Category Archives: çocuk

Tatilde çocuklar için kitap önerileri

Kitaplar görsel medyanın, bilgisayarların ve televizyonun sunduğu sınırları belli dünyanın ötesinde kapılar açar zihinlerimizde. Çünkü kitapların anlattığı dünyada özgür oluruz. O dünyayı istediğimiz gibi kurma, yaratma şansımız vardır her zaman. Bu yüzden çok küçük yaşlar itibariyle çocukların kitaplarla tanışması, ebeveynlerle birlikte kitap okuması hem gelişkin bir düş gücü ve yaratıcılık hem de etkileşim açısından çok önemli. Bu sebeple bir ebeveynin çocuğuyla birlikte kitap okuması sadece çocuk için değil yetişkinler için de oldukça besleyici deneyimler sunar.

Hazır günler uzamış, okullar tatil olmuşken bazı çocuk kitaplarını derledik.

Bu kitaplar çocuklar için olduğu kadar yetişkinler için de. Etrafınızdaki çocuklara bu kitapları hediye edebilir ama en önemlisi birlikte okuyabilirsiniz.

 

1- Çocuk Olmaya Hakkım Var
Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Oysa birçok çocuk, varoluşunun temel unsurları olan haklarının çeşitli sebeplerle ihlal edilebileceği bir dünyaya doğuyor. Hatta bu haklardan mahrum edilmiş olarak doğuyor. Yoksulluk ve savaş, çocukların haklarını ihlal eden koşulların başında geliyor.
Diğer yandan çocuğu henüz olmamış sayan, onu yetişkinliğe erişmeden bir özne olarak kabul etmeyen ve çocuğu geleceğe hapseden çocuk algısı, çocukların her gün çeşitli biçimlerde hak ihlallerine uğramalarına zemin hazırlıyor, onları görünmez kılıyor. Bu ihlaller bazen korumacı bazen de çocuğu gözardı eden bir anlayışla vücut bulabiliyor. Oysa çocuğu hakları olan bir özne olarak görmek ve haklarını bilmek, hem çocuklar için hem de çocuklara karşı sorumluluğu olan yetişkinler için daha iyi bir yaşamın ilk adımı.

Bu konuda yardımımıza Alain Serres tarafından yazılan, Aurelia Fronty tarafından resimlenen “Çocuk Olmaya Hakkım Var” kitabı koşuyor. Kitabı, hem çocuklar hem yetişkinler için haklar konusuna önemli bir temel kaynak olarak tanımlayabiliriz. Aurelia Fronty’nin çizimlerinin güzelliğini not edelim öncelikle. Alain Serres ise temel hakları en yalın haliyle cümlelere dökmüş ve sözü çocuklara bırakmış.

Yazar: Alain Serres
Yayınevi: YKY
Yaş: 5+

2- Ferdinand

Tüm boğalar Arena’daki gösterilere hazırlanıyordu. Ferdinand ise hiç oralı değildi. O itiş kakıştan ve dövüşten uzakta doğayı seyrediyordu. Oysa Ferdinand alabildiğine gösterişli ve güçlüydü ama gücünü kullanmak istemiyordu. Bu kadar güçlü bir boğanın Arena gösterilerine katılmaması olacak iş değildi.

Ancak istemese de tesadüfler Ferdinand’ı Arena dövüşlerine kadar taşıdı. Ferdinand 1937’de İspanya İç Savaşı döneminde yazılmış, barış ve şiddetsizliği konu edinen bir kitap. Özellikle şiddetin her yerde alabildiğine yükseldiği bu dönemde güç kullanımı, şiddet gibi konular üstüne düşünmek için de iyi bir fırsat sunuyor.

Yazar: Munro Leaf
Yayınevi: Engin Yayıncılık
Yaş: 7+

 

 

3- Ben’in Gemisi

Ben, denizleri ve gemileri çok severdi, günün birinde Giel ile birlikte harika bir maceraya yelken açacaklardı. Ama bir gün Ben karşıdan karşıya geçerken sağa bakmış ama sonra sola bakmayı unutmuştu (veya tam tersi), Ben ölmüştü. Artık hayallerini gerçekleştiremeyeceklerdi!
Ben’in mezarı evlerinin arka bahçesindeydi. Giel ve babası Ben’in hayallerindeki gibi mavi beyaz bir gemi yaptılar mezar taşı olarak. Giel abisini ne zaman özlese mavi beyaz geminin yanına gidiyordu…
Ama arka bahçede bir mezarın olması komşular için hiç de normal bir durum değildi ve bunun değişmesi için ellerinden geleni yapmaya kararlıydılar. Ama Giel’in babasının pes etmeye de Ben’in hayallerinden vaz geçmeye de hiç niyeti yoktu.
Peter Koolwijk’ten kayıplar ve kayıplarla baş etmek üzerine mizah ve macera dolu bir kitap.

Yazar: Peter Koolwijk
Yayınevi: Can Yayınları
Yaş: 9+

 

4- Aritmetik iyi Kuşlar Pekiyi

Cemal Süreya’dan “Aritmetik İyi Kuşlar Pekiyi”. Süreya, kitapta çocuklara bilgiçlik taslamadan her şeyi anlatmanın incelikleriyle küçük öykücükler iliştiriyor.

Çocuklar her şeyi anlar
Gökte lacivert ipek bir helikopter
Denizde bembeyaz bir gemi.
Kuş kanadı, dağlar, ovalar.

Yazar: Cemal Süreya
Yayınevi: YKY
Yaş: 7+

 

 

5- Kanatlı Kediler

Günün birinde bir sokak kedisi 4 yavru dünyaya getirdi ancak yavrular ne kendisine ne de diğer yavrulara benzemiyordu. Yavruların kanatları vardı. Onlar uçabilen yavrulardı ancak farklılıklarıyla şehirde yaşamaları mümkün değildi. Bu yüzden yavrular kırlara, insanların onları rahatsız etmeyeceği yerlere yolculuk etmek zorunda kaldılar. Seride yer alan kitaplar yavruların yolculuklarını, insanlarla ve diğer canlılarla kurdukları ilişkileri ve şehre geri dönüşlerini anlatıyor.
Dört kitaptan oluşan seri farklı olmak, kentsel dönüşüm, sahiplenmek ve özgürlük gibi birçok kavramı ele alıyor.

Yazar: Ursula K. Leguin
Yayınevi: Günışığı
Yaş: +7

 

6- Papağanın Diriliş Öyküsü

Kitap hayatını kaybeden bir papağan ve ardından yaşanan şiirsel olayları anlatıyor. Kitapta sevgi ve dayanışmanın hayatı yeniden yaratma gücüne nasıl dönüştüğünü ve papağanın geri dönüşünü okuyoruz. Kayıplar, sevgi ve dayanışma üzerine rengarenk ve şiirsel bir kitap.

Yazar: Eduardo Galeano
Yayınevi: Nesin Yayınevi
Yaş:+7

 

 

 

7- Vesta Linnea

Vesta Linnea serisinde “Canavar Anne – Ay ışığında – Linnea Uyu Artık – Linnea ve Köpeği – Vesta Linnea ve Çok Üzgün” kitapları var. Linnea’nın 5 kişilik ailesinde roller ve ilişkiler alışıldığın dışında ilerliyor. Üç kardeşin babaları ayrı örneğin veya anne bazen üzgün, bazen canavar(!).

Vesta Linnea kitapları alışılmışın dışında aileler ve ilişkiler olabileceğini anlatıyor.

Yazar: Tove Appelgren, Salla Savolainen
Yayınevi: Büyülüfener
Yaş: +7

 

 

8- Ronja Haydut Kızı

Pippi Uzunçorap’ın yazarı Astrid Lindgren’in bir diğer kitabı Ronja’da başrol asi bir kız çocuğunda.

Kitapta iki haydut çetesinin rekabeti arasında Ronja’nın doğa, hayat ve ailesine dair keşifleri, onlarla mücadeleleri ve rakip çetenin oğluyla kurduğu kardeşlik anlatılıyor. Kitap boyunca fonda ormanın ve ağaçların şarkıları, doğanın ihtişamı hep size eşlik ediyor.

Ronja’nın serüveni boyunca annesinin kızıyla kurduğu ilişki, şifacılığı, hayata karşı bilgeliği ise ışıldıyor, iç ısıtıyor. Özellikle onlu yaşlardaki çocuklar için Ronja bir kahraman adayı.

Yazar: Astrid Lindgren
Yayınevi: İthaki
Yaş: +8

 

 

9- Yolculuk

Francesca Sanna İtalya’da bir mülteci kampında tanıştığı kız çocuklarından yola çıkarak Yolculuk’ta savaşı ve göçü bir kız çocuğunun deneyimi ve gözlemleri üzerinden anlatıyor. Kitap savaşın yıkıcılığını ve göçün zorluklarını alabildiğine sade, yalın ve etkileyici bir dille ve çizimlerle anlatıyor. Özellikle göç ve savaşın yoğun bir şekilde yaşandığı coğrafyamızda yolculuk, savaş ve göç üstüne düşünmek için hem yetişkinler hem de çocuklar için oldukça uygun.
Kitaptan: “Gökyüzünde bizi takip ediyormuş gibi uçan kuşlara baktım. Kuşlar da aynı bizim gibi göç ediyorlardı. Onların yolculuğu da çok uzundu ama hiç sınır geçmek zorunda değillerdi.”

Yazar: Francesca Sanna
Yayınevi: Taze Kitap
Yaş: 7+

10- Kalemler

“Çocuklar insandır” diyen Yaşar Kemal’den çocuklar için “Kalemler”. Yaşar Kemal çocuk kitaplarında çocukları azımsayan bir yaklaşıma her zaman karşıydı. Kalemler’de ise bir çöplük ve yoksulluk hikayesi anlatılıyor.

Kalemler yoksul ve zenginlerin hiç karşılaşmadığı kentlerde yaşayan çocuklar için yoksulluk, adalet ve emek gibi kavramlarla tanışmak, şehir üzerine düşünmek için harika bir tatil hediyesi olabilir. Kitabın dili ve anlatımı oldukça sade.

Yazar: Yaşar Kemal
Yayınevi: YKY
Yaş: +7

 

 

 

11- Mürekkep İçiciler

Kitap okumayı sevmeyen çocuklar için kitapları sevmeyen Odilon’un maceraları. Babası kitapçı olan Odilon kitaplardan nefret ediyordu, her yerde kitapların olması ne kadar da saçmaydı. Kitapları atma önerisini kimse dinlemiyordu.

Ancak bir gün babasının dükkanına gelen vampitap tarafından ısırılınca her şey değişti. O artık bir Vampitaptı ve yaşamak için kitap mürekkebine muhtaçtı. Odilon o günden sonra ailesi, arkadaşları ve kitaplar içinde bir dizi serüven atılmak zorunda kaldı.

Yazar: Eric Sanvoisin
Yayınevi: 1001 Çiçek
Yaş: +7

 

 

12- Sakız Cinleri
 Sakız Cinleri büyülü bir zamandan sesleniyor bizlere. Hem de tüm çocukların rengarenk bisikletlerinin olduğu bir dönemden. Demirkazık adlı bir köyde büyük bir sakız ağacı varmış ve tüm çocuklar bisikletlerini buraya bırakır, sakız cinleri bisikletlere bakar, pırıldamalarını sağlarlarmış.

Günün birinde bu yere Burcu ve annesi gelmiş. Burcu’nun bir bisikleti yokmuş. Bisikleti olmadığı için bir türlü oyunlara dahil olamamış, hırpalanmış ve hastalanmış. Sakız ağacının cinleri hem küçük kıza bir bisiklet yapmış hem de onu iyi etmişler. Ancak kızın hastalanması aynı zamanda büyünün de sonu olmuş.

Sakız Cinleri, dışlamanın bozduğu büyüler üstüne tılsımlı bir öykü sunuyor.

Yazar: Alkım Yaka
Yayınevi: KÖK
Yaş: +5

 

 

 

13- Persephone: Kıştan Bahara Yolculuk

Persephone: Kıştan Bahara Yolculuk Yunan mitolojisinden bir öyküyü taşıyor okuyucuya. Aynı zamanda bir mevsim masalı olan kitap mitolojiyle tanışmak için ilk kitap niteliğinde.

Yazar: Sally Pomme Clayton
Çizer: Virginia Lee
Yayınevi: Mandolin
Yaş: 3+

Yorum bırakın

Filed under çocuk, masal

Cemre Masalı

hareketli-kis-resimleri2Bir varmış, bir yokmuş. Zaman zaman içinde, kalbur saman içinde. Eski zamanların birinde küçücük şirin bir kasaba varmış. Bu küçücük kasabada çeşit çeşit insan yaşarmış. Ama yılların birinde kış öyle çetin, öyle soğuk ve öyle uzun geçmiş ki artık canlarına tak etmiş.

Momo, Mori ve Mimi kıştan, soğuktan erken kararan ve geç aydınlanan havadan iyice sıkılmışlar.  Sonunda baharı aramaya karar vermişler. “Baharı bulup getirmeliyiz” demişler. Ama Momo, Mori ve Mimi aramaya nereden başlanır, bu bahar neye benzer kimle konuşmalı bilememişler. Mori bahar yeşildir, çiçeklidir, rengarenktir demiş; Mimi sıcaktır, hiç  kışa benzemez demiş.  Momo aklı karışıktır demiş, kah açar kah yağar… Ama ne olursa olsun nereden bulunur bilememişler. Mori demiş bir bilene soralım.

Mimi her soruya cevap verebilen öğretmenlerine sormuş.  Öğretmen mevsimler demiş. Yazın güneşini, sonbaharda dökülen yaprakları, kışın uykuya çekilen, baharda uyanan doğayı anlatmış. Hepsi sıralıdır, baharı bekleyin, o alınıp getirilemez demiş. Devam etmiş uzun uzun mevsimlerden, her mevsimin güzelliğinden bahsetmeye. Ama çocukların beklemeye niyeti yokmuş. Devam etmişler aramaya.

Mori gidip annesine sormuş.  Anne güneşten, günlerin uzamasından bahsetmiş. Günler kısayken kış olur, beklemelisin demiş. Mori cevabı hiç sevmemiş. Bu cevap baharı bulmasına yardım etmiyormuş.

Momo babasına gitmiş ve baharı nerede bulabileceklerini sormuş. Babası kışın aslında daha güzel olduğunu, yazın sıcağın çekilmez olduğunu söylemiş. Momo babasının söylediklerine şaşa kalmış.

Momo, Mori ve Mimi bir araya gelmişler aldıkları cevapları dökmüşler ortaya, başlamışlar tartışmaya. Mevsimler, güneş, zaman… Mevsimler, güneş, zaman… Cevapları alt alta üst üste koymuşlar onlara baharı getirecek bir başlangıç noktası bulamamışlar. Sonra Mori yaşlılar her şeyi bilir demiş.

Çocuklar koşa koşa kasabalarındaki en yaşlı kadınının kapısını çalmışlar. Kadın buyur etmiş çocukları. Dinlemiş, dinlemiş… kah gülmüş kah hak vermiş. Sonunda söze başlamış.
“Ah çocuklar çok haklısınız ama cemre havaya, suya, toprağa düşmeden bahar gelmez” demiş.
Çocuklar şaşkın, meraklı “Cemre mi?” diye sormuşlar.
“Evet” demiş yaşlı kadın. “Baharın gelmesi için Cemre’nin saklandığı yerden çıkması havaya, suya, toprağa  baharı müjdelemesi gerekir. O olmadan ne hava, ne su, ne de toprak ısınmaz, onlar ısınmadan da bahar gelmez.”demiş.
“Onu nereden bulabiliriz?” diye sormuş çocuklar.
“Cemre’nin, o küçük şirin ağaç cininin yuvasını badem ağacına yaptığı söylenir” demiş yaşlı kadın.” Ondandır ki ilk önce badem ağacı çiçeklenir, baharın haberini ilk o verir. Ama onu bulup ikna edebilir misiniz bilemem” demiş.
Momo, Mori, Mimi aldıkları cevaptan memnun koşa koşa tepedeki badem ağacının yanına Cemre ile konuşmaya gitmişler. Etrafında dolanmışlar, ses etmişler, ağacı dürtmüşler, ne ağaçtan ne Cemre’den ses yok!

kuru-agac-nasil-canlanir_646x340.jpgErtesi gün tekrar gitmişler, şarkılar söylemişler, türküler söylemişler cemreyi çağırmışlar. Cemre’den ses yok.

3. gün yine gitmişler ellerinden geleni yapmışlar, Cemre’yi göremeseler de dertlerini badem ağacına anlatmışlar. Ama yine elleri boş kalmış. Bu böyle tam yedi gün devam etmiş. 7. gün ise hiç beklemedikleri bir şey olmuş. Cemre; küçük ağaç cini, çocukların çağrısına dayanamayıp çıkmış oturmuş ağacın dalına biraz mahmur, biraz uyandırıldığına kızgın az da huysuz… Bazıları uykuları bölündüğünde öyle olur!

“Siz misiniz günlerdir beni ve ağacımı rahatsız edenler bakayım?” diye sormuş. Çocuklar mahcupça: “Rahatsız etmek değil de sizden yardım isteyecektik biz.”demişler.
Ondan yardım istenmesinin verdiği mağrurlukla yumuşamış minik ağaç cini. “Nedir benden isteğiniz” demiş. Çocuklar başlamışlar heyecanla anlatmaya, kışın zorluklarından baharı bulmaya kararlılıklarından bahsetmişler. Onu getirmek için ne kadar uğraştıklarını anlatmışlar.

3197224-bahar-yagmuru.jpgÇocuklar öyle içten öyle içten dertlenmişler, öyle içten istemişler ki ikna etmişler güzel ağaç cinini. Cemre o yıl erken çıkmış badem ağacından, henüz her yerde kar varmış ve hava buz gibiymiş. Tam 20 Şubatmış o gün. Önce havaya yükselmiş, kuşlarla uçup, onlarla dans etmiş, baharı fısıldamış kulaklarına. Bir bulutla uzun uzun muhabbetinin sonