Çınarın Hikayesi

jd

Kadın gömdü acısını toprağa,
Acı üç kış geçirdi toprağın altında,
Üç bahar üstünde ot bitmedi acının…
Üç kışın sonunda, bir filiz baş verdi topraktan.
Acının filizi; soğuk kar sularından göğe doğru serpildi.

Acı filiz verdi.
Ancak bir kadının acısı filiz verebilirdi.
Filiz her mevsim biraz daha büyüdü.
Bir filizden fidana,
Fidandan haşmetli bir ağaca döndü.

İşte kadının acısından türedi çınar ağacı.
Her mevsim başka bir renk.

Her mevsim heybetli.
Rengarenk ama çiçek açmayan bir ağaç türedi kadının acısından.

Oysa kadın gömseydi umudu,
Çiçeklenirdi, hanımeli olurdu,
Kokusu dolanırdı sokakları.

Kadın gömseydi sevgiyi;
Binbir renkli çiçeği meyveye dönerdi.

Kadın acısını gömdü toprağa.
Ve kadının acısı üç kışın sonunda filiz verdi.

Yorum bırakın

Filed under çağrışımlar

Cücelik ciddi bir iştir!

14797388_681756191972824_119341130_nBulutlar neden bu kadar güzeldir?

Cüceler sayesinde tabii ki! Bulutlar her zaman ki gibi beyaz ve şişko. Kabartıyor her gün şirin cüce onları, daha kabarık daha kabarık ve daha pofuduk olsunlar diye.

Bulutlarla bir oraya bir buraya gidiyorlar cüceler. Yeryüzündeki hava olayları onların sorumluluğunda ne de olsa. Baharda yağan yağmurlar, yağmurun ardından açan güneş, gökkuşağı, kışın karın lapa lapa yağması hep onların sorumluluğunda.

Bilmeyenler için: Cücelik ciddi bir iştir!

Ah yeryüzü ahalisi!
Yaptıkları yüzünden bulutların aklı karışık, cücelerin iş zor.  Artık daha az yağmur, daha az gökkuşağı var yeryüzünde. Zamansız yağıyor kar ve yağmur. Güneş küskün galiba bu yeryüzü ahalisine! Bazen iyice ısıtıyor bazen de küsüp göstermiyor kendini.

Oysa vakitlice olduğunda her şey ne güzeldir. Kışın yağan kar örneğin; kediler, köpekler, çocuklar ve okuldan dönen öğrenciler, hatta pencere kenarı çiçekleri için harikadır. Karın yağışını seyretmeyi çok seven bir menekşe tanıyorum.

Mesela nisan yağmurları.  Cücelerin en büyük gurur kaynaklarındandır. O güzelim nisan yağmurları kim bilir kaç serçeyi ve çalı kuşunu mest etti, kaç çocuk yağmurun ardından çıkan gökkuşağının peşine takıldı.gul-bulbul

Rivayet odur ki, nisan yağmurunun damlaları düşerse bir gonca güle o zaman en güzel şarkısını söylermiş bülbül ona!

Ödev: En kısa zamanda bir nisan yağmurunda ıslan ve kuşların şarkılarını dinle.

Ya uzun yaz akşamları… bulutların kenara çekildiği, güneşin en güzel kızıllıklarıyla battığı uzun yaz akşamları. Her çocuk için sınırsız oyun zamanı. Sokak ve oyun bebelerin! Ama onun da aklı karıştı. Bu yıl temmuzda hala yağmur yağıyordu!

Kendime not: Güneşle bu konuyu konuş, sorunu çözmeye çalış. Oyun hakkımız kısıtlanamaz!

Vel hasılı bu günlerde cücelik de çok zorlaştı.  Yağmur için denizle konuş, yaz için güneşle müzakere et. Onlar olmasaydı durum çok daha fena olurdu.

Zira denizler onu kirletenler yüzünden epey kızgın. Geçenlerde bir  çöp takılmış çok sevdiği bir karettanın boynuna, zor kurtarmışlar. Güneş ise havayı kirletenlerden şikayetçi. Ben bile zor nefes alıyorum nasıl yaşıyorlar bu koşullarda diye söyleniyor sürekli.

Ne yapsın bu cüceler ellerinden geldiğince mutlu bir yeryüzü için çalışıyorlar. Bir de afacan cüce elbette. Onun başka fikirleri de var. Afacan olmak bunu gerektiriyor çünkü.

Ara sıra hiç bir cücenin yapmadığını yapıp, yeryüzüne iniyor.  Cebinde sakladığı küçük mucizelerle.

Bu küçük mucizeler ne mi?

Ödev: Mucize nasıl yapılıyor öğren! Tanıdımadığın 3 kişiye mucize yap.

Afacan cücenin cepleri tohumlarla dolu.

A aaa!
Tohumun mucizeyle ne ilgisi var diyenleri duyuyorum. O zaman takılalım bir tohumun peşine.

tohumnedirBir küçük tohum bazen bir daldan düşer, bazen rüzgarla uzaklardan gelir, bazen bir kuşun gagasıyla taşınır başka başka yerlere. Ve düşer toprağa.

