Sardunyanın Şarkısı

Bazı kadınlar ne ekse biterdi, ne dikse büyürdü. Öyle bereketliydi ki elleri. Bir kuru dal olsa bile toprakla buluşturdukları; filiz verir, yeşillenirdi. Belki sırf bu yüzden yaşadıkları onca şeye, rahat yüzü görmedikleri hayatlarına rağmen, o kadınların gözünde belli belirsiz bir ışık hep parlardı.

“Tohum ekenin, fidan dikenin yağmuru, güneşi bol olurmuş.”

Böyle düşünüyordu Leyla diğer kadınlara baktıkça. Ama onun özene bezene aldığı çiçekler kuruyordu. Seviyordu ya unutuyordu onlara bakmayı. Tıpkı kendine bakmayı unuttuğu gibi. Her gün alelacele başka işlerin peşinden atıyordu kendini sokağa. Belki de bu yüzden tüm iyi şeylere rağmen omuzlarındaki çökkünlük hiç gitmezdi.

Heves heves aldıkları bir köşede solup gidiyordu. Yine de bırakmıyordu kuşlarla konuşmayı, derinlerden bir ses, bir müzik eşlik ediyordu hayatına. Çiçekleri seviyordu.

Hele bahar geldi mi? Bir çocuğun doğuşu, bir aşkın başlaması gibi bir şey oluyordu Leyla’nın içinde. Küçük ayaklar dans etmeye başlıyordu içinde ne zaman bir tomurcuk görse. Sırayla bekliyordu hepsini. Önce baharın habercisi badem, ardından erikler, kayısı, şeftali, elma, leylak… hepsi sırayla…

Ne heyecanlı bir bekleyiş… Okumaya devam et “Sardunyanın Şarkısı”

Reklamlar

Küçük Zeytin Fidanı ve Yıldızlı Gece

Küçük zeytin ağacı zeytin ormanlarına dair anlatılanları duymuştu, ancak onun hayatı bir serada başlamıştı. Ve seralar hiç ormanlara benzemiyordu. Ne sınırsız bir gök yüzü, ne yıldızlı geceler ne dallara konan kuşlar, ne de ılık yağmurlar. Zeytin 3 yıldır küçük bir saksıda ormanla, uçsuz bucaksız toprakla ve gökyüzüyle buluşmayı bekliyordu. Her gün hayaller kuruyordu kök salacağı ormana dair. Hayallerini merakı bölüyordu. Çevresinde nasıl ağaçlar olacaktı kim bilir? Onunla güneşi suyu paylaşacaklar mıydı? Yoksa bir gölgede mi kalacaktı. Onu soğuk kışlar mı bekliyordu yoksa ılıman bir iklimde mi köklenecekti.

3 yıldır içinde durduğu saksıda kökleri daralıyor, kendine yol bulamıyordu. Dar bir ayakkabı gibiydi bu saksı. Ah bir kavuşsaydı toprağa. Serada her bir ihtiyacı görülse de ruhunda özgürlük vardı. O yıldızlı gecelerde boy vermek istiyordu. Bir saksı yerine bir orman zemininde kökleriyle büyümeyi, suyu aramayı hayal ediyordu. Ah ne keyif!

Her gün seraya bir sürü insan geliyor; balkonlarına, salonlarına, bahçelerine türlü çeşitli çiçekler alıyorlardı. Her yeni gelen insan yeni bir heyecandı küçük fidan için. Ona uzanmasa da elleri, seranın sahibi ile aralarında sürüp giden sohbetlere kulak vermekten keyif alıyordu. Okumaya devam et “Küçük Zeytin Fidanı ve Yıldızlı Gece”

Umursamaz kedinin günlüğü – 1

O gün evde bir şamatadır, karmaşadır gidiyordu. Heyecanlar koşturmalar, zaman zaman artan gerginlikler. O sırada kedi girdi odaya, etrafına bakındı ve yürüyerek geçip gitti karmaşanın içinden. Karmaşa devam ediyordu. Kedi kendine serin bir yer aradı, gözüne kestirdiği gölgeliğe bir kaç sıçramayla ulaştı ve uzandı. Biraz yalandı. Tüylerini parlattı. Sonra daldı uykuya. Evde koşuşturma devam ediyordu…

 

 

 

Çocuk Kitapları: Çocuk istismarı ile mücadelede çocuğun ihtiyacı mı yetişkinin kaygısı mı?

