Category Archives: kadın

Kırmızı Ayakkabılar*

Bir zamanlar ayakkabıları olmayan öksüz bir çocuk varmış. Fakat çocuk, bulduğu bütün kumaş parçalarını biriktirmiş ve bir süre sonra kendisine bir çift kırmızı ayakkabı dikmiş.Görünüşleri kabaymış, ama onları seviyormuş. Günleri, hava iyice kararana kadar dikenli koruluklarda yiyecek toplamakla geçse de, ayakkabılar ona kendini zengin hissettiriyormuş.the_wild_within_edited-1.jpg

Bir gün paçavralar içinde ve kırmızı ayakkabılarıyla yoldan aşağı yorgun argın yürürken, yanında aniden yaldızlı bir at arabası durmuş. İçinde yaşlı bir kadın varmış. Onu eve götürüp kendi küçük kızıymış gibi davranacağını söylemiş.Böylece yaşlı zengin kadının evine gitmişler. Çocuğun saçları yıkanıp taranmış. Temiz beyaz iç çamaşırları, güzel bir yün elbise, beyaz çoraplar ve parlak siyah ayakkabılar verilmiş. Çocuk, eski giysilerini, özellikle de kırmızı ayakkabılarını sorduğunda, yaşlı kadın giysilerinin çok kirli ve ayakkabılarının çok gülünç olduğunu, bu yüzden onları ateşe attığını, orada yanarak kül olduklarını söylemiş.

Çocuk çok üzülmüş, çünkü çevresindeki bütün zenginliklere rağmen kendi elleriyle yaptığı basit kırmızı ayakkabılar ona en büyük mutluluğu veriyormuş. Şimdi hep uslu uslu oturmak, sekmeden yürümek ve kendisiyle konuşulmadan konuşmamak zorundaymış, ama yüreğinde gizli bir ateş yanmaya başlamış ve eski kırmızı ayakkabılarını her şeyden daha çok özlemeye devam ediyormuş.

Masumlar Günü’nde kilise topluluğuna kabul edilecek kadar büyüdüğünde, yaşlı kadın bu özel gün için hazırlanmış bir çift ayakkabı almak üzere onu yaşlı ve sakat bir ayakkabıcıya götürmüş. Ayakkabıcının sandığında, en güzel deriden yapılmış bir çift kırmızı ayakkabı duruyormuş; ayakkabılar adeta ışık saçıyormuş. Gerçi kırmızı ayakkabılar kilise için tam bir rezaletmiş, ama yalnızca yüreğindeki özlem ve açlıkla seçim yapan çocuk, kırmızı ayakkabıları seçmiş. Yaşlı kadının gözleri o kadar bozukmuş ki, ayakkabıların rengini görememiş ve parasını ödeyerek onları satın almış. Yaşlı ayakkabıcı çocuğa göz kırparak ayakkabıları paketlemiş.

Ertesi gün kilise üyeleri şaşkınlıkla çocuğun ayağındaki ayakkabıları süzüyormuş. Kırmızı ayakkabılar, parlatılmış elmalar gibi, yürek gibi, kırmızıyla yıkanmış erikler gibi parlıyormuş. Herkes bakakalmış; duvardaki ikonlar, hatta heykeller bile ayakkabıları uygun bulmadıklarını gösterir şekilde, bakakalmışlar. Ama kız, ayakkabıları her şeyden çok seviyormuş. Böylece papaz ses verip de koro uğuldadığı, org pompalandığı zaman çocuk hiçbir şeyin kırmızı ayakkabılarından daha güzel olmadığını düşünmüş.

Günün sonuna doğru yaşlı kadın, koruması altındaki çocuğun kırmızı ayakkabıları hakkında bilgilendirilmiş.” Asla, ama asla bu kırmızı ayakkabıları bir daha giyme!” diye tehdit etmiş yaşlı kadın. Ama ertesi pazar çocuk kırmızı ayakkabılarını siyahlara tercih etmekten kendini alamamış ve yaşlı kadınla küçük kız her zamanki gibi kiliseye doğru yola koyulmuşlar.

Kilisenin kapısında kolu askıda olan yaşlı bir asker varmış. Dar bir ceket giymiş ve kırmızı bir sakalı varmış. Saygıyla eğilmiş ve çocuğun ayakkabılarındaki tozu fırçalamak için izin istemiş. Çocuk ayağını uzatmış ve o da kızın ayak tabanlarını kaşındıran küçük bir dans şarkısı ritmiyle ayakkabıların altına hafifçe vurmuş. ”Dansa kalmayı unutma,” diye gülümsemiş ve göz kırpmış.

Herkes yine yan yan kızın kırmızı ayakkabılarına bakmış. Ama o kıpkırmızı, ahududu gibi, nar gibi parlak olan bu ayakkabıları o kadar çok seviyormuş ki, pek başka bir şey düşünemiyor, ayini de pek duyamıyormuş. Ayaklarını kah böyle, kah şöyle döndürüp kırmızı ayakkabılarına hayran olmakla o kadar meşgulmüş ki, koroya eşlik etmeyi unutmuş.

Yaşlı kadınla birlikte kiliseyi terk ederken yaralı asker bağırmış: “Ne kadar güzel dans eden ayakkabılar!” Sözleri kızın anında birkaç hızlı dönüş yapmasına neden olmuş.Ama bir kez hareket etmeye başlayan ayaklarını durduramayan kız, çiçek tarlalarından ve kilisenin köşesinden dans ederek geçmiş, öyle ki sanki kontrolünü tamamen yitirmiş gibi görünüyormuş. Bir gavotte, sonra bir csardas, sonra da yol boyunca tarlalardan kendi kendine vals yaparak geçmiş.

Yaşlı kadının arabacısı oturduğu yerden atlayarak inmiş ve kızın peşinden koşmuş, onu yakalayarak tekrar arabaya getirmiş, ama kızın kırmızı ayakkabıların içindeki ayakları sanki hala yere basmıyormuş gibi havada dans etmeye devam ediyormuş. Yaşlı kadın ve arabacı, asılıp çekmişler, kırmızı ayakkabıları çıkarmaya çalışmışlar. Bütün şapkalar yere düşüp bacaklar tekmeler savururken, ortaya görülmeye değer bir manzara çıkmış, ama sonunda çocuğun ayakları sakinleşmiş.

FullSizeRender+8.jpg

Eve dönünce yaşlı kadın kırmızı ayakkabıları çıkararak bir rafın üstüne fırlatıp atmış ve kızı, onlara bir daha dokunmaması için uyarmış.Ama kız onları izleyip özlem duymaktan kendini alamamış. Ona göre bunlar hala, yeryüzündeki en güzel şeylermiş.

Çok geçmeden, kader bu ya, yaşlı kadın yatağa düşmüş ve doktor gider gitmez kız kırmızı ayakkabıların saklandığı odaya dalmış. Rafın üstünde, epey yükseklerde duran ayakkabıları süzmüş. Süzüşü daha uzun bir bakışa, uzun bakışı da güçlü bir arzuya dönüşmüş, o kadar büyük bir arzu ki, kız ayakkabıları raftan alıp, ayaklarına geçirmiş ve yaptığının hiçbir zararı olmayacağını düşünmüş. Ama ayakkabılar topuklarına ve ayak parmaklarına değer değmez, dans etme dürtüsüne yenik düşmüş.

Ve böylece dans ederek kapıdan çıkmış, merdivenlerden inmiş ve ardı ardına hızla önce bir gavotte, sonra bir csardas, sonra da büyük, cesur bir vals dönüşü yapmış. Kız,  zafer duygusu içindeymiş ve sola doğru dans etmek isteyip de ayakkabılar sağa doğru dans etmekte ısrar edene kadar başının belada olduğunu kavramamış. Dönerek dans etmek istediğinde ise, ayakkabılar öne doğru dümdüz dans etmekte ısrar ediyormuş. Ve ayakkabılar kızı dans ettirirken, öteki tarafına dönmek yerine sağ tarafına, yola doğru dans etmişler ve onu çamurlu tarlalardan geçirerek karanlık ve kasvetli ormana doğru götürmüşler.

Orada bir ağaca dayanmış halde kırmızı sakallı, askıdaki kolu ve dar ceketiyle yaşlı asker duruyormuş.”Olur şey değil!” demiş. ”Ne güzel dans eden ayakkabılar!” Dehşete düşen kız, ayakkabıları çekerek çıkarmaya çalışmış, ama o asıldıkça, ayakkabılar ayaklarını daha sıkı kavramış. Bir ayağı üstünde zıplayarak ötekinden ayakkabıyı çıkarmaya çalışmış ama, yerdeki diğer ayağı bu durumda bile dans etmeyi sürdürüyor, elindeki ayak da dansın kendine düşen kısmını yapıyormuş.

Ve böylece dans etmiş, etmiş, etmiş… En yüksek tepelerde ve vadiler boyunca, yağmurda, karda ve gün ışığında dans etmiş. En karanlık gecede ve güneş doğarken dans etmiş ve alaca karanlıkta hala dans ediyormuş. Ama bu güzel bir dans ediş değilmiş. Korkunç bir dans edişmiş ve kız için dur durak yokmuş.

Dans ederek bir kilise avlusuna girmiş ve oradaki korkunç bir hayalet içeri girmesine izin vermemiş. Hayalet ona şu sözleri söylemiş: “Bir hayalete, hortlağa dönüşene kadar, bir deri bir kemik kalana kadar, dans eden bağırsakların dışında senden bir şey kalmayana kadar kırmızı ayakkabılar içinde dans edeceksin. Bütün köylerden kapı kapı dolaşıp dans ederek geçeceksin, her kapıya üç kez vuracaksın ve insanlar açıp baktıklarında seni görüp kendileri adına senin yazgından ürkecekler. Kırmızı ayakkabılar dans ettikçe sen de dans edeceksin.” Kız merhamet dilemiş, ama daha fazla yalvaramadan kırmızı ayakkabıları onu uzaklara götürmüş. Fundaların üstünde dans etmiş, akarsulardan geçmiş, çalılıklardan atlamış, hiç durmaksızın dans ederek eski evine gelmiş. Evde yas tutuluyormuş. Onu eve alan yaşlı kadının o yokken öldüğünü öğrenmiş. Ancak o dans etmeye devam etmiş; yapması gerektiği gibi, dans etmiş. Sefil bir bitkinlik ve dehşet içinde kasabanın celladının yaşadığı ormana kadar dans etmiş. Ve kızın eve yaklaştığını hisseden celladın duvarındaki balta titremeye başlamış.

Kapıda hala dans ederken bir yandan da cellada “Lütfen!” diye yalvarmış.” Lütfen ayakkabılarımı keserek çıkarın ve beni bu korkunç yazgıdan kurtarın.” Bunun üzerine cellat kırmızı ayakkabıların bantlarını baltasıyla kesmiş. Ama ayakkabılar hala ayağında duruyormuş. O zaman kız ağlayarak cellada, hayatının hiçbir değerinin olmadığını ve ayaklarını kesmesi gerektiğini söylemiş. Cellat da ayaklarını kesmiş. Ve içinde ayaklar olduğu halde kırmızı ayakkabılar dans etmeye devam ederek ormana doğru uzaklaşmış, tepelere çıkmış ve gözden kaybolmuş. Kız artık zavallı bir sakatmış ve hayatını sürdürebilmesi için başkalarına hizmet etmesi gerekiyormuş ve bir daha asla, asla kırmızı ayakkabıları arzulamamış.

* Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabından.

Yorum bırakın

Filed under halk dilinden (folklor), kadın, masal

GECELERİ DE, SOKAKLARI DA, MEYDANLARI DA İSTİYORUZ!*

ist-08-03-2015-gece-yuruyusu-34-620x411Gündüz Vassaf “Cehenneme Övgü”[1] adlı kitabında gece ve gündüz arasındaki ayrışmadan bahseder ve bunu alaşağı edilmesi gereken bir durum olarak sunar. Gece ve gündüz Vassaf için birbirini tamamlayan bir döngünün parçası değil aksine zıt iki unsurdur. Gündüz; yasallığın ve meşruluğun alanıdır, aynı zamanda tek düze, sıkıcı ve totaliterdir. Gece ise yasadışı, gayri meşru olanın aynı zamanda totaliter olana baş kaldırılan zamanıdır. Vassaf’a göre gündüz makbul ve makul işlerin yapıldığı zamana tekabül ederken, gece eğlencenin, zevk verici olanın, doğru ve ahlaki kabul edilmeyenin yapıldığı zamana denk gelir. Benzeri bir tersine çevirmeyi cennet ve cehennem arasında da yaparak cehennemi özgür ruhun meskeni olarak sunar.

Bu tersine çevirmenin bizim için anlamı, sorgulanamaz, genel geçer olarak varsaydığımız bazı kabulleri yeniden gözden geçirmemize bir kapı açmasıdır. Genel kabullerin yerli yerine oturttuğu birçok düzen bileşeninin ne kadar demokratik veya totaliter, özgürlükçü veya baskıcı, içerici veya dışlayıcı ve hakikatli olduğunu sorgulamaya açılan bir kapı.  Zira gündelik hayatımız bir sürü kabul ve ön kabulle kategorize ettiğimiz pek çok unsur üzerine kurulu: her sabah kalkıp işe gitmek, yaşı gelince evlenip çocuk sahibi olmak, makul ve makbul vatandaşlar olmak gibi… Birçok şeyin, hakikatte ne olduklarından bağımsız bir değer sistemi içinde bir yere konduğu ve buna göre bir muameleye maruz bırakıldığı açık. Bu yazının derdi kent ve mekânın cinsiyeti üzerinden bu kabullere ve onlara yüklenen değerlere bir miktar bakabilmek. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under kadın, mücadele tarihinden

Türkiye’de Kız Çocukları

parmak_kiz_masaliGünden güne yetişkinler için bile yaşanılması zor bir coğrafyada çocuk olmak, büyümek ve kendini var etmek, üstüne üstlük bir kız çocuğu olarak var olmaya çalışmak!

Adaletin her daim erkek olduğu bir ülkede kız çocuğu olmak, hak sahibi olmak, ol-a-mamak!

Yaya olarak bile bir yerden bir yere gitmenin mümkün olmadığı, nefes alınması zor, bina yığınına dönüşmüş kentlerde çocuk olmak.

Hele hele “sana güveniyorum” çevreye güvenmiyorum denilerek sokağa çıkarılmayacak bir kız çocuğu olmak!

Öldürüldüğünde sadakati, tecavüze uğradığında kıyafeti sorgulanan kadınların ülkesinde kız çocuğu olmak!

Bedensel gelişimin başınıza bela olduğu bir memlekette kız çocuğu olarak büyümek!

Çocukların ailenin ve devletin malı sayıldığı bir toplumda bir de daha değersiz görülen olmak!

Türkiye’de “bir şey” olmanın zorluğu üzerine sürekli yazılıp çiziyoruz nicedir. Kız çocukları için başkaca bir şeyler yazmayı arzu ediyor insan ama maalesef sistemden bizlere düşen her dertli şeyin âlası, kız çocuklarına düşüyor. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under çocuk, kadın

Küçük Cadılar ve Prens Olmak İstemeyen Oğlanlar İçin Masallar

Masallar ve çocuk kitapları toplumsal cinsiyet rollerini öğrendiğimiz belkide en önemli kaynaklar. Hayallerimizi şekillendiren etkileri sebebiyle de yetişkin dünyamız üzerinde etkileri büyük. Eşitlikçi bir dünya düşü için ise hem çocukların hem yetişkinlerin  ne okuduğu pek önemli. Bu yüzden kendi kütüphanemden toplumsal cinsiyet rolleri ve eşitlikçi düşler için önerebileceğim bir kaç kitabı paylaşmak istedim.

0000000596202-11- Kıpır Kıpır:
Kıpır Kıpır taban tabana zıt iki kız kardeşin, Belinda ile Melisa’nın, öyküsünü anlatıyor. Belinda her zaman çok dikkatli, özenli ve zarif bir balerin. Oysa Melisa bale konusunda pek başarılı değil. Onun içinden daha özgürce dans etmek, rengarenk giyinmek geliyor. Kıpır kıpır hanım hanımcık kızlar olmamızı söyleyen kitapların aksine istediğimiz gibi olabileceğimizi anlatıyor.

Yazar: Ann Bonwill
Yayınevi: Marsık Kitap
Yaş: 3-6

 

0000000679655-12- Vesta Linnea:
Vesta Linnea serisinde Canavar Anne – Ay ışığında – Linnea Uyu Artık – Linnea ve Köpeği – Vesta Linnea ve Çok Üzgün kitapları var. Linnea’nın 5 kişilik ailesinde roller ve ilişkiler alışıldığın dışında ilerliyor. 3 kardeşin babaları ayrı örneğin veya anne bazen üzgün, bazen canavar (!). Vesta Linnea kitapları alışılmışın dışında aileler ve ilişkiler olabileceğini anlatıyor.

Yazar: Tove Appelgren, Salla Savolainen
Yayınevi: Büyülüfener
Yaş: +6

 

damdakiinek-kapak3- Damdaki İnek:
Damdaki inek kadın erkek rollerine ve emeğine ironik bir açıdan bakıyor! Hikayede Karısı Sian´dan daha çok çalıştığını düşünen çiftçi Shon bir günlüğüne birbirlerinin yerine geçip işleri değiştirmeyi teklif ediyor. Ancak günün sonunda Sion’un evde yaptığı işlerin hiç de o kadar kolay ve az olmadığını anlıyor. Hikaye aslında bu haliyle daha cesur bir sonu da hak ediyor.
Yazar: Eric Maddern
Yayınevi Mandolin
Yaş:3-6

 

12729314_1658446164418923_6678539029231678492_n4- Kül Prensi:
Kül Prensi küçük feministler ve her zaman teklif etmek zorunda kalan oğlan çocuklar için harika bir masal. Külkedisi hikayesindeki tüm öğeler Külprensi’nde ters yüz oluyor, hatta bu sefer kızlar teklif ediyor.

Yazar: Babette Cole
Yayınevi: Kuraldışı Çocuk
Yaş:3-6

 

 

frida-kahlo5- Anti prenses serisi: Frida Kahlo
Nota Bene’nin hazırladığı antiprenses serisinin ilk kitabı Frida Kahlo’nun hayatını anlatıyor. Kitap varoluşu, düşünceleri ve sanatıyla baştan başa devrimci bir kadın olan Frida Kahlo ile tanışmak, onun çocukluğu, okul hayatını ve sanat anlayışını öğrenmek için iyi bir fırsat.

Yazar: Nadia Fink – Fitu Saa
Yayınevi: NotaBene
Yaş:+6

 

 

0000000357452-16- Başka Bir Anne:
İnsanlar birbirine benzerler, benzemek isterler. Hatta farklı olmanın kötü olduğu söylenir hep. Başka Bir Anne kitabındaki anne ise kimsenin annesine benzemiyor. Onlar gibi giyinmiyor, onlar gibi davranmıyor. Kitap farklı ve özgün olmak üstüne eğlenceli bir anlatıya sahip.

Yazar: Sandra Albukrek – Seban, Leyla Navaro
Yayınevi: Can Çocuk
Yaş:3-6

 

 

0000000448175-17- Uyanış Öncesi Öyküleri:
Uyanış öncesi öyküleri Datruelo, Seksek Yıldızlar, Renkler, Uçmak, Aura ile Sohbet, Aşka Dair gibi küçük öykülerden oluşuyor. Öyküler belki biraz daha büyüklere masallar tadında.  En çok da toplumsal rollerle yaralanmış kadınlara şifa niteliğinde.

Yazar: Nunila Lopez, Myriam Cameros
Yayınevi:NotaBene
Yaş:+3

 

vejetaryen-kulkedisi8- Vejetaryen Külkedisi / Kitika Li Ber Tifikê Êdî Naxwaze Goştî Bixwe:
Külkedisi kendisini ancak ayakkabının ayağına olmasıyla tanıyan bir prense aşık!
Sindirella masalı kadınlara hep kalıplara uygun olma çağrısı yaptı. Vejetaryen Külkedisi kitabı da bu kalıplar içinde acı çeken külkedisinin isyanını anlatıyor. Kitabın Türkçe ve Kürtçe versiyonları bulunuyor. Kitap daha daha çok yetişkinlere masal niteliğinde.
Yazar: Nunila Lopez – Miriam Cameros
Yayınevi: Notabene
Yaş: +12

 

0000000439344-19- Mavi Kız Uzun Bir Yol:
Hep yolculuklara prensler, sultanlar, erkek kahramanlar çıktılar. Yollar gidip kahramanlık öyküleri yazdılar. Mavikız ve uzun yol’da ise kahramanımız Mavi Kız uzuuun bir yolculuğa çıkıyor.

Yazar: Şafak Özdemir
Yayınevi:YKY
Yaş:3-6

 

 

13599988_1709090142687858_8255252276713227666_n10- Masalını Terk Eden Prensesler:
Kitap  Muş Kadın Çatısı Derneği tarafından hazırlandı. Masalların sonları ise çocuklar tarafından tamamlandı. Masallar üstelik iki dilde; Türkçe ve Kürtçe. Masaların Türkçe versiyonuna buradan, Kürtçe versiyonuna ise buradan ulaşabilirsiniz

Yazar: Deniz Kaynak
Yayınevi: Muş Kadın Çatısı Derneği
Yaş:6-8

 

0000000635602-111 – Pamuk Prenses ve Yedi Kurbağa:
Kitap prenses ve beyaz atlı prens olmak istemeyen oğlan çocukları için harika bir ter yüz etme denemesi. Masalda güzellik, sevimlilik, iyilik ve kötülük kavramları ve mecburi bir son olarak evlilik de ters yüz ediliyor.

Yazar: Kelly Caswell, Gemma Cary
Yayınevi:Net Çocuk Yayınları
Yaş: 3-6

 

 

0000000620728-112- İsyankar Cadı:
Hep prenses ve peri olmayı istedik ama bir de dünyaya cadıların gözünden bakmanın zamanı gelmedi mi? Her zaman kötü resmedilen cadımız bu hale içerlemiş, üstelik dünyanın mevcut haline de kızmış durumda. Sahi o kadar peri varken dünya neden bu kadar kötü durumda? Bu duruma içerleyen cadımız isyan ediyor, isyan ettiği gibi de süpürgesini kapıp kötülükleri temizlemeye girişiyor.

Yazar: Enrique Perez Diaz, Enrique Martinez
Yayınevi: Yazılama
Yaş: 3-6

 

0000000228861-113- Ronja Haydut Kızı

Pippi Uzunçorap’ın yazarı Astrid Lindgren’in bir diğer kitabı Ronja’da başrol asi bir kız çocuğunda.

Kitapta iki haydut çetesinin rekabeti arasında Ronja’nın doğa, hayat ve ailesine dair keşifleri, onlarla mücadeleleri ve rakip çetenin oğluyla kurduğu kardeşlik anlatılıyor. Kitap boyunca fonda ormanın ve ağaçların şarkıları, doğanın ihtişamı hep size eşlik ediyor. Ronja’nın serüveni boyunca annesinin kızıyla kurduğu ilişki, şifacılığı, hayata karşı bilgeliği ise ışıldıyor, iç ısıtıyor. Özellikle onlu yaşlardaki çocuklar için Ronja bir kahraman adayı.
Yazar: Astrid Lindgren
Yayınevi: İthaki
Yaş: +8
kucukfeminist14- Küçük Feministin Kitabı
Küçük Feministin Kitabı eşitsizlikleri sorgulamaya başlamış 12-13 yaşlarındaki kız ve oğlan çocukları için iyi bir başlangıç kitabı. Kitap hem kadın mücadelesinden küçük kesitler sunuyor hem de gündelik hayattan örneklerle iktidar ve eşitsizlik gibi kavramları açıklıyor. Kitapta feminist mücadelenin kısa tarihiyle ve kadın düşünürlerin hikayeleriyle tanışmak mümkün. Kitabın bir diğer iyi yanı cinsiyet rollerini değiştirmek için okul ve ev hayatından küçük önerilerde bulunması.
Yazar: Sassa Buregren
Yayınevi: Güldünya Yayınları
Yaş:+8
0000000647368-1 15 – Küçük Kızlara Öğütler
Küçük Kızlara Öğütler kitabında Mark Twain küçük kızlara öğütler veriyor ama öğütleri biraz ironik! Twain öğütleriyle küçük kızların yetişkin iktidarıyla nasıl başa çıkabilecekleri konusunda ip uçları ve taktikler veriyor.
Yazar: Mark Twain
Yayınevi: Aylak Adam
Yaş: +3
pippi-uzunçorap_203743.jpg16 – Pippi Uzunçorap
Astrid Lindgren’in ilk kitabı ve serideki diğer iki kitabın ana karakteri. Pippi cesur, oldukça güçlü bir kız çocuğu. Annesi melek olduğundan, babası da bir gemi kazasında kaybolduktan sonra Okyanus Kralı olduğundan yalnız başına yaşıyor. Anne ve babası olmadığından Pippi’ye her akşam 7’de yatmak zorunda olduğunu söyleyen kimse yok. Ama bu sorun değil çünkü Pippi saat 10 gibi kendine yatma vaktini hatırlatıyor. Aslında atı ve bir maymun olan Bay Nilson’da ona eşlik ediyor.
Onun kadar güçlü ve onun kadar güzel yemek yapan bir çocuk daha yoktur herhalde yer yüzünde.
Pippi Uzunçorap, Pippi Uzunçorap Denize Açılıyor ve Pippi Uzunçorap Büyük Okyanus’ta serisi 8 yaşının üstündeki her çocuğun mutlaka okumasu gereken bir seri. Henüz okumayan yetişkinler de mutlaka okumalı.
Yazar: Astrid Lindgren
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Yaş: 7+
Derleme SolFaSol Ağustos sayısı için yapılmıştır.
Derleyen: Hatice Kapusuz
Daha fazla çocuk kitabı için: Evvel Zaman Kitaplığı

7 Yorum

Filed under çocuk, kadın, masal

Kutsal Aile Dediğiniz*

Yüzleşilmesi gerekenler bitmez bu dünyada, özellikle bu ülkede! Gün geçmiyor ki bir cinsel istismar vakasının mahkeme sürecinden dehşet verici bilgiler çıkmasın. Cezasızlık ve tahrik indirimlerden kolu kanadı kırık adalete kalmayan inancımızdan bahsetmeyeceğim, malumun ilanı zaten.
Derdim bu sefer başka. Çok çeşitli düzeylerde, çeşitli yaş gruplarındaki tecavüz ve istismar vakalarında tehdit unsurlarını fark etmişinizdir. Bunların belki de hepsini kesen bir tanesi üzerine birlikte düşünelim istiyorum.  “Ailesine söylemekle tehdit etmek”. Bu söz öbeğini günlük hayatımızın vazgeçilmez parçası google’a yazarak bir bakmanızı öneririm. Çıkan sayfalarca sonuç sizin için de ürpertici olacak. Kimi yıllarca süren istismar vakaları, kimi kolektif bir şekilde bütün bir kentin suç örgütüne dönüştüğü istismar vakaları. Kimi çocuk, kimi genç kadın, kimi yetişkin. Hepsinin susturulma biçimleri aynı, maruz kaldıkları şiddet tarifsiz. İşte tam burada sormamız gereken bir soru var: Nasıl bir aile ki söz konusu olan; şiddete, tecavüze, istismara katlanmayı ailelerinden destek almaya yeğlemiş olsun bu insanlar? Düşünün istiyorum 12- 13 yaşlarında çocukların boyun eğdikleri, yaşadıkları saldırı karşısındaki sessizliklerini ve yalnızlıklarını. Destek isteyememenin, ses çıkaramamanın o korkunç ağırlığını, köşeye sıkışmışlık hissini.
Hatırlayın, küçükken korkunca annemizin babamızın bacağına yapışıverirdik içgüdüsel olarak. Çünkü dışarıdaki tehlikeye karşı küçük çocukların yegane limanıdır anne babaları. Çocukların korktuklarında verdikleri diğer tepkileri düşünün. Ve sonrasında veremedikleri tepkileri. Yetişkin olmak adına feda etmelerini istediklerinizi.
Ve düşünelim çocuklar büyüdüğünde -ki çoğu çocuğun büyümesine izin bile verilmez bu ülkede- onları ailelerinden destek isteyemez, ailelerine sığınamaz kılan nedir, ne olabilir?  Tüm bu suçluların aynı tehdidi kullanmaya iten bildikleri bir şey olmalı. Bu ne olabilir?
Kötü kızların – çocukların başına kötü şeyler gelir diye korkutulmuş çocukluğumuzu,
Başımıza kötü bir şey geldiğinde kendimizi suçlu hissederek saklamamızı,
Hak edilmiş kötülüklerin sebeplerini, o saatte ne yapıyormuş, oraya neden gitmiş, evde dursaymış, annesini dinleseymişleri…
Çocuklara kulak vermek yerine onların yalan söylediğine inanma eğilimli ebeveynleri,
Zorla amca teyze öptürüp, beden dokunulmazlıklarını inşa etmelerine izin verilmeyen çocukları, kendilerini kötü hissetseler de oturtuldukları kucakları,
Bunların hepsini ve daha fazlasını biliyor olmalılar.
Bizim de doğru cevabı bulmamız ve çocukları, gençleri, kadınları şiddete karşı yalnız ve desteksiz bırakan ailenin ve değerlerin yerine yenilerini inşa etmemiz gerekiyor.
Evet cezasızlık aldı başını gitti, hakimler dehşet kararlar veriyorlar. Ancak, eğer küçücük bir beden ailesine sığınmak yerine bu acılara ve travmalara katlanıyorsa bizim başkaca bir sorumluluğumuz var demektir.
Yazı: 20 Mayıs Tarihinde Kaos Gl’de yayınlanmıştır

Yorum bırakın

Filed under çocuk, kadın

İdam edilesi sapıklar, güvenilir beyefendiler! Hanım Hanımcık kızlar, iffetsiz kadınlar!*

Zannediyorum ilk kez bir tecavüz vakası Türkiye’yi ayağa kaldırdı. Ülkenin neredeyse tamamı bir kadının tecavüze uğradığına inanıyor, kızıyor, tepki gösteriyor. Şaşkınlıkla böyle diyorum zira 26 kişinin tecavüzüne uğrayan N.Ç. de Picca da yapamamıştı bunu. Her vakanın aması vardı. Her mağdurun bir hak etmişliği… Ondandır ki yıllardır birçok kadın arkadaşlarını, ailelerini ve hâkimleri taciz edildiklerine, tecavüze uğradıklarına inandırmaya çalışıyorlar. Sonuç, inanmaz bakışlar, suçlayıcı ifadeler, imalı sözler, iyi hal indirimleri, rızası var kararları, kemik yaşı büyütmeler.
İlk kez bir tecavüze inanıyor bu ülke, ve ne acı ki bu inanç için genç bir kadının yanarak ölmesi gerekti. Ancak o zaman ortada bir tecavüz olduğuna, kadının masum olduğuna inanabildik. Belki de “lekelenmiş” olan ortadan kalktığı için (tüm o “namus” cinayetlerinde olduğu gibi) daha rahat kızabiliyorlar suçlu olana.
Ardından idam talepleri, hadım edilsin önerileri yükseliyor. Herkes bu caniliğin arkasında bir yabancılık, aykırılık, farklılık bulmak derdinde. Bu yüzden bir hasta ve sapık bulmaya çalışıyorlar. Suçlu bizden ne kadar farklıysa o kadar rahat vicdanlarımız. Bu yüzden de çoğunluğun o ayrıksı olanla ilgili buldukları çözüm idam!

Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under kadın

kürtaj ve grev yasağına dair….

Kürtaj, grev yasağı ve diğerleri…*

Kemalist toplumsal mühendisliğin özellikle şehirli orta sınıf üzerindeki etkisi ve başarısı malum. Öte yandan muhafazakar kesimlerde yarattığı rahatsızlık da malum. AKP iktidarı tam da bu baskıcı ve elitist toplumsal mühendisliğe karşı özgürlükçü bir parti olarak sundu kendini. İki dönem boyunca bu sistemin sonucu olarak işaret ettiği kurum ve anlayışlara karşı savaş açtı, onlarla hesaplaştı,  yerlerinden etti. Bu politikaların tamamı da hem muhafazakar kesimler hem de kendisini özgürlükçü(!) tanımlayan gruplar tarafından oldukça sahiplenildi, sevinçle karşılandı.  Ne de olsa sine-i milletten kopup gelmiş bir partiydi AKP!

3. ustalık döneminde ise bu özgürlükçü yanılsamanın sınırlarına dayanmış durumdayız, artık yanlış anlaşılamayacak ve yorumlanamayacak derece net darbeler alıyor hak ve özgürlükler. Demokrasinin kendisi ise hak ve özgürlük kavramlarından özgürleşmiş salt bir temsiliyet sistemine dönüşmüş durumda. Kullanılan dil ve söylemin hoyratlığı da bunun cabası. Buna rağmen iktidar sahiplerinin ellerindeki araç ve mekanizmalar ihlal edilen her bir hak alanını birbirinden bağımsız ve özerk gösterme noktasında oldukça başarılı. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under devletlüler, kadın