Ne olduğunu bilmediğiniz küçücük bir tohum. Tohum önce toprağın içinde sessizce bekler. Kendini hazırlar yeni bir yaşama, yeni bir başlangıca. Üstüne karlar ve yağmurlar yağar. Bir saksıda onu heyecanla bekleyen biri vardır bazen. Ve vakti geldiğinde; tüm güzelliğiyle yeryüzünde boy verir tohum. İlk merhaba ve ilk filiz, boy atma telaşı, ilk yapraklar. Kimi yapraklanır, allanır, morlanır, çiçek açar. Kimi dallanır, budaklanır, meyve verir, gölge olur, rüzgarda uğultu olur. Her şeyi işte küçücük bir tohum içinde saklar. Tıpkı küçük bir çocuğun sakladıkları gibi…

Bir tohum dünyadaki en büyük mucizelerden birini anlatır dinlemeyi bilene.Tohum kök salmayı, büyümeyi, dönüşmeyi, var olduğu yeri güzelleştirmeyi anlatır. Bir tohum topraktan, güneşten, sudan ne alıyorsa  daha fazlasını verir doğaya, insana, yaşama. O yüzden tohum hep tüketmeye alışanların unuttuğu bir şeyi de anlatır, duymayı bilenlere.

Kendime Not: Hep konuşursak sessiz olanları duyamayız. Duymak için susmayı öğren!

İşte Afacan Cücemizin cepleri bu küçük mucizelerle dolu. Cüce biliyor ki yeryüzünün ve gök yüzünün güzelleşmesi için gerekli mucizeyi sağlayacak her şey bir tohumda saklıdır.

Afacan cüce, bahçeleri, dağları, balkonları dolaşır. Nerede küçük bir toprak parçası görse içine hemen bir tohum koyar ve kendi mucizesini gerçekleştirmesi için ona şans diler. İşte balkonunuzda sizin dikmemenize rağmen bitiveren çiçekler, yol kenarlarında boy vermiş,  dağ başlarında tek başına serpilmiş o ağaçlar hep bu afacan cücenin işi.

Afacan cüce bunları sabah çok erken saatlerde yapar. Yeterince erken kalkarsanız ve ona yer açmışsanız ve de mucizelere inanıyorsanız, belki karşılaşırsınız onunla, ektiği tohuma birlikte şans diler mucizesine birlikte tanık olursunuz.

Yazan: Hatice Kapusuz

Yorum bırakın

Filed under çocuk, masal

GECELERİ DE, SOKAKLARI DA, MEYDANLARI DA İSTİYORUZ!*

ist-08-03-2015-gece-yuruyusu-34-620x411Gündüz Vassaf “Cehenneme Övgü”[1] adlı kitabında gece ve gündüz arasındaki ayrışmadan bahseder ve bunu alaşağı edilmesi gereken bir durum olarak sunar. Gece ve gündüz Vassaf için birbirini tamamlayan bir döngünün parçası değil aksine zıt iki unsurdur. Gündüz; yasallığın ve meşruluğun alanıdır, aynı zamanda tek düze, sıkıcı ve totaliterdir. Gece ise yasadışı, gayri meşru olanın aynı zamanda totaliter olana baş kaldırılan zamanıdır. Vassaf’a göre gündüz makbul ve makul işlerin yapıldığı zamana tekabül ederken, gece eğlencenin, zevk verici olanın, doğru ve ahlaki kabul edilmeyenin yapıldığı zamana denk gelir. Benzeri bir tersine çevirmeyi cennet ve cehennem arasında da yaparak cehennemi özgür ruhun meskeni olarak sunar.

Bu tersine çevirmenin bizim için anlamı, sorgulanamaz, genel geçer olarak varsaydığımız bazı kabulleri yeniden gözden geçirmemize bir kapı açmasıdır. Genel kabullerin yerli yerine oturttuğu birçok düzen bileşeninin ne kadar demokratik veya totaliter, özgürlükçü veya baskıcı, içerici veya dışlayıcı ve hakikatli olduğunu sorgulamaya açılan bir kapı.  Zira gündelik hayatımız bir sürü kabul ve ön kabulle kategorize ettiğimiz pek çok unsur üzerine kurulu: her sabah kalkıp işe gitmek, yaşı gelince evlenip çocuk sahibi olmak, makul ve makbul vatandaşlar olmak gibi… Birçok şeyin, hakikatte ne olduklarından bağımsız bir değer sistemi içinde bir yere konduğu ve buna göre bir muameleye maruz bırakıldığı açık. Bu yazının derdi kent ve mekânın cinsiyeti üzerinden bu kabullere ve onlara yüklenen değerlere bir miktar bakabilmek. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under kadın, mücadele tarihinden

Türkiye’de Kız Çocukları

parmak_kiz_masaliGünden güne yetişkinler için bile yaşanılması zor bir coğrafyada çocuk olmak, büyümek ve kendini var etmek, üstüne üstlük bir kız çocuğu olarak var olmaya çalışmak!

Adaletin her daim erkek olduğu bir ülkede kız çocuğu olmak, hak sahibi olmak, ol-a-mamak!

Yaya olarak bile bir yerden bir yere gitmenin mümkün olmadığı, nefes alınması zor, bina yığınına dönüşmüş kentlerde çocuk olmak.

Hele hele “sana güveniyorum” çevreye güvenmiyorum denilerek sokağa çıkarılmayacak bir kız çocuğu olmak!

Öldürüldüğünde sadakati, tecavüze uğradığında kıyafeti sorgulanan kadınların ülkesinde kız çocuğu olmak!

Bedensel gelişimin başınıza bela olduğu bir memlekette kız çocuğu olarak büyümek!

Çocukların ailenin ve devletin malı sayıldığı bir toplumda bir de daha değersiz görülen olmak!

Türkiye’de “bir şey” olmanın zorluğu üzerine sürekli yazılıp çiziyoruz nicedir. Kız çocukları için başkaca bir şeyler yazmayı arzu ediyor insan ama maalesef sistemden bizlere düşen her dertli şeyin âlası, kız çocuklarına düşüyor. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under çocuk, kadın

Bir Milyon Çocuk Kitabı

1mcc

1979 UNESCO tarafından çocuk yılı ilan edilir. O dönemin Ankara Belediye Başkanı Ali Dinçer, bu vesileyle her evdeki çocuğa kitap ulaştırmak ister. Böylece 1 Milyon Çocuk Kitabı kampanyası başlatılır.

Ancak kaynaklar kısıtlıdır. Dönemin örgütçü ve dayanışmacı ruhunun bir sonucu olarak her aşaması devrimci, her aşaması dayanışmacı bir kampanya yürütülür.

Kitapların nasıl basıldığını, nasıl herkesin katkısıyla büyüdüğünü Ali Dinçer’den dinlemek gerek.

Merhaba sevgili çocuklar

Kentin küçük vatandaşları olan sizlerle bu kitapta tanışmak, benim için oldukça anlamlı ve mutlu bir olay. Ben 9 yaşıma kadar okula başlayamadım. Çünkü köyümüzde okul yoktu ve ilkokulu bitirinceye dek okuyabileceğim böyle güzel kitaplarım olmadı. Bu yüzden kitap okumanın, daha çok kitap okumanın güzel ve yararlı bir şey olduğunu sizler kadar erken öğrenme olanağı bulamadım.

Kitap, başkasının sev demesiyle sevilmez. Bu yüzden size yalnızca kitabı sevin demiyorum. İşte size 3 kitap. Başkentte okuyan her çocuğa 3 kitap. Bu kitaplar belki evinizde bir kitaplığın temelini atacak. Eğer varsa kitaplığınızın ve sizin yeni arkadaşlarınız olacak bu kitaplar. Ve yanlarına mutlaka yenilerini ekleyin. Göreceksiniz, okuduğunuz kitaplar sizin ‘değişen dünyanız’ olacak. Tüm dünyada kutlanan çocuk yılının belki de en anlamlı eylemi elinizdeki bu kitaptır.

14264159_10154101334343075_6792428739083746966_nAnkara belediyesi olarak mart ayı sonunda okunmuş gazete toplama kampanyasını başlattık ve belediye örgütünün gücünü kullandık. Sizlerin okullardaki çalışmalarınızda milli eğitim bakanlığının, milli eğitim müdürlüğünün örgütlü gücü bize yardımcı oldu. Topladığınız okunmuş gazeteleri biz devletin kağıt fabrikasına hammadde olarak verdik. Karşılığında bu kitapların basıldığı beyaz kağıtları aldık. Sizlerin bu örnek çalışmasına kuruluşların parasal katkıları eklenince dağıtılan bu 1 milyon kitabı birlikte üretmiş olduk. Tıpkı arıların bal peteğini örmesi, karıncaların kışın ortaklaşa yiyecekleri gıdalarını depo etmesi gibi. Birlikte ve hep beraber. Örgütlü ve kardeşçesine. Bu yüzden bu kitabı okurken ayrı bir onur duyabilirsiniz. Çünkü bu kitapta belki senin, belki bir arkadaşının, ama mutlaka sizlerin de emeği var.
Sizlere dağıtılan 11 kitaplık bu dizide öykü ve şiirleri bulunan yazar ve şairlere, sizler için seçilenleri çizgileriyle bütünleyen çizerlere, dizgi ve baskı işlerini gerçekleştiren Genel-İş sendikası ve Em-Aş Veb Ofset tesisleri yöneticilerine, Türk tarih kurumu basımevi yöneticilerine, çalışmalarımıza büyük katkıda bulunan Ziraat Bankası ve Sümerbank yöneticileri ile bu kitaplara emek veren tüm arkadaşlarıma teşekkür ederim. Daha mutlu yarınlar dilerken, dostça sıkarım ellerinizi.

Ali Dinçer

1mccsÖncelikle Ali Dinçer’in kullandığı dilin ancak bizim çok yakın zamanda tanıştığımız bir dil olduğunu vurgulamak gerek. Sürekli çocukları yok sayan ve onlar yokmuşçasına şehirler inşa eden günümüz politik anlayışına karşın, Ali Dinçer’in çocuklara şehrin küçük vatandaşları olarak seslenmesi, çocuklarla dostane ve eşitlikçi bir ilişki kurması alışa geldiğimiz politikaların ve söylemlerin oldukça dışında.

Kitapların içeriklerinde ise yaygın bir yoksulluk, adalet, eşitlik vurgusunu görmek mümkün. Bugün hem kentlerin hem okul metinlerinin yok saydığı yoksulların sesini bu kitaplarda dönemin ruhuyla duymak mümkün.

Yine benim açımdan ilginç bir diğer nokta, çocuklar için hazırlanan serinin önemli bir bölümünün şiirlerden oluşması. 80 sonrasının marşlarına ve resmi bayramların kahramanlık şiirlerine sıkıştırılmış benim kuşağım için gerek şiirlerin gerek şairlerin oldukça farklı olduğunu belirtmek lazım. Şairler arasında kimler yok ki, şair olduğunu mumukunuttuğumuz siyasetçiler, bugün Homofobi Karşıtı Buluşmalarda adına bölüm düzenlenen şairler, unutulmuş, yasaklanmış olanlar. Bir çoğu belki lisede, üniversitede ancak karşılaşabildiğimiz isimlerken, bu seri sayesinde bir çok çocukla çok erken yaşlarda tanışabilmişler.

Kitabın benim açımdan bir diğer sürprizi ise Selçuk Demirel’in 2013’te yayınlanan Mumuk Serisinin kahramanı Mumuk’un bu serinin çizimlerinde sık sık karşımıza çıkması. Çocuk sandığımız Mumuk meğer bizden büyükmüş.

Kampanyada destekçi olarak yer alan Sümerbank ve Ziraat Bankası’nın barış vurgulu reklamları ise değinmeden geçilemeyecek cinsten.

Kitaplar her güzel şey gibi 80 darbesiyle yasaklanmış, kimisi bir eylül gününde yakılmış, kimileri saklanmış, darbeden kurtulmuş. Bir çok çocuğu yeni dünyalarla, adalet ve dayanışmayla tanıştırmış. Kimisi de bugünlere kadar ulaşmış. Projenin fikir babalarından Bülent Özükan Boyut Yayıncılığı kurmuş ve 2000’lerde kitapları yeniden basmış.

 Seride yer alan kitaplar ve katkı sunan yazar ve şairler:

  1. Bir Şeftali Bin Şeftali Samed Behrengi, Belkıs Taşkeser
  2. Kovboyculuk Oyunu: Sadık Fehmioğlu, Fakir Baykurt, Yılmaz Güney, Çizimler: Haslet Soyöz
  3. Arabalar Beş Kuruşa: Sabahattin Ali, Sait Faik, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Füruzan, Çizimler: Selçuk Demirel
  4. Sevdalı Bulut: Nazım Hikmet, İhmal Amca, Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Orhan Kemal, Çizimler: Yılmaz Aysan
  5. Falaka: Ömer Seyfettin, Halide Edip Adıvar, Reşat Nuri Güntekin, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Reşat Enis, Çizimler: Haslet Soyöz
  6. Kıt Akıllı Karga: Nasreddin Hoca, Ezop, Lafonten, Andersen, Orhan Veli Kanık, Tarık Dursun k., Kemal Özer, Ömer Candaş, Çizimler: Nezih Danyal
  7. Bir De Varmış İki De Varmış: Adnan Özyalçıner, Oğuz Tansel, Pertev Naili Boratav, Ahmet Uysal, Çizimler: Sevdali Gönel
  8. Yüz Paralık Bulut: Orhan Veli Kanık, Oktay Rıfat, Can Yücel, Yalvaç Ural, Nazım Hikmet, Melih Cevdet Anday, İsmail Uyaroğlu, Cahit Sıtkı Tarancı, Celal Vardar, Ziya Osman Saba, İlhami Bekir Tez, Behcet Necatigil, Necati Cumalı, Refik Durbaş, Fazıl Hüznü Dağlarca, Cahit Külebi, Ali Püsküllüoğlu, Ceyhun Atıf Kansu, Türkan Gedik, M. Turan Tekdoğan, Çizimler: Deniz Oral
  9. Bu Memleket Bizim: Nazım Hikmet, İsmail Uyaroğlu, Rıfat Ilgaz, Bülent Ecevit, Ceyhun Atuf Kansu, Atilla İlhan, Tahsin Saraç, Melih Cevdet Anday, Ahmed Arif, Cahit Sıtkı Tarancı, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Türkan Gedik, Yalvaç Ural, Çizimler: Ateş Danyal
  10. Bu Kitabın Masalı: Bülent Özükan, Çizimler: Selçuk Demirel
  11. Televizyondaki Reklamcı Amca: Yalvaç Ural, Gülten Akın, İsmail Uyaroğlu, Rıfat Ilgaz, Nazım Hikmet, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Asaf H. Çelebi, Cahit Irgat, Z. Osman Saba, Hasan Hüseyin, Ülkü Tamer, Behçet Necatigil, Bülent Ecevit, Cahit Sıtkı Tarancı, Melih Cevdet Ancay, S Kudret Aksal, Hasan Ali Yücel, Cahit Külebi, Arkadaş Zekai Özger,Nihat Ziyalan, Türkan Gedik, Necati Cumalı Çizimler: Tan Oral

Bu yazı SolFaSol Ekim sayısı için hazırlanmıştır.

Yorum bırakın

Filed under çocuk

Farklılıklar Üstüne Çocuk Kitapları

Sınıfınızda mülteci var mı sorusuna bir öğrenci “hayır bizim sınıfta herkes çocuk cevabını” verdi. Öte yandan dünyanın her yerinde yabancı düşmanlığı ve ırkçılık yeniden yükseliyor.  Ayrımcılık, tek tipleştirme, farklılıkların dışlanması içinde yetiştiğimiz toplumda öğrendiğimiz davranış biçimleri. Oysa tersine bir dünya için farklı çocuk kitapları mevcut.

Farklılık, dışlanma, ayrımcılık gibi  konuları çocuklarla konuşmaya olanak verecek kitaplardan bir kaçı şöyle:

Mantovanin_Cuceleri-22831- Mantova’nın Cüceleri

Mantova’nın Cüceleri bir zamanlar sarayda kral ve ailesini eğlendirmek için yaşayan cücelerin başkaldırış hikayesini anlatıyor. Günün birinde cüceler cüce oldukları için gördükleri muameleden çok sıkılırlar. Cücelikten kurtulmak için de cüce evlerinden çıkar ve istedikleri işleri yapmaya başlarlar ve fark ederler ki cüce evlerinden çıktıktan sonra daha az cücedirler ve daha güçlüdürler.
Montava’nın Cüceleri bir güçlenme kalıpları ve rolleri yıkma masalı.

Yazar: Gianni Rodari
Yayınevi: YKY
Yaş: 3-6

 

0000000414419-12- Pezzettino

Pezzetino, İtalyanca zerrecik anlamında kullanılıyor. Hikaye de ise herkesin çok önemli ve büyük  işler yaptığı dünyada küçük Pezzetino’nun ait olduğu bütünü bulma çabasını ve aslında kendi bütünlüğünü keşfedişi anlatılıyor.

Kitap çocuklara yönelik ayrımcılık, çocukların kendi potansiyellerinin görülmesi konularında kullanılabilecek oldukça iyi bir felsefi metin niteliğinde.

Yazar: Leo Lionni
Yayınevi: Elma Çocuk
Yaş: 3-6

 

738450_23- Kısa Kulaklı Tavşancık

Tavşanlar uzun kulaklarıyla bilinirler oysa bizim tavşancığın kulakları kısacık. Tavşancığın arzusu herkes gibi uzun kulaklı olmak. Bunun içinde elinden geleni yapıyor. Denemeleri ise oldukça radikal ve eğlenceli.

Kitap farklılıklar üstüne konuşmak için keyifli bir kaynak.

Yazar:Julia Liu
Yayınevi: YKY
Yaş: 3-6

 

0000000414889-14- Akkuzu Karakuzu

Tüm koyunların ak olduğu bir sürüde doğmuş kara bir kuzu ve tüm koyunların kara olduğu bir sürüde doğmuş ak bir kuzu. İkisi de sürülerinden farklı oldukları için dışlandılar ve kendilerine benzerleri bulmak için yola çıktılar. Sonunda herkesin birbirine benzediği değil kimsenin birbirine benzemediği bir sürü buldular. Buldukları sürü  ise gök kuşağı renginde.

Kitap farklılıklarla bir arada yaşamak ve toplum nasıl olmalı gibi  sorular eşliğinde okunabilir.

Yazar: Stefano Bordiglioni
Yayınevi: Can
Yaş: +5

 

0000000270132-15- Kanatlı Kediler Masalı

Günün birinde bir sokak kedisi 4 yavru dünyaya getirdi ancak yavrular ne kendisine ne de diğer yavrulara benzemiyordu. Yavruların kanatları vardı. Onlar uçabilen yavrulardı ancak farklılıklarıyla şehirde yaşamaları mümkün değildi. Bu yüzden yavrular kırlara,  insanların onları rahatsız etmeyeceği yerlere yolculuk etmek zorunda kaldılar. Seride yer alan kitaplar yavruların yolculuklarını, insanlarla ve diğer canlılarla kurdukları ilişkileri ve şehre geri dönüşlerini anlatıyor.
Dört kitaptan oluşan seri farklı olmak, kentsel dönüşüm, sahiplenmek ve özgürlük gibi bir çok kavramı ele alıyor.

Yazar: Ursula K. Leguin
Yayınevi: Günışığı
Yaş: +7

 

735967_26- Farklı Ama Aynı

Keçi sürüsünde dünyaya gelen küçük oğlağın ön ayakları çok güçsüzdü bu yüzden yürüyemiyor ve diğer oğlakların oyunlarına dahil olamıyordu. Çoban ise bu soruna bir çözüm bularak oğlağın koşup oynaması için bir araç geliştirdi. Böylece oğlak arkadaşlarına gönlünce dahil olabildi.

Farklı ama Aynı, engellilik ve engellilere yönelik ayrımcılık konusunu konuşmak için oldukça uygun.

Yazar: Feridun Oral
Yayınevi: YKY
Yaş: 3-6

 

danssevenhipo-800x8007- Dans Etmesini Seven Hipopotam

Hipopotam dans etmesini çok seviyor ancak arkadaşları onunla bir hipopotam dans etmez diye dalga geçiyordu. Bizim hipopotam da gizli gizli dans ediyordu.

Kitap kalıplar ve roller üstüne eğlenceli ve danslı!

Yazar: Şükran Oğuzkan
Yayınevi: Kök
Yaş: 3-6

 

0000000709418-18- Suyu Sevmeyen Krokodil

Krokodil kardeşler Margo, Marlon, Mörvin, Marvin, Mörfi  suyu çok seviyordu ama kardeşleri Arnıld sudan nefret ediyordu. Onun farklı zevkleri, istekleri vardı. Onu suya sokmak için çok uğraştılar ama günün sonunda Arnıld’ın farklı olduğunu kabul ettiler.

Suyu Sevmeyen Krokodil, kalıpların dışında olmak ve farklı bir yaşamı tercih etmek üstüne.

Yazar: Gemma Merino
Yayınevi: Pearson
Yaş: 3-6

 

0000000243616-19- Sadece Mor Rengi Seven Kral

Ülkelerin birinde sadece mor rengi seven ve mor renk dışında ne bir duvarın boyanmasına ne de bir çiçeğin yetişmesine izin vermeyen bir kral yaşarmış. Ama doğaya baskı yapmak ne mümkün! Rüzgarla gelen birkaç tohum, kralın keyfini kaçıracak güzel renkler katarmış bahçelere.

Sadece Mor Rengi Seven Kral, zor kullanmak ve tek tipleştirmek ve buna karşı mücadeleyi anlatıyor.

Yazar: İsmail Kaya
Yayınevi: Kök
Yaş: 3-6

 

0000000360123-110- Sakız Cinleri

Sakız Cinleri büyülü bir zamandan sesleniyor. Hem de tüm çocukların rengarenk bisikletlerinin olduğu  bir dönemden. Demirkazık adlı bir köyde büyük bir sakız ağacı varmış ve tüm çocuklar bisikletlerini  buraya bırakır sakız cinleri bisikletlere bakar pırıldamalarını sağlarlarmış. Günün birinde bu yere Burcu ve annesi gelmiş. Burcu’nun bir bisikleti yokmuş. Bisikleti olmadığı için bir türlü oyunlara dahil olamamış, hırpalanmış ve hastalanmış. Sakız ağacının cinleri hem küçük kıza bir bisiklet yapmış hem de onu iyi etmişler. Ancak kızın hastalanması aynı zamanda büyünün de sonu olmuş.

Sakız Cinleri, dışlamanın bozduğu büyüler üstüne tılsımlı bir öykü sunuyor.

Yazar: Alkım Yaka
Yayınevi: KÖK
Yaş: +5

 

0000000609268-1.jpg11- Sevgi Canavarı

Sevgi canavarı çok sevecen, ancak sevimlilik dünyasında bir yeri yok. Zira herkes tüylü ve sevimli hayvanları seviyor. O da kendine benzeyen birilerini bulmak için yollara düşüyor.

Sevgi Canavarı farklı olanın dışlanması üzerine.

Ayrıca sevgi Canavarı serisinin diğer iki kitabı Son Çikolata paylaşmak ve Mükemmel Hediye ise tüketim meselesini oldukça farklı biçimde ele alıyor.

Yazar: Rachel Bright
Yayınevi: 1001 Çiçek
Yaş: 3-6

 

0000000695917-112- Seslerin Perisi Işık

Seslerin Perisi Işık, renkleri, sesleri, kokuları, notaları tanıyan onlarla dans eden, beyaz değneği ile arkadaşlarına büyüler yapan görme engelli bir kız çocuğu. Kitap Işık’ın engelli yüzden ayrımcılığa uğrayışını ve arkadaşlarının öğretmenleri sayesinde Işık’ın dünyasını anlamaya başlamalarını anlatıyor.

Yazar: Yota K. Alexandrou, Effie Lada
Yayınevi: Kuraldışı Çocuk
Yaş: +3

 

 

 

0000000669968-113- Hayta

Hayta Venezuela sokaklarından bir yoksulluk hikayesi anlatıyor. Hayta yoksul olduğu için çoğunlukla aç, ayağında ayakkabısı olmadan sokaklardadır. Bu yüzden de kimse ona adıyla seslenmez, o herkes için “Hayta”dır. Kitap yoksulluk sebebiyle yaftalanma, çocuk çetelerinde kaybolma ve müzikle yeniden var olma ve bir isme sahip olma hikayesi. Simon Bolivar Orkestrası müzisyenlerinin gerçek öykülerine dayanan kitap en temel ayrımcılık türlerinden biri olan yoksulluğu ele alıyor.

 

Yazar: Angeliki Darlasi
Yayınevi: Kuraldışı Çocuk
Yaş: +7

 

0000000392015-114- Köpekler Bale Yapmaz

İnsanlar bir çok kalıp düşünceye sahipler ve bu kalıplar bir çoklarımızın istediklerini hayallerini yapmalarına engel oluyor. Buradaki mağdurumuz da bir köpek. O diğer köpeklere benzemiyor, müziği ve dansı seviyor ancak insanlar onun dans etme çabasını küçümsüyor. Köpeğimizin kalıplara karşı dans etme mücadelesi!

Yazar: Anna Kemp
Yayınevi: Pearson
Yaş:3-6

 

0000000392014-114- Gergedanlar Krep Yemez

Yetişkinlerin ciddi dünyası ve gerçekler dünyası her zaman örtüşmüyor. Evde krep seven bir gergedan var ve maalesef Begüm’ün anne babası bunun bir hayal olduğunu zannediyor. Kalıp yargılar çocukları duymanızı ve onları anlamanızı engelleyebilir. Bu yüzden çok tehlikelidir.

Yazar: Anna Kemp
Yayınevi: Pearson
Yaş: 3-6

15941012_1791351707795034_414014812545725807_n.jpg
15- Barış’ın Gezintisi

Tübitak’tan Otizm Hakkında Bir Öykü. Öykü otizmli Barış ve ablalarının parktaki gezintisi eşliğinde otizme ve otizmli bireylerin etrafını nasıl algıladığına dair bilgiler paylaşıyor. Kitap hem akranları, hem ebeveynler için otizmli bireyleri anlamak için iyi bir kaynak.

Yazar: LaurieLears
Yayınevi: Tubitak
Yaş: 7+

 

Derleme SolFaSol Eylül sayısı için yapılmıştır.
Derleyen: Hatice Kapusuz

Daha fazla çocuk kitabı için: Evvel Zaman Kitaplığı

 

15941012_1791351707795034_414014812545725807_n.jpg

4 Yorum

Filed under çocuk, masal

Nar Ağacı, Serçe ve Mori

Küçük bir nar ağacının dalındaki serçe ve dalına konduğu nar ağacı tanıktı her şeye.

nar-cicegi-yagiO zamanlar nar ağacı genç bir ağaçtı. Bir bahar günü dikilmesinin üstünden tamı tamına beş yıl geçmişti. Artık onun çiçekleri de renk katıyordu doğaya. Artık onun çiçekleri de meyveye dönüyordu. Meyveleri kurtların, kuşların, afacan çocukların ağızlarında tatlanıyor, yere düşüp ballanan meyvelerinden börtü böcek şenleniyordu. Küçük nar ağacı bu halinden çok memnundu. Büyüdükçe doğadan aldığından fazlasını doğaya verir olmuştu. Dallarının gölgesi, çiçeklerinin kokusu ve meyvelerinin lezzetiyle inanılmaz genç bir ağaç olmuştu. Çiçeklerine şarkı yazanlar, sevgilisini nar ağacına benzetenler, sevdiğine dalından bir nar koparıp hediye edenler, gönlünü daha da fazla okşuyordu. Eski tek dal fidan hallerinden eser kalmamıştı. Kendine yer bulmaya çalıştığı doğanın vazgeçilmez bir parçası olduğunu hissediyordu. Büyüyor, büyüdükçe daha çok oluyordu. Tüm bu yıllar ve olup bitenler boyunca nar ağacının can dostu serçeydi.

“Serçeler çok güzel kuşlardır. Şehirlerin küçük güzellikleridir ancak herkes onların ne kadar müthiş olduklarını, şehirlere ne kadar yakıştıklarını anlayamaz maalesef. Siz sakın serçeleri görmezden gelenlerden olmayın.”

Ama şehirlerden uzak bu iki dost birbirinin kıymetini ilk günlerden beri bilip, sevgide hiç kusur etmemişlerdi birbirlerine. Hep hakkıyla, dolu dolu sevmişlerdi birbirlerini. Nar ağacı küçük serçenin ilk uçuş denemelerine tanıktı. Serçe ise o ilk yıl zar zor açabilen ilk nar çiçeğine. Nar Ağacı serçenin ilk yavrularını biliyordu. Serçe ise ağacın üçüncü yılında dalında yetiştirdiği iki nara şahitti.

1-Pcs-Chinese-Traditional-Animal-Painting-Prints-on-Canvas-Retro-The-Birds-On-The-font-b.jpgBu iki güzellik birlikte laflamayı, vadide olup bitenler konusunda konuşmayı, insanları izlemeyi çok severlerdi. Ancak ikilinin en çok sevdiği şey küçük insanları izlemek, onlara tanık olmaktı. Vadide yeni bir bebek doğduğunda onun nasıl bir yetişkin olacağına, nasıl bir insan olacağına dair iddiaya girerlerdi. Henüz tanıklıkları biraz kısıtlıydı çünkü insan yavruları biraz yavaş gelişiyorlardı. Bir serçe yavrusu  birkaç ayda yuvadan uçabilirken, insan yavrusu bırak uçmayı, yürümeyi bile 1 yılda ancak öğreniyordu. Yine de apalak topalak nar ağacının dibine gelen insan yavrularını ikisi de çok seviyordu. Küçükler büyüklerden daha iyi oluyorlardı sonuçta. Mesela çocuklarda tüm ağaçlar ve canlılar kendilerine aitmiş, onlara istediklerini yapabilirlermiş gibi davranan kibirli haller pek olmuyordu.Üstelik bu küçük canlıların hemen hepsi henüz hayallere sahiptiler.

“Bilirsiniz insanlar ikiye ayrılır, hayalleri olanlar ve hayal kurmayı unutanlar. Hayal kurmayı unutanları bilirsiniz. Sıkıcı derecede hayatın gerçekleri denilen bir şeylere inanırlar. Bu yüzden sıkıcı ve ciddidirler ve hayatları sadece insanlar üstünedir. Oysa hayal kurmayı unutmayanlar, çocukluk yeteneklerini de kaybetmezler. Bu yetenekleriyle doğayı dinleyebilir, kedilerle ve kuşlarla konuşabilir ve gerekirse başka canlılara bile dönüşebilirler. Ama maalesef bugünkü dünyamız hayal kurmayı unutmuş sıkıcı yetişkinlerle doludur. Ve yine maalesef serçemiz ve nar ağacımızın yaşadığı vadide yaşayanlar da öyleydiler”

Hayallerini unutup katı bir gerçekliğe inanan yetişkinler dünyamızda olduğu gibi bu vadide de adaletsiz bir hayat yaratmıştı herkes için. Vadideki tüm yetişkinlerin hayali vadinin baş yöneticisi olmaktı. Vadinin baş yöneticisi dediysek aklınızda iyi bir şey canlanmasın. Bu vadide baş yöneticiler herkesin hayatına karışırlar. Kim neyi sevecek, kim neyi yiyecek, kim ne giyecek hep karışırlar. Verdiklerini kimine az, kimine çok verirler. Geri kalan insanlar ise bu hale itiraz etmek yerine günün birinde baş yönetici olup diğer insanlara karışmayı hayal ederler.

Küçük insanlar hariç. Onların başka başka fikirleri, hayalleri vardır. Elbette hayal konusunda en iddialılarından biri de Mori’ydi. Mori 6 yaşındaydı ve 6 yaşındaki bir çocuk için uygun bulunan şeyleri yapmak konusunda biraz isteksizdi. O hep nar ağacının dibine uzanır, ağaçla ve serçeyle sohbet eder, bulutlara bakar, uçsuz bucaksız gökyüzünde hayaller kurardı.

O gün de gün boyu gök yüzüne bakarak hayallerinin peşinde uçurtma uçuran Mori, yıldızlar çıktığında bile oradaydı. Herkes onu arayadursun o kayan yıldızların peşindeydi. O yıldızın peşinden bu gezegene, bu yıldızın peşinden o yıldıza, şu kayan yıldızın kuyruğuna kurdele, bu yıldıza uçurtma derken orada uyuya kalmıştı.

O gece hep hayal ettiği gibi rüyasında da uçmayı denemiş ve başarmıştı. Tüm vadinin üstünde uçup göçmen kuşların peşine takılmıştı. Uçarken başka başka vadiler, yerleşim yerleri, çocuklar görmüştü. Sabah uyandığında uçmanın hafifliği ve birçok yer görmenin güveni vardı üstünde, biraz da şaşkınlığı. Yıldızların altındaki geceden sonra odasında uyanmak ise onu epey şaşırttı.

“Sonunda birisi Mori’nin meskeni nar ağacını akıl etmiş ve küçük kızı orada uyurken bulup eve getirmişlerdi.”

Kalktı, dışarı çıktı anneannesi yine her zamanki gibi erkenden kalkmıştı, ocaktaki taze sütün kokusu her yeri sarmıştı. Koşarak gidip anneannesinin eteğine sürtündü.

“Orası dünyanın en huzurlu yeriydi galiba.”

Anneannesinin her zamanki kokusuna ocağın isi karışmıştı. Kokuyu içine çekti. Seviyordu bu kokuyu. Tanıdık kokularla gelen güven duygusu içini yumuşattı. Mori sürekli uçmak üzerine hikayeler ve hayaller anlatırdı.  Kimse onu ciddiye almazken anneannesi ise hiç kızmaz hep anlayan gözlerle dinlerdi.

“Anneanne sanırım hayal kurmayı unutmayan nadir insanlardandı. Unutmamıştı, ama unutan insanlarla uğraşmayı da bırakmıştı.”

Anneannesi hiç diğer yetişkinler gibi sıkıcı değildi, kelimelerle çok az konuşurdu ama konuşmadan insana ferahlık veren sohbetler ederdi. Ondan Mori en çok anneannesini severdi, bir de uçmayı, nar ağacını ve serçeyi.

Her zamanki aceleciliğiyle heyecanla rüyasını anlattı anneannesine. Rüyasında nasıl bir kuşa dönüştüğünü, nasıl uçtuğunu, gezdiği gördüğü yerleri uzun uzun anlattı. Bir yandan da kimsenin duymamasına özen gösteriyordu. Çünkü artık hayallerini başkalarına anlatmıyordu. İnsanların tavırlarından sıkılmıştı açıkçası! Uçmaya bile inanmayan sıkıcı yetişkinlerle uğraşmak, onlara laf anlatmak istemiyordu.

“İnsanın hayallerini paylaşacağı birilerinin olması önemlidir. Çünkü hayallerinizi kimseyle paylaşamazsanız günün birinde hayal kurmayı da unutursunuz. Neyse ki Mori’nin de hayallerini anlatabileceği anneannesi var.”

Anneanne rüzgar serinliğindeki sesiyle konuşmaya başladı. “Ah güzel çocuğum, bir gün sen de kuşlar kadar özgür olacaksın”. Mori anneannesinin hep bu kadar az ama çok konuşmasına şaşırırdı. Anlaşılmanın rahatlığıyla ocağa baktı. Süt kokusu karnını acıktırmıştı. Hiç bir şey söylemeden anneannesi bin yıllık bir ağaca benzeyen iyice yaşlanmış elleriyle ocağın üstünde duran sütten ona bir kase süt verdi.

Sıcak sütünü bir yavru kedi aceleciliğiyle içen Mori hızlıca ağacın dibine gitmek için hazırlanmıştı ki anne babası yolunu kesti. Ona “Hiç bir yere  gidemezsin, dün bizi çok korkuttun, bu yüzden cezalısın” dediler. Mori ne dese kar etmedi. Bir hafta boyunca evden çıkması yasaktı. Üstüne üstlük artık tepeye gitmesi de yasaktı.

423710579_43199_4217185704864593281Mori o kadar üzüldü ki onu anlamamalarına. Ama çaresiz odasına gitti. Penceresinden tepedeki sevgili nar ağacına bakıyor, göğe bakıyor, canı sıkıldıkça bulutların peşine takılıyordu. Mori’nin düşleri vadinin sınırlarında kalmıyor, vadiler, denizler, dağlar aşıyor, kuşlarla, tilkilerle sohbetler ediyordu.

“Düşleriniz her zaman sizinledir. İstediğiniz dünyayı istediğiniz yerde kurabilirsiniz. Sizi bir odaya koyarak uzaklara yürümenizi engelleyebilirler belki ama bir yıldızın kuyruğuna takılıp veya bir bulutun üstünde dünyayı gezmenizi hatta uçarak yollar kat etmenizi engelleyemezler.”

Bir haftayı düşlerinin peşinde ülkeden ülkeye gezerek geçirdi Mori. Bu geziler ona bir şey öğretmişti. Mori bu vadide kalıp baş yönetici olma hayaliyle bir hayat geçirmek istemiyordu. Gece boyunca kayan her yıldızın kuyruğuna uçma ve özgürlük dileklerini iliştirdi. 

“Kayan bir yıldızdan bir şeyi gerçekten çok gönülden isterseniz, yıldız onu gerçekleştirmek için elinden geleni yapar. Bazen gerçekleştiremeyebilirler ama genelde dileğinizi yerine getirirler.”

Ertesi sabah anne babası odasına geldiler. “Cezan bitti, umarım bundan bir ders alırsın Mori. Artık boş hayalleri bırakıp baş yönetici olmak için çok çalışmalı ve çok okumalısın.”

window-63249_960_720O sırada anneannesi odaya girdi. Oda’nın ahşap penceresini açtı. Sonra sonsuz bir huzurla Mori’ye baktı. Mori anneannesine yaklaştı. O an dünyanın en renkli iki güzel kuşuna dönüşen anneanne ve Mori kanatlanıp pencereden göğe yükseldiler ve vadiler, denizler boyunca özgürlüğe uçtular. Baskılardan ve sıkıcı hayatlarından kanatlanıp kaçmış diğer kuşlarla dost oldular.

O eski vadide Mori ve anneannesi unutuldu. Çünkü bir insan uçamayacağına göre Mori’nin ve anneannesinin de aslında hiç olmadığına inandılar, inandırdılar kendilerini. Oysa Mori ve anneannesi hala gelir konarlar nar ağacının dallarına.

Siz de belki rastlarsınız onlara, biri hiç susmayan, biri de hiç konuşmayan iki kuş konmuşsa bir nar dalına bizimkilerdir onlar mutlaka. Eğer dinlemeyi bilirseniz ve unutmamışsanız hayal kurmayı size uçmayı bile öğretirler yordamınca.

 

Mori: Kürtçe boncuk, Arnavutça ev sahibi anlamında kullanılıyor.
Yazan: Hatice Kapusuz

 

4 Yorum

Filed under çocuk, masal