağındaki ayakkabıları süzüyormuş. Kırmızı ayakkabılar, parlatılmış elmalar gibi, yürek gibi, kırmızıyla yıkanmış erikler gibi parlıyormuş. Herkes bakakalmış; duvardaki ikonlar, hatta heykeller bile ayakkabıları uygun bulmadıklarını gösterir şekilde, bakakalmışlar. Ama kız, ayakkabıları her şeyden çok seviyormuş. Böylece papaz ses verip de koro uğuldadığı, org pompalandığı zaman çocuk hiçbir şeyin kırmızı ayakkabılarından daha güzel olmadığını düşünmüş.

Günün sonuna doğru yaşlı kadın, koruması altındaki çocuğun kırmızı ayakkabıları hakkında bilgilendirilmiş.” Asla, ama asla bu kırmızı ayakkabıları bir daha giyme!” diye tehdit etmiş yaşlı kadın. Ama ertesi pazar çocuk kırmızı ayakkabılarını siyahlara tercih etmekten kendini alamamış ve yaşlı kadınla küçük kız her zamanki gibi kiliseye doğru yola koyulmuşlar.

Kilisenin kapısında kolu askıda olan yaşlı bir asker varmış. Dar bir ceket giymiş ve kırmızı bir sakalı varmış. Saygıyla eğilmiş ve çocuğun ayakkabılarındaki tozu fırçalamak için izin istemiş. Çocuk ayağını uzatmış ve o da kızın ayak tabanlarını kaşındıran küçük bir dans şarkısı ritmiyle ayakkabıların altına hafifçe vurmuş. ”Dansa kalmayı unutma,” diye gülümsemiş ve göz kırpmış.

Herkes yine yan yan kızın kırmızı ayakkabılarına bakmış. Ama o kıpkırmızı, ahududu gibi, nar gibi parlak olan bu ayakkabıları o kadar çok seviyormuş ki, pek başka bir şey düşünemiyor, ayini de pek duyamıyormuş. Ayaklarını kah böyle, kah şöyle döndürüp kırmızı ayakkabılarına hayran olmakla o kadar meşgulmüş ki, koroya eşlik etmeyi unutmuş.

Yaşlı kadınla birlikte kiliseyi terk ederken yaralı asker bağırmış: “Ne kadar güzel dans eden ayakkabılar!” Sözleri kızın anında birkaç hızlı dönüş yapmasına neden olmuş.Ama bir kez hareket etmeye başlayan ayaklarını durduramayan kız, çiçek tarlalarından ve kilisenin köşesinden dans ederek geçmiş, öyle ki sanki kontrolünü tamamen yitirmiş gibi görünüyormuş. Bir gavotte, sonra bir csardas, sonra da yol boyunca tarlalardan kendi kendine vals yaparak geçmiş.

Yaşlı kadının arabacısı oturduğu yerden atlayarak inmiş ve kızın peşinden koşmuş, onu yakalayarak tekrar arabaya getirmiş, ama kızın kırmızı ayakkabıların içindeki ayakları sanki hala yere basmıyormuş gibi havada dans etmeye devam ediyormuş. Yaşlı kadın ve arabacı, asılıp çekmişler, kırmızı ayakkabıları çıkarmaya çalışmışlar. Bütün şapkalar yere düşüp bacaklar tekmeler savururken, ortaya görülmeye değer bir manzara çıkmış, ama sonunda çocuğun ayakları sakinleşmiş.

FullSizeRender+8.jpg

Eve dönünce yaşlı kadın kırmızı ayakkabıları çıkararak bir rafın üstüne fırlatıp atmış ve kızı, onlara bir daha dokunmaması için uyarmış.Ama kız onları izleyip özlem duymaktan kendini alamamış. Ona göre bunlar hala, yeryüzündeki en güzel şeylermiş.

Çok geçmeden, kader bu ya, yaşlı kadın yatağa düşmüş ve doktor gider gitmez kız kırmızı ayakkabıların saklandığı odaya dalmış. Rafın üstünde, epey yükseklerde duran ayakkabıları süzmüş. Süzüşü daha uzun bir bakışa, uzun bakışı da güçlü bir arzuya dönüşmüş, o kadar büyük bir arzu ki, kız ayakkabıları raftan alıp, ayaklarına geçirmiş ve yaptığının hiçbir zararı olmayacağını düşünmüş. Ama ayakkabılar topuklarına ve ayak parmaklarına değer değmez, dans etme dürtüsüne yenik düşmüş.

Ve böylece dans ederek kapıdan çıkmış, merdivenlerden inmiş ve ardı ardına hızla önce bir gavotte, sonra bir csardas, sonra da büyük, cesur bir vals dönüşü yapmış. Kız,  zafer duygusu içindeymiş ve sola doğru dans etmek isteyip de ayakkabılar sağa doğru dans etmekte ısrar edene kadar başının belada olduğunu kavramamış. Dönerek dans etmek istediğinde ise, ayakkabılar öne doğru dümdüz dans etmekte ısrar ediyormuş. Ve ayakkabılar kızı dans ettirirken, öteki tarafına dönmek yerine sağ tarafına, yola doğru dans etmişler ve onu çamurlu tarlalardan geçirerek karanlık ve kasvetli ormana doğru götürmüşler.

Orada bir ağaca dayanmış halde kırmızı sakallı, askıdaki kolu ve dar ceketiyle yaşlı asker duruyormuş.”Olur şey değil!” demiş. ”Ne güzel dans eden ayakkabılar!” Dehşete düşen kız, ayakkabıları çekerek çıkarmaya çalışmış, ama o asıldıkça, ayakkabılar ayaklarını daha sıkı kavramış. Bir ayağı üstünde zıplayarak ötekinden ayakkabıyı çıkarmaya çalışmış ama, yerdeki diğer ayağı bu durumda bile dans etmeyi sürdürüyor, elindeki ayak da dansın kendine düşen kısmını yapıyormuş.

Ve böylece dans etmiş, etmiş, etmiş… En yüksek tepelerde ve vadiler boyunca, yağmurda, karda ve gün ışığında dans etmiş. En karanlık gecede ve güneş doğarken dans etmiş ve alaca karanlıkta hala dans ediyormuş. Ama bu güzel bir dans ediş değilmiş. Korkunç bir dans edişmiş ve kız için dur durak yokmuş.

Dans ederek bir kilise avlusuna girmiş ve oradaki korkunç bir hayalet içeri girmesine izin vermemiş. Hayalet ona şu sözleri söylemiş: “Bir hayalete, hortlağa dönüşene kadar, bir deri bir kemik kalana kadar, dans eden bağırsakların dışında senden bir şey kalmayana kadar kırmızı ayakkabılar içinde dans edeceksin. Bütün köylerden kapı kapı dolaşıp dans ederek geçeceksin, her kapıya üç kez vuracaksın ve insanlar açıp baktıklarında seni görüp kendileri adına senin yazgından ürkecekler. Kırmızı ayakkabılar dans ettikçe sen de dans edeceksin.” Kız merhamet dilemiş, ama daha fazla yalvaramadan kırmızı ayakkabıları onu uzaklara götürmüş. Fundaların üstünde dans etmiş, akarsulardan geçmiş, çalılıklardan atlamış, hiç durmaksızın dans ederek eski evine gelmiş. Evde yas tutuluyormuş. Onu eve alan yaşlı kadının o yokken öldüğünü öğrenmiş. Ancak o dans etmeye devam etmiş; yapması gerektiği gibi, dans etmiş. Sefil bir bitkinlik ve dehşet içinde kasabanın celladının yaşadığı ormana kadar dans etmiş. Ve kızın eve yaklaştığını hisseden celladın duvarındaki balta titremeye başlamış.

Kapıda hala dans ederken bir yandan da cellada “Lütfen!” diye yalvarmış.” Lütfen ayakkabılarımı keserek çıkarın ve beni bu korkunç yazgıdan kurtarın.” Bunun üzerine cellat kırmızı ayakkabıların bantlarını baltasıyla kesmiş. Ama ayakkabılar hala ayağında duruyormuş. O zaman kız ağlayarak cellada, hayatının hiçbir değerinin olmadığını ve ayaklarını kesmesi gerektiğini söylemiş. Cellat da ayaklarını kesmiş. Ve içinde ayaklar olduğu halde kırmızı ayakkabılar dans etmeye devam ederek ormana doğru uzaklaşmış, tepelere çıkmış ve gözden kaybolmuş. Kız artık zavallı bir sakatmış ve hayatını sürdürebilmesi için başkalarına hizmet etmesi gerekiyormuş ve bir daha asla, asla kırmızı ayakkabıları arzulamamış.

* Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabından.

Yorum bırakın

Filed under halk dilinden (folklor), kadın, masal

Sonbahar Masalı

dsc_1069

Sonbahar bir masaldır. Masalsı değil masal. İçinde yazdan kalma bir kaç damla güneş, yılın biriktirdiği hüzünler, yeni bir varoluştan bahseden kasımpatları, kendini güze saklamış ekşi elmalar, kışı dallarında bekleyen narlar, yeni hikayeler için yola düşmüş kıtalar denizler aşacak göçmen kuşlar hepsi sonbahardır. O yüzden masalda kalbinizi yumuşatan, heyecanlandıran ne varsa sonbaharda vardır.

Tabi bu yılların emeği, birikimi…

Çok çok eski zamanlarda ne sonbaharın ne de diğer mevsimlerin yaşanmadığı zamanlardan bahsedilir. Mevsimlerin olmadığı bu zamanlarda dünya sadece iki renkten oluşurmuş, siyah ve beyaz. Aydınlık ve karanlık. Renklerin olmadığı bu dünyada düşler, hayaller ve mucizeler de yokmuş. Herkes yapması gerekeni yapar, söylemesi gerekeni söyler, erken kalkar erken yatarmış. Renklerin olmadığı bu dünyada masallar, hikayeler ve şarkılar da yokmuş. Bir tek marş denen bir şey varmış her daim her yerde büyük bir ciddiyetle söylenirmiş bu marşlar. Ancak ne çiçekler, ne ay, ne de kuşlar üzerine yazılmış şiirler, şarkılar, oyunlar yokmuş.

Tam bir yokluk hali…

Günlerden bir gün dünyaya hep gri bir dumanın ardından biraz da kibirlice bakan güneş hapşırmış. Güneşin hapşırmasıyla birlikte her yere güneş damlaları saçılmış. Dünyaya pek pas vermeyen güneş bu saçılıp dağılma işine biraz bozulduysa da çok da belli etmemiş. Ama güneş damlalarının dünyanın ve galaksinin her yerine dağılmasını da engelleyememiş.

Bu damlaların büyükleri yıldız olmuş. Büyükçe başka  bir tanesi ay olmuş. Mini mini bir kaç güneş damlası bir su birikintisine düşmüş. Güneş damlalarının suya düşmesiyle birlikte suyun üstünde dalga dalga bir renk belirmiş. Suyun üstünde oluşan ve insanların daha sonra mavi adını verdikleri bu renk tüm sulara yayılmış. Mavi renk dağıldıkça  gök yüzündeki grilik mavileşmiş. Güneş damlaları çok sıcak olduğundan suya düşen damlalar sudan buharların çıkmasına neden olmuş. Buharlar yükselmiş, yükseldikçe birleşmiş ve ilk bulutları oluşturmuşlar, beyaz, kocaman bulutlar.

dikmen5Bulutlar çok uzun süre aynı gök yüzünde durmayı sevmez. Bulutlar hem gezmişler gökyüzünü, hem de gezdikleri yerlerde yağmur olup damla damla yer yüzüne düşmüşler. Bu gök ile yerin ilk buluşmalarında tabiat ana uyanmış. Her yeri mis gibi toprak kokuları sarmış. Tabiat ana gökten düşen bir kaç damla güneşin ardından tohumlar ekmiş, fidanlar büyütmüş, göğe uzanan serviler yetiştirmiş, uçsuz bucaksız kırlarda çiçekler açtırmış. Maviler, yeşilliklere dönüşmüş, yeşillikler renk renk çiçeğe bürünmüş. Doğanın renklenmesinin 100. gününde bülbül ilk şarkısını söylemiş güle. Bülbülün şarkısını duyan bir çocuk bir oyun uydurmuş aklından, toplamış arkadaşlarını başlamışlar oynamaya. Bir kadın görmüş çocukların oyununu. Tanık olmuş çocuk kahkahalarına. Çocukların neşesi, neşeli bir şarkıya dönüşmüş kadının dillinde. Kadının şarkısını duyan adam aşık olmuş kadına.

Bir marangoz yoldan geçerken tanık olmuş aşka. O günden sonra dünyanın en güzel renklerinden ahşap oyuncaklar yapmaya başlamış. Marangoz hayatı boyunca aşkla yapmış işini. Çocuklar aşkla yapılmış oyuncaklarla oynamışlar.

Sevgiden doğmuş en güzel masallar, şiirler, hikayeler. Hikayeleri, masalları ve şiirleri dinleyenler uykularında rengarenk düşler görmüş.

Düş hayatın kaynağıdır. Her kaynak gibi beslenmeye ihtiyaç duyar. Düşleri beslemek, yeni yeni düşler görmek için bazen durup dinlenmek, yenilenmek, silkinmek gerekir. Bu yüzden tabiat ana, her şeyi ile bolluk olan yazın bitiminde daha güzel düşleri doğurmak, iyiyi güzeli beslemek için uykuya yatar. Tabiat ana uykuya daldığında doğa da yavaş yavaş uykuya dalar.

Böylece sonbahar her şeyin başı ve sonu olarak doğar. Sonbahar önce tüm yorgunlukları, kırgınlıkları ve hüzünleri alır, onları hüznün sarısına, umudun yeşiline, arzunun kızılına boyar. Sonra onları usul usul toprağa emanet eder ki, toprak her zaman aldığını daha güzel eder de verir bahara. Sonbahar yeniden uyanmak için tabiatın uykuya dalışıdır, o yüzden en güzel düşler sonbaharda görülür. Sonbahar düştür, masaldır. Masalsı değil masaldır.

Yazan: Hatice Kapusuz

Yorum bırakın

Filed under çocuk, masal

Farklılıklar Üstüne Çocuk Kitapları

Sınıfınızda mülteci var mı sorusuna bir öğrenci “hayır bizim sınıfta herkes çocuk cevabını” verdi. Öte yandan dünyanın her yerinde yabancı düşmanlığı ve ırkçılık yeniden yükseliyor.  Ayrımcılık, tek tipleştirme, farklılıkların dışlanması içinde yetiştiğimiz toplumda öğrendiğimiz davranış biçimleri. Oysa tersine bir dünya için farklı çocuk kitapları mevcut.

Farklılık, dışlanma, ayrımcılık gibi  konuları çocuklarla konuşmaya olanak verecek kitaplardan bir kaçı şöyle:

Mantovanin_Cuceleri-22831- Mantova’nın Cüceleri

Mantova’nın Cüceleri bir zamanlar sarayda kral ve ailesini eğlendirmek için yaşayan cücelerin başkaldırış hikayesini anlatıyor. Günün birinde cüceler cüce oldukları için gördükleri muameleden çok sıkılırlar. Cücelikten kurtulmak için de cüce evlerinden çıkar ve istedikleri işleri yapmaya başlarlar ve fark ederler ki cüce evlerinden çıktıktan sonra daha az cücedirler ve daha güçlüdürler.
Montava’nın Cüceleri bir güçlenme kalıpları ve rolleri yıkma masalı.

Yazar: Gianni Rodari
Yayınevi: YKY
Yaş: 3-6

 

0000000414419-12- Pezzettino

Pezzetino, İtalyanca zerrecik anlamında kullanılıyor. Hikaye de ise herkesin çok önemli ve büyük  işler yaptığı dünyada küçük Pezzetino’nun ait olduğu bütünü bulma çabasını ve aslında kendi bütünlüğünü keşfedişi anlatılıyor.

Kitap çocuklara yönelik ayrımcılık, çocukların kendi potansiyellerinin görülmesi konularında kullanılabilecek oldukça iyi bir felsefi metin niteliğinde.

Yazar: Leo Lionni
Yayınevi: Elma Çocuk
Yaş: 3-6

 

738450_23- Kısa Kulaklı Tavşancık

Tavşanlar uzun kulaklarıyla bilinirler oysa bizim tavşancığın kulakları kısacık. Tavşancığın arzusu herkes gibi uzun kulaklı olmak. Bunun içinde elinden geleni yapıyor. Denemeleri ise oldukça radikal ve eğlenceli.

Kitap farklılıklar üstüne konuşmak için keyifli bir kaynak.

Yazar:Julia Liu
Yayınevi: YKY
Yaş: 3-6

 

0000000414889-14- Akkuzu Karakuzu

Tüm koyunların ak olduğu bir sürüde doğmuş kara bir kuzu ve tüm koyunların kara olduğu bir sürüde doğmuş ak bir kuzu. İkisi de sürülerinden farklı oldukları için dışlandılar ve kendilerine benzerleri bulmak için yola çıktılar. Sonunda herkesin birbirine benzediği değil kimsenin birbirine benzemediği bir sürü buldular. Buldukları sürü  ise gök kuşağı renginde.

Kitap farklılıklarla bir arada yaşamak ve toplum nasıl olmalı gibi  sorular eşliğinde okunabilir.

Yazar: Stefano Bordiglioni
Yayınevi: Can
Yaş: +5

 

0000000270132-15- Kanatlı Kediler Masalı

Günün birinde bir sokak kedisi 4 yavru dünyaya getirdi ancak yavrular ne kendisine ne de diğer yavrulara benzemiyordu. Yavruların kanatları vardı. Onlar uçabilen yavrulardı ancak farklılıklarıyla şehirde yaşamaları mümkün değildi. Bu yüzden yavrular kırlara,  insanların onları rahatsız etmeyeceği yerlere yolculuk etmek zorunda kaldılar. Seride yer alan kitaplar yavruların yolculuklarını, insanlarla ve diğer canlılarla kurdukları ilişkileri ve şehre geri dönüşlerini anlatıyor.
Dört kitaptan oluşan seri farklı olmak, kentsel dönüşüm, sahiplenmek ve özgürlük gibi bir çok kavramı ele alıyor.

Yazar: Ursula K. Leguin
Yayınevi: Günışığı
Yaş: +7

 

735967_26- Farklı Ama Aynı

Keçi sürüsünde dünyaya gelen küçük oğlağın ön ayakları çok güçsüzdü bu yüzden yürüyemiyor ve diğer oğlakların oyunlarına dahil olamıyordu. Çoban ise bu soruna bir çözüm bularak oğlağın koşup oynaması için bir araç geliştirdi. Böylece oğlak arkadaşlarına gönlünce dahil olabildi.

Farklı ama Aynı, engellilik ve engellilere yönelik ayrımcılık konusunu konuşmak için oldukça uygun.

Yazar: Feridun Oral
Yayınevi: YKY
Yaş: 3-6

 

danssevenhipo-800x8007- Dans Etmesini Seven Hipopotam

Hipopotam dans etmesini çok seviyor ancak arkadaşları onunla bir hipopotam dans etmez diye dalga geçiyordu. Bizim hipopotam da gizli gizli dans ediyordu.

Kitap kalıplar ve roller üstüne eğlenceli ve danslı!

Yazar: Şükran Oğuzkan
Yayınevi: Kök
Yaş: 3-6

 

0000000709418-18- Suyu Sevmeyen Krokodil

Krokodil kardeşler Margo, Marlon, Mörvin, Marvin, Mörfi  suyu çok seviyordu ama kardeşleri Arnıld sudan nefret ediyordu. Onun farklı zevkleri, istekleri vardı. Onu suya sokmak için çok uğraştılar ama günün sonunda Arnıld’ın farklı olduğunu kabul ettiler.

Suyu Sevmeyen Krokodil, kalıpların dışında olmak ve farklı bir yaşamı tercih etmek üstüne.

Yazar: Gemma Merino
Yayınevi: Pearson
Yaş: 3-6

 

0000000243616-19- Sadece Mor Rengi Seven Kral

Ülkelerin birinde sadece mor rengi seven ve mor renk dışında ne bir duvarın boyanmasına ne de bir çiçeğin yetişmesine izin vermeyen bir kral yaşarmış. Ama doğaya baskı yapmak ne mümkün! Rüzgarla gelen birkaç tohum, kralın keyfini kaçıracak güzel renkler katarmış bahçelere.

Sadece Mor Rengi Seven Kral, zor kullanmak ve tek tipleştirmek ve buna karşı mücadeleyi anlatıyor.

Yazar: İsmail Kaya
Yayınevi: Kök
Yaş: 3-6

 

0000000360123-110- Sakız Cinleri

Sakız Cinleri büyülü bir zamandan sesleniyor. Hem de tüm çocukların rengarenk bisikletlerinin olduğu  bir dönemden. Demirkazık adlı bir köyde büyük bir sakız ağacı varmış ve tüm çocuklar bisikletlerini  buraya bırakır sakız cinleri bisikletlere bakar pırıldamalarını sağlarlarmış. Günün birinde bu yere Burcu ve annesi gelmiş. Burcu’nun bir bisikleti yokmuş. Bisikleti olmadığı için bir türlü oyunlara dahil olamamış, hırpalanmış ve hastalanmış. Sakız ağacının cinleri hem küçük kıza bir bisiklet yapmış hem de onu iyi etmişler. Ancak kızın hastalanması aynı zamanda büyünün de sonu olmuş.

Sakız Cinleri, dışlamanın bozduğu büyüler üstüne tılsımlı bir öykü sunuyor.

Yazar: Alkım Yaka
Yayınevi: KÖK
Yaş: +5

 

0000000609268-1.jpg11- Sevgi Canavarı

Sevgi canavarı çok sevecen, ancak sevimlilik dünyasında bir yeri yok. Zira herkes tüylü ve sevimli hayvanları seviyor. O da kendine benzeyen birilerini bulmak için yollara düşüyor.

Sevgi Canavarı farklı olanın dışlanması üzerine.

Ayrıca sevgi Canavarı serisinin diğer iki kitabı Son Çikolata paylaşmak ve Mükemmel Hediye ise tüketim meselesini oldukça farklı biçimde ele alıyor.

Yazar: Rachel Bright
Yayınevi: 1001 Çiçek
Yaş: 3-6

 

0000000695917-112- Seslerin Perisi Işık

Seslerin Perisi Işık, renkleri, sesleri, kokuları, notaları tanıyan onlarla dans eden, beyaz değneği ile arkadaşlarına büyüler yapan görme engelli bir kız çocuğu. Kitap Işık’ın engelli yüzden ayrımcılığa uğrayışını ve arkadaşlarının öğretmenleri sayesinde Işık’ın dünyasını anlamaya başlamalarını anlatıyor.

Yazar: Yota K. Alexandrou, Effie Lada
Yayınevi: Kuraldışı Çocuk
Yaş: +3

 

 

 

0000000669968-113- Hayta

Hayta Venezuela sokaklarından bir yoksulluk hikayesi anlatıyor. Hayta yoksul olduğu için çoğunlukla aç, ayağında ayakkabısı olmadan sokaklardadır. Bu yüzden de kimse ona adıyla seslenmez, o herkes için “Hayta”dır. Kitap yoksulluk sebebiyle yaftalanma, çocuk çetelerinde kaybolma ve müzikle yeniden var olma ve bir isme sahip olma hikayesi. Simon Bolivar Orkestrası müzisyenlerinin gerçek öykülerine dayanan kitap en temel ayrımcılık türlerinden biri olan yoksulluğu ele alıyor.

 

Yazar: Angeliki Darlasi
Yayınevi: Kuraldışı Çocuk
Yaş: +7

 

0000000392015-114- Köpekler Bale Yapmaz

İnsanlar bir çok kalıp düşünceye sahipler ve bu kalıplar bir çoklarımızın istediklerini hayallerini yapmalarına engel oluyor. Buradaki mağdurumuz da bir köpek. O diğer köpeklere benzemiyor, müziği ve dansı seviyor ancak insanlar onun dans etme çabasını küçümsüyor. Köpeğimizin kalıplara karşı dans etme mücadelesi!

Yazar: Anna Kemp
Yayınevi: Pearson
Yaş:3-6

 

0000000392014-114- Gergedanlar Krep Yemez

Yetişkinlerin ciddi dünyası ve gerçekler dünyası her zaman örtüşmüyor. Evde krep seven bir gergedan var ve maalesef Begüm’ün anne babası bunun bir hayal olduğunu zannediyor. Kalıp yargılar çocukları duymanızı ve onları anlamanızı engelleyebilir. Bu yüzden çok tehlikelidir.

Yazar: Anna Kemp
Yayınevi: Pearson
Yaş: 3-6

15941012_1791351707795034_414014812545725807_n.jpg
15- Barış’ın Gezintisi

Tübitak’tan Otizm Hakkında Bir Öykü. Öykü otizmli Barış ve ablalarının parktaki gezintisi eşliğinde otizme ve otizmli bireylerin etrafını nasıl algıladığına dair bilgiler paylaşıyor. Kitap hem akranları, hem ebeveynler için otizmli bireyleri anlamak için iyi bir kaynak.

Yazar: LaurieLears
Yayınevi: Tubitak
Yaş: 7+

 

Derleme SolFaSol Eylül sayısı için yapılmıştır.
Derleyen: Hatice Kapusuz

Daha fazla çocuk kitabı için: Evvel Zaman Kitaplığı

 

15941012_1791351707795034_414014812545725807_n.jpg

4 Yorum

Filed under çocuk, masal

Nar Ağacı, Serçe ve Mori

Küçük bir nar ağacının dalındaki serçe ve dalına konduğu nar ağacı tanıktı her şeye.

nar-cicegi-yagiO zamanlar nar ağacı genç bir ağaçtı. Bir bahar günü dikilmesinin üstünden tamı tamına beş yıl geçmişti. Artık onun çiçekleri de renk katıyordu doğaya. Artık onun çiçekleri de meyveye dönüyordu. Meyveleri kurtların, kuşların, afacan çocukların ağızlarında tatlanıyor, yere düşüp ballanan meyvelerinden börtü böcek şenleniyordu. Küçük nar ağacı bu halinden çok memnundu. Büyüdükçe doğadan aldığından fazlasını doğaya verir olmuştu. Dallarının gölgesi, çiçeklerinin kokusu ve meyvelerinin lezzetiyle inanılmaz genç bir ağaç olmuştu. Çiçeklerine şarkı yazanlar, sevgilisini nar ağacına benzetenler, sevdiğine dalından bir nar koparıp hediye edenler, gönlünü daha da fazla okşuyordu. Eski tek dal fidan hallerinden eser kalmamıştı. Kendine yer bulmaya çalıştığı doğanın vazgeçilmez bir parçası olduğunu hissediyordu. Büyüyor, büyüdükçe daha çok oluyordu. Tüm bu yıllar ve olup bitenler boyunca nar ağacının can dostu serçeydi.

“Serçeler çok güzel kuşlardır. Şehirlerin küçük güzellikleridir ancak herkes onların ne kadar müthiş olduklarını, şehirlere ne kadar yakıştıklarını anlayamaz maalesef. Siz sakın serçeleri görmezden gelenlerden olmayın.”

Ama şehirlerden uzak bu iki dost birbirinin kıymetini ilk günlerden beri bilip, sevgide hiç kusur etmemişlerdi birbirlerine. Hep hakkıyla, dolu dolu sevmişlerdi birbirlerini. Nar ağacı küçük serçenin ilk uçuş denemelerine tanıktı. Serçe ise o ilk yıl zar zor açabilen ilk nar çiçeğine. Nar Ağacı serçenin ilk yavrularını biliyordu. Serçe ise ağacın üçüncü yılında dalında yetiştirdiği iki nara şahitti.

1-Pcs-Chinese-Traditional-Animal-Painting-Prints-on-Canvas-Retro-The-Birds-On-The-font-b.jpgBu iki güzellik birlikte laflamayı, vadide olup bitenler konusunda konuşmayı, insanları izlemeyi çok severlerdi. Ancak ikilinin en çok sevdiği şey küçük insanları izlemek, onlara tanık olmaktı. Vadide yeni bir bebek doğduğunda onun nasıl bir yetişkin olacağına, nasıl bir insan olacağına dair iddiaya girerlerdi. Henüz tanıklıkları biraz kısıtlıydı çünkü insan yavruları biraz yavaş gelişiyorlardı. Bir serçe yavrusu  birkaç ayda yuvadan uçabilirken, insan yavrusu bırak uçmayı, yürümeyi bile 1 yılda ancak öğreniyordu. Yine de apalak topalak nar ağacının dibine gelen insan yavrularını ikisi de çok seviyordu. Küçükler büyüklerden daha iyi oluyorlardı sonuçta. Mesela çocuklarda tüm ağaçlar ve canlılar kendilerine aitmiş, onlara istediklerini yapabilirlermiş gibi davranan kibirli haller pek olmuyordu.Üstelik bu küçük canlıların hemen hepsi henüz hayallere sahiptiler.

“Bilirsiniz insanlar ikiye ayrılır, hayalleri olanlar ve hayal kurmayı unutanlar. Hayal kurmayı unutanları bilirsiniz. Sıkıcı derecede hayatın gerçekleri denilen bir şeylere inanırlar. Bu yüzden sıkıcı ve ciddidirler ve hayatları sadece insanlar üstünedir. Oysa hayal kurmayı unutmayanlar, çocukluk yeteneklerini de kaybetmezler. Bu yetenekleriyle doğayı dinleyebilir, kedilerle ve kuşlarla konuşabilir ve gerekirse başka canlılara bile dönüşebilirler. Ama maalesef bugünkü dünyamız hayal kurmayı unutmuş sıkıcı yetişkinlerle doludur. Ve yine maalesef serçemiz ve nar ağacımızın yaşadığı vadide yaşayanlar da öyleydiler”

Hayallerini unutup katı bir gerçekliğe inanan yetişkinler dünyamızda olduğu gibi bu vadide de adaletsiz bir hayat yaratmıştı herkes için. Vadideki tüm yetişkinlerin hayali vadinin baş yöneticisi olmaktı. Vadinin baş yöneticisi dediysek aklınızda iyi bir şey canlanmasın. Bu vadide baş yöneticiler herkesin hayatına karışırlar. Kim neyi sevecek, kim neyi yiyecek, kim ne giyecek hep karışırlar. Verdiklerini kimine az, kimine çok verirler. Geri kalan insanlar ise bu hale itiraz etmek yerine günün birinde baş yönetici olup diğer insanlara karışmayı hayal ederler.

Küçük insanlar hariç. Onların başka başka fikirleri, hayalleri vardır. Elbette hayal konusunda en iddialılarından biri de Mori’ydi. Mori 6 yaşındaydı ve 6 yaşındaki bir çocuk için uygun bulunan şeyleri yapmak konusunda biraz isteksizdi. O hep nar ağacının dibine uzanır, ağaçla ve serçeyle sohbet eder, bulutlara bakar, uçsuz bucaksız gökyüzünde hayaller kurardı.

O gün de gün boyu gök yüzüne bakarak hayallerinin peşinde uçurtma uçuran Mori, yıldızlar çıktığında bile oradaydı. Herkes onu arayadursun o kayan yıldızların peşindeydi. O yıldızın peşinden bu gezegene, bu yıldızın peşinden o yıldıza, şu kayan yıldızın kuyruğuna kurdele, bu yıldıza uçurtma derken orada uyuya kalmıştı.

O gece hep hayal ettiği gibi rüyasında da uçmayı denemiş ve başarmıştı. Tüm vadinin üstünde uçup göçmen kuşların peşine takılmıştı. Uçarken başka başka vadiler, yerleşim yerleri, çocuklar görmüştü. Sabah uyandığında uçmanın hafifliği ve birçok yer görmenin güveni vardı üstünde, biraz da şaşkınlığı. Yıldızların altındaki geceden sonra odasında uyanmak ise onu epey şaşırttı.

“Sonunda birisi Mori’nin meskeni nar ağacını akıl etmiş ve küçük kızı orada uyurken bulup eve getirmişlerdi.”

Kalktı, dışarı çıktı anneannesi yine her zamanki gibi erkenden kalkmıştı, ocaktaki taze sütün kokusu her yeri sarmıştı. Koşarak gidip anneannesinin eteğine sürtündü.

“Orası dünyanın en huzurlu yeriydi galiba.”

Anneannesinin her zamanki kokusuna ocağın isi karışmıştı. Kokuyu içine çekti. Seviyordu bu kokuyu. Tanıdık kokularla gelen güven duygusu içini yumuşattı. Mori sürekli uçmak üzerine hikayeler ve hayaller anlatırdı.  Kimse onu ciddiye almazken anneannesi ise hiç kızmaz hep anlayan gözlerle dinlerdi.

“Anneanne sanırım hayal kurmayı unutmayan nadir insanlardandı. Unutmamıştı, ama unutan insanlarla uğraşmayı da bırakmıştı.”

Anneannesi hiç diğer yetişkinler gibi sıkıcı değildi, kelimelerle çok az konuşurdu ama konuşmadan insana ferahlık veren sohbetler ederdi. Ondan Mori en çok anneannesini severdi, bir de uçmayı, nar ağacını ve serçeyi.

Her zamanki aceleciliğiyle heyecanla rüyasını anlattı anneannesine. Rüyasında nasıl bir kuşa dönüştüğünü, nasıl uçtuğunu, gezdiği gördüğü yerleri uzun uzun anlattı. Bir yandan da kimsenin duymamasına özen gösteriyordu. Çünkü artık hayallerini başkalarına anlatmıyordu. İnsanların tavırlarından sıkılmıştı açıkçası! Uçmaya bile inanmayan sıkıcı yetişkinlerle uğraşmak, onlara laf anlatmak istemiyordu.

“İnsanın hayallerini paylaşacağı birilerinin olması önemlidir. Çünkü hayallerinizi kimseyle paylaşamazsanız günün birinde hayal kurmayı da unutursunuz. Neyse ki Mori’nin de hayallerini anlatabileceği anneannesi var.”

Anneanne rüzgar serinliğindeki sesiyle konuşmaya başladı. “Ah güzel çocuğum, bir gün sen de kuşlar kadar özgür olacaksın”. Mori anneannesinin hep bu kadar az ama çok konuşmasına şaşırırdı. Anlaşılmanın rahatlığıyla ocağa baktı. Süt kokusu karnını acıktırmıştı. Hiç bir şey söylemeden anneannesi bin yıllık bir ağaca benzeyen iyice yaşlanmış elleriyle ocağın üstünde duran sütten ona bir kase süt verdi.

Sıcak sütünü bir yavru kedi aceleciliğiyle içen Mori hızlıca ağacın dibine gitmek için hazırlanmıştı ki anne babası yolunu kesti. Ona “Hiç bir yere  gidemezsin, dün bizi çok korkuttun, bu yüzden cezalısın” dediler. Mori ne dese kar etmedi. Bir hafta boyunca evden çıkması yasaktı. Üstüne üstlük artık tepeye gitmesi de yasaktı.

423710579_43199_4217185704864593281Mori o kadar üzüldü ki onu anlamamalarına. Ama çaresiz odasına gitti. Penceresinden tepedeki sevgili nar ağacına bakıyor, göğe bakıyor, canı sıkıldıkça bulutların peşine takılıyordu. Mori’nin düşleri vadinin sınırlarında kalmıyor, vadiler, denizler, dağlar aşıyor, kuşlarla, tilkilerle sohbetler ediyordu.

“Düşleriniz her zaman sizinledir. İstediğiniz dünyayı istediğiniz yerde kurabilirsiniz. Sizi bir odaya koyarak uzaklara yürümenizi engelleyebilirler belki ama bir yıldızın kuyruğuna takılıp veya bir bulutun üstünde dünyayı gezmenizi hatta uçarak yollar kat etmenizi engelleyemezler.”

Bir haftayı düşlerinin peşinde ülkeden ülkeye gezerek geçirdi Mori. Bu geziler ona bir şey öğretmişti. Mori bu vadide kalıp baş yönetici olma hayaliyle bir hayat geçirmek istemiyordu. Gece boyunca kayan her yıldızın kuyruğuna uçma ve özgürlük dileklerini iliştirdi. 

“Kayan bir yıldızdan bir şeyi gerçekten çok gönülden isterseniz, yıldız onu gerçekleştirmek için elinden geleni yapar. Bazen gerçekleştiremeyebilirler ama genelde dileğinizi yerine getirirler.”

Ertesi sabah anne babası odasına geldiler. “Cezan bitti, umarım bundan bir ders alırsın Mori. Artık boş hayalleri bırakıp baş yönetici olmak için çok çalışmalı ve çok okumalısın.”

window-63249_960_720O sırada anneannesi odaya girdi. Oda’nın ahşap penceresini açtı. Sonra sonsuz bir huzurla Mori’ye baktı. Mori anneannesine yaklaştı. O an dünyanın en renkli iki güzel kuşuna dönüşen anneanne ve Mori kanatlanıp pencereden göğe yükseldiler ve vadiler, denizler boyunca özgürlüğe uçtular. Baskılardan ve sıkıcı hayatlarından kanatlanıp kaçmış diğer kuşlarla dost oldular.

O eski vadide Mori ve anneannesi unutuldu. Çünkü bir insan uçamayacağına göre Mori’nin ve anneannesinin de aslında hiç olmadığına inandılar, inandırdılar kendilerini. Oysa Mori ve anneannesi hala gelir konarlar nar ağacının dallarına.

Siz de belki rastlarsınız onlara, biri hiç susmayan, biri de hiç konuşmayan iki kuş konmuşsa bir nar dalına bizimkilerdir onlar mutlaka. Eğer dinlemeyi bilirseniz ve unutmamışsanız hayal kurmayı size uçmayı bile öğretirler yordamınca.

 

Mori: Kürtçe boncuk, Arnavutça ev sahibi anlamında kullanılıyor.
Yazan: Hatice Kapusuz

 

4 Yorum

Filed under çocuk, masal

Küçük Cadılar ve Prens Olmak İstemeyen Oğlanlar İçin Masallar

Masallar ve çocuk kitapları toplumsal cinsiyet rollerini öğrendiğimiz belkide en önemli kaynaklar. Hayallerimizi şekillendiren etkileri sebebiyle de yetişkin dünyamız üzerinde etkileri büyük. Eşitlikçi bir dünya düşü için ise hem çocukların hem yetişkinlerin  ne okuduğu pek önemli. Bu yüzden kendi kütüphanemden toplumsal cinsiyet rolleri ve eşitlikçi düşler için önerebileceğim bir kaç kitabı paylaşmak istedim.

0000000596202-11- Kıpır Kıpır:
Kıpır Kıpır taban tabana zıt iki kız kardeşin, Belinda ile Melisa’nın, öyküsünü anlatıyor. Belinda her zaman çok dikkatli, özenli ve zarif bir balerin. Oysa Melisa bale konusunda pek başarılı değil. Onun içinden daha özgürce dans etmek, rengarenk giyinmek geliyor. Kıpır kıpır hanım hanımcık kızlar olmamızı söyleyen kitapların aksine istediğimiz gibi olabileceğimizi anlatıyor.

Yazar: Ann Bonwill
Yayınevi: Marsık Kitap
Yaş: 3-6

 

0000000679655-12- Vesta Linnea:
Vesta Linnea serisinde Canavar Anne – Ay ışığında – Linnea Uyu Artık – Linnea ve Köpeği – Vesta Linnea ve Çok Üzgün kitapları var. Linnea’nın 5 kişilik ailesinde roller ve ilişkiler alışıldığın dışında ilerliyor. 3 kardeşin babaları ayrı örneğin veya anne bazen üzgün, bazen canavar (!). Vesta Linnea kitapları alışılmışın dışında aileler ve ilişkiler olabileceğini anlatıyor.

Yazar: Tove Appelgren, Salla Savolainen
Yayınevi: Büyülüfener
Yaş: +6

 

damdakiinek-kapak3- Damdaki İnek:
Damdaki inek kadın erkek rollerine ve emeğine ironik bir açıdan bakıyor! Hikayede Karısı Sian´dan daha çok çalıştığını düşünen çiftçi Shon bir günlüğüne birbirlerinin yerine geçip işleri değiştirmeyi teklif ediyor. Ancak günün sonunda Sion’un evde yaptığı işlerin hiç de o kadar kolay ve az olmadığını anlıyor. Hikaye aslında bu haliyle daha cesur bir sonu da hak ediyor.
Yazar: Eric Maddern
Yayınevi Mandolin
Yaş:3-6

 

12729314_1658446164418923_6678539029231678492_n4- Kül Prensi:
Kül Prensi küçük feministler ve her zaman teklif etmek zorunda kalan oğlan çocuklar için harika bir masal. Külkedisi hikayesindeki tüm öğeler Külprensi’nde ters yüz oluyor, hatta bu sefer kızlar teklif ediyor.

Yazar: Babette Cole
Yayınevi: Kuraldışı Çocuk
Yaş:3-6

 

 

frida-kahlo5- Anti prenses serisi: Frida Kahlo
Nota Bene’nin hazırladığı antiprenses serisinin ilk kitabı Frida Kahlo’nun hayatını anlatıyor. Kitap varoluşu, düşünceleri ve sanatıyla baştan başa devrimci bir kadın olan Frida Kahlo ile tanışmak, onun çocukluğu, okul hayatını ve sanat anlayışını öğrenmek için iyi bir fırsat.

Yazar: Nadia Fink – Fitu Saa
Yayınevi: NotaBene
Yaş:+6

 

 

0000000357452-16- Başka Bir Anne:
İnsanlar birbirine benzerler, benzemek isterler. Hatta farklı olmanın kötü olduğu söylenir hep. Başka Bir Anne kitabındaki anne ise kimsenin annesine benzemiyor. Onlar gibi giyinmiyor, onlar gibi davranmıyor. Kitap farklı ve özgün olmak üstüne eğlenceli bir anlatıya sahip.

Yazar: Sandra Albukrek – Seban, Leyla Navaro
Yayınevi: Can Çocuk
Yaş:3-6

 

 

0000000448175-17- Uyanış Öncesi Öyküleri:
Uyanış öncesi öyküleri Datruelo, Seksek Yıldızlar, Renkler, Uçmak, Aura ile Sohbet, Aşka Dair gibi küçük öykülerden oluşuyor. Öyküler belki biraz daha büyüklere masallar tadında.  En çok da toplumsal rollerle yaralanmış kadınlara şifa niteliğinde.

Yazar: Nunila Lopez, Myriam Cameros
Yayınevi:NotaBene
Yaş:+3

 

vejetaryen-kulkedisi8- Vejetaryen Külkedisi / Kitika Li Ber Tifikê Êdî Naxwaze Goştî Bixwe:
Külkedisi kendisini ancak ayakkabının ayağına olmasıyla tanıyan bir prense aşık!
Sindirella masalı kadınlara hep kalıplara uygun olma çağrısı yaptı. Vejetaryen Külkedisi kitabı da bu kalıplar içinde acı çeken külkedisinin isyanını anlatıyor. Kitabın Türkçe ve Kürtçe versiyonları bulunuyor. Kitap daha daha çok yetişkinlere masal niteliğinde.
Yazar: Nunila Lopez – Miriam Cameros
Yayınevi: Notabene
Yaş: +12

 

0000000439344-19- Mavi Kız Uzun Bir Yol:
Hep yolculuklara prensler, sultanlar, erkek kahramanlar çıktılar. Yollar gidip kahramanlık öyküleri yazdılar. Mavikız ve uzun yol’da ise kahramanımız Mavi Kız uzuuun bir yolculuğa çıkıyor.

Yazar: Şafak Özdemir
Yayınevi:YKY
Yaş:3-6

 

 

13599988_1709090142687858_8255252276713227666_n10- Masalını Terk Eden Prensesler:
Kitap  Muş Kadın Çatısı Derneği tarafından hazırlandı. Masalların sonları ise çocuklar tarafından tamamlandı. Masallar üstelik iki dilde; Türkçe ve Kürtçe. Masaların Türkçe versiyonuna buradan, Kürtçe versiyonuna ise buradan ulaşabilirsiniz

Yazar: Deniz Kaynak
Yayınevi: Muş Kadın Çatısı Derneği
Yaş:6-8

 

0000000635602-111 – Pamuk Prenses ve Yedi Kurbağa:
Kitap prenses ve beyaz atlı prens olmak istemeyen oğlan çocukları için harika bir ter yüz etme denemesi. Masalda güzellik, sevimlilik, iyilik ve kötülük kavramları ve mecburi bir son olarak evlilik de ters yüz ediliyor.

Yazar: Kelly Caswell, Gemma Cary
Yayınevi:Net Çocuk Yayınları
Yaş: 3-6

 

 

0000000620728-112- İsyankar Cadı:
Hep prenses ve peri olmayı istedik ama bir de dünyaya cadıların gözünden bakmanın zamanı gelmedi mi? Her zaman kötü resmedilen cadımız bu hale içerlemiş, üstelik dünyanın mevcut haline de kızmış durumda. Sahi o kadar peri varken dünya neden bu kadar kötü durumda? Bu duruma içerleyen cadımız isyan ediyor, isyan ettiği gibi de süpürgesini kapıp kötülükleri temizlemeye girişiyor.

Yazar: Enrique Perez Diaz, Enrique Martinez
Yayınevi: Yazılama
Yaş: 3-6

 

0000000228861-113- Ronja Haydut Kızı

Pippi Uzunçorap’ın yazarı Astrid Lindgren’in bir diğer kitabı Ronja’da başrol asi bir kız çocuğunda.

Kitapta iki haydut çetesinin rekabeti arasında Ronja’nın doğa, hayat ve ailesine dair keşifleri, onlarla mücadeleleri ve rakip çetenin oğluyla kurduğu kardeşlik anlatılıyor. Kitap boyunca fonda ormanın ve ağaçların şarkıları, doğanın ihtişamı hep size eşlik ediyor. Ronja’nın serüveni boyunca annesinin kızıyla kurduğu ilişki, şifacılığı, hayata karşı bilgeliği ise ışıldıyor, iç ısıtıyor. Özellikle onlu yaşlardaki çocuklar için Ronja bir kahraman adayı.
Yazar: Astrid Lindgren
Yayınevi: İthaki
Yaş: +8
kucukfeminist14- Küçük Feministin Kitabı
Küçük Feministin Kitabı eşitsizlikleri sorgulamaya başlamış 12-13 yaşlarındaki kız ve oğlan çocukları için iyi bir başlangıç kitabı. Kitap hem kadın mücadelesinden küçük kesitler sunuyor hem de gündelik hayattan örneklerle iktidar ve eşitsizlik gibi kavramları açıklıyor. Kitapta feminist mücadelenin kısa tarihiyle ve kadın düşünürlerin hikayeleriyle tanışmak mümkün. Kitabın bir diğer iyi yanı cinsiyet rollerini değiştirmek için okul ve ev hayatından küçük önerilerde bulunması.
Yazar: Sassa Buregren
Yayınevi: Güldünya Yayınları
Yaş:+8
0000000647368-1 15 – Küçük Kızlara Öğütler
Küçük Kızlara Öğütler kitabında Mark Twain küçük kızlara öğütler veriyor ama öğütleri biraz ironik! Twain öğütleriyle küçük kızların yetişkin iktidarıyla nasıl başa çıkabilecekleri konusunda ip uçları ve taktikler veriyor.
Yazar: Mark Twain
Yayınevi: Aylak Adam
Yaş: +3
pippi-uzunçorap_203743.jpg16 – Pippi Uzunçorap
Astrid Lindgren’in ilk kitabı ve serideki diğer iki kitabın ana karakteri. Pippi cesur, oldukça güçlü bir kız çocuğu. Annesi melek olduğundan, babası da bir gemi kazasında kaybolduktan sonra Okyanus Kralı olduğundan yalnız başına yaşıyor. Anne ve babası olmadığından Pippi’ye her akşam 7’de yatmak zorunda olduğunu söyleyen kimse yok. Ama bu sorun değil çünkü Pippi saat 10 gibi kendine yatma vaktini hatırlatıyor. Aslında atı ve bir maymun olan Bay Nilson’da ona eşlik ediyor.
Onun kadar güçlü ve onun kadar güzel yemek yapan bir çocuk daha yoktur herhalde yer yüzünde.
Pippi Uzunçorap, Pippi Uzunçorap Denize Açılıyor ve Pippi Uzunçorap Büyük Okyanus’ta serisi 8 yaşının üstündeki her çocuğun mutlaka okumasu gereken bir seri. Henüz okumayan yetişkinler de mutlaka okumalı.
Yazar: Astrid Lindgren
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Yaş: 7+
Derleme SolFaSol Ağustos sayısı için yapılmıştır.
Derleyen: Hatice Kapusuz
Daha fazla çocuk kitabı için: Evvel Zaman Kitaplığı

7 Yorum

Filed under çocuk, kadın, masal

Bir masala inanmalı yaraları saracak…

Hepimiz kendimizi kendimize yabancı bir duygu ve eylemle yakalamışızdır.
Acelemiz yokken koşturur halde,
Hırslı olmadığınız bir konuda rekabetçi,
Gereksiz öfkeli,
20’li yaşlarda emeklilik düşüyle…

Birbirlerinden bu kadar farklı insanların aynı sıkıcı hayale veya benzer duygu ve düşüncelere sahip olmaları ironik değil mi?

Ya da oyunlarında dünyalar yaratan miniklerin büyüyünce gökyüzünün görünmediği beton yığınlarında yasamaya ve çalışmaya razı olmaları, bunlardan bir tanesine sahip olmak için kredi kuyruğuna girmeleri, hafta sonlarını AVM’lerde heba etmeleri nasılda ironik ve hüzünlü.

En çok da tüm farklılıklarımızla başkalarını sevmemek noktasında ortaklaşmamızı ironik buluyorum. Zira bu “sevmeme” hali hem bilmemeye hem de merak etmemeye dayanıyor. Yaşadıkları şehirden hayatı boyunca hiç çıkmamış bir sürü insan, hiç tanımadığı ve karşılaşmadığı ve belki de karşılaşmayacağı dünyanın geri kalanıyla ilgili katı duygu ve düşüncelere sahip. Bu duyguların en ana unsuru da düşmanlaştırma, ötekileştirme. Freire bir Afrikaatasözünden alıntıyla “İnsan, insanla insandır” diyor. Çevirirsek düşman, düşmanla düşman; dost, dostla dost. Yani sen kendini ne olarak kuruyorsan karşındakini de öyle inşa ediyorsun. Çocukken oyunlar inşa eder, hayali dünyalar kurardık. Şimdi ise dünyamızı, tanımadan, görmeden; dışlama, düşmanlaştırma ve düşmanlaşma üstüne kuruyoruz.

Mevcut sistem içinde büyümek elbette herkesi kendine, dürtülerine, meraklarına, hayallerine ve duygularına yabancılaştırıyor. Çocukken sahip olduğumuz birçok duyguyu ve güdüyü unutuyor yerine bambaşka duygulanış, davranış ve düşünüş biçimleri ekliyoruz.

Acıma duygusu çocuklar için karışık bir duygu ve ben pedagog değilim ama kendi çocukluğumdan kibrit kutusuna koyup gömdüğümüz ölü böceklere özenli cenaze törenleri yaptığımızı hatırlıyorum.  Benzeri anısı olan başkaca çocuklar olduğunu biliyorum. Bu davranış biçiminden, yanı başımızdaki savaşta, sokakta günlerce kalan cenazeleri görmeyen vicdansızlığa giden uzun bir yabancılaşma olsa gerek değil mi? Bu, yarası öpüldüğünde iyileştiğine inanan çocukların, büyüdüklerinde başka çocukların örselenmesine hatta öldürülmesine göz yumar hale geldikleri, çıkmaz bir sokağa çıkan uzun bir yol.

Sokakta söylem üreten söz söyleyen yetişkin abilerin ablaların gözlerini ve yüz mimiklerini düşünün! Dünyanın her yerindeki yetişkinler nasıl da evrensellik sergiliyorlar ve benzeşiyorlar bu parıltısız ve donuk olma noktasında.

Nunila Lopez, Uyanış Öncesi Öyküleri’nde insanların çocukluklarını unuttukları için parıltılarını kaybettiklerini söylüyor ve çocukluklarını unutmuş yetişkinlere karşı bizi uyarıyor.

Parıltıyı kazanmanın ve çıkmaz sokaktan kurtulmanın yolu hatırlamak, çocukluğu ve çocuksuluğu. Hatırlamanın ise bildiğim en iyi aracı masallar. Ama öyle akademik bir nesne edasıyla veya popüler hobi tadında değil! Perilere, cücelere, canavarlara inanarak, heyecan, kaygı ve merakla sayfalarında kaybolarak yine yeniden masal okumak. Tıpkı bir zamanlar yaptığımız gibi. Tekrar hatırlamak o bilinmeyene karşı duyduğumuz merak duygusunu, şaşırmanın enerjisini… Tekrar düş kurmak ve düş kurmayı hatırlamak.  Hele dünyayı değiştirmek istiyorsanız ve barışsa düşünüz, öncelikli işiniz bu olmalı. Düş kurmayı unuttuğumuzdan değil midir tek düze paket program hayaller ve coşkusuz, öfkeli sloganlar.

Ve şaşırmak tekrar bir şeylere, bahara ve nergislerin ocak ayında açışına ya da karın yağışına. Nergislerin o kadar güzel kokması ve karın yağması örneğin, sadece belli koşullar sağlandığında mümkün olan doğal olaylar olabilir mi içinde mucize olmayan? Sahi en son ne zaman her şeyi bilmeyen ve bilme merakı duyan bir insanla karşılaştınız?

Tekrar hatırlamamız ve öğrenmemiz gereken çok şey var daha iyi bir dünya için, mutlu olmak ve bu dünyanın açtığı yaralarımızı ve yaraları sarmak için.

Walter Benjamin masalı insanlığın ve çocukların ilk hocası olarak tanımlıyor. Benjamin’e göre masal kabustan kurtulma denemesidir insanoğlunun. Masallar bu günde düş kurmanın, iyiyi yaratmanın ve kötülükle baş etmenin hocası olabilir. Masallar büyürken yitirdiğimiz, yabancılaştığımız, yerine sistem formatlı versiyonlarını koyduğumuz başka bir dünya düşünü tekrar bize hatırlatabilir.

Hem düş kurmak ciddi bir iştir ve düşlerle yaratılan dünya da elbette hakikidir. Ursula K. Le Guin’den bir alıntıyla anlatacak olursak Le Guin “fantazi elbette hakikidir. Olgulara dayanmaz, ama hakikidir. Çocuklar bilir bunu.” diyor. Ve ekliyor “bu yüzden yetişkinler fantaziden korkarlar çünkü fantazideki hakikatin, yaşamaya mecbur edildikleri ve kabullendikleri hayatın sahteliğine, kofluğuna, gereksizliğine, sıradanlığıyla yüzleştirmesini istemezler.”

Masallara, çocuklara, perilere ve mucizelere inanın! O zaman iyileştiğinizi ve inşa ettiğiniz dünyanın da daha güzel olduğunu göreceksiniz.

Masal kapılarınız her daim açık olsun!

Hatice Kapusuz

Daha fazla çocuk kitabı için: Evvel Zaman Kitaplığı

İnstagram: Evvel Zaman Kitaplığı

Yorum bırakın

Filed under masal