Eşitsiz toplumsal yapı, giderek artan güç yoğunlaşmaları, cezasızlık, kadın mücadelesine yönelik saldırılar, eşitsizliği pekiştiren politika ve söylemlerin yaygınlığı çocuklara yönelik cinsel istismar vakalarının artmasına neden olan zemini daha da güçlendiriyor. Bunun sonucu artan cinsel istismar vakaları doğal olarak bu konuda çocukları “koruma” refleksini doğuruyor.  Çocuk kitapları, animasyonlar ve çocuklara yönelik bilgilendirici materyaller hazırlayarak çocukları bu konularda bilgilendirme – bilinçlendirme ve güçlendirme çabası da mücadelenin araçlarından biri.

Ancak hazırlanan her araç çocuğu güçlendirecek doğru bir içeriğe maalesef sahip değil. Bir kısmı yetişkin gözü ve yetişkinlerin çocuk algısıyla hazırlanmış yetersiz, hatta olumsuz sonuçları olabilecek materyaller. Cinsel istismar konusunda artan kaygı ve çocukları koruma refleksi, hazırlanan bu materyallerin seçimi konusunda yetişkinleri doğru olmayan bu tercihler yapmaya açık hale getiriyor.

Bu materyallere bakarken; çocuğu güçlendirecek doğru bir seçim yapabilmek için birkaç rehber soru belirlemek iyi olacaktır. Sorunu doğru tanımlamak, materyalin kimin ihtiyacına cevap verdiğini araştırmak, klişelerden, prototiplerden kaçınmak ve çocuğu korkutacak, kendine güvenini sarsacak içerikten uzak durmak bu rehber soruların başında geliyor. Okumaya devam et “Çocuk Kitapları: Çocuk istismarı ile mücadelede çocuğun ihtiyacı mı yetişkinin kaygısı mı?”

2018’in Mutlaka Okunması Gereken Çocuk Kitapları

Bunlar da benim için 2018’i en iyi çocuk kitapları. Hepsinin basımı 2018 değil ama bizim karşılaşmamız bu yıl oldu. Eminim başkaları da vardır ve hepsi için daha uzun uzun yazmak isterdim ancak şimdilik küçük bir liste.

  • Nosotros – Paloma Valdivia – Notabene (+8 yaş ve belki de yetişkinler için)
  • Boşluk – Anna Llenas – Nesin Yayınevi (+5 yaş ve herkes)
  • Düşman – David Cali – Ginko (+8 yaş ve herkes)
  • Babam Yanımdayken – Soosh – KidzR (+ 4 yaş)
  • Floddertje – Annie M. G. Schmidt – Can Çocuk (+7 Yaş)
  • Canım Ağacım – Jacques Goldstyn – Can Çocuk (+7 Yaş)
  • İncelikli Şeyler – Germana Zullo – Desen Yayınları (+8 yaş ve belki de yetişkinler için)
  • Özgür – Emily Hughes – Taze Kitap (+4 Yaş)
  • Küçük Fare ile Kırmızı Duvar – Britta Teckentrup – Beta Kids (+7 Yaş)
  • Nohutçuk – David Cali – Mikado (+4 yaş)
  • Annem Uzayda – Ahmet Büke – Günışığı Kitaplığı (+7 Yaş)
  • Dalga – Suzy Lee – Meav (+4 yaş)
  • Gönül Kuşu – Michal Snunit – Mavi Bulut (herkes)
  • Korku – Francesca Sanna – Taze Kitap (+4 yaş)
  • Bedenim Bana Ait – Gergedan Yayınları (+5 Yaş)
  • Yazı Yazan İnekler – Doreen Cronin – Beyaz Balina Yayınları (+3 Yaş)

 

 

 

İnce şeyler

Ah, kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya

Kalın fırçalarını kullanarak geçiyorlar
Evler çocuklar mezarlar çizerek dünyaya
Yitenler olduğu görülüyor bir türküyü açtılar mı
Bakıp  kapatıyorlar
Geceye giriyor türküler ve ince şeyler

 

Kaba, öfkeli ve buyurgan bir iktidar, her şeyi yeniden biçimlendiriyor. İktidara en uzak ve en karşı olan bile benzeri bir form kazanıyor yavaş yavaş. Kalın çizgilerle konuşuyor,  buyurgan cümleler kuruyoruz. Biri yüksek sesle herkesi sahipleniyor. “Vatandaşım, askerim, sanatçım…” Diğerleri de hanelerinde sahipleniyor buyurgan bir dili ve boğucu, sevgisiz sahiplik ekini. Sevmek, dostluk, muhabbet hepsi kalın, kendinden emin, köşeli ve yüksek sesli. Okumaya devam et “İnce şeyler”

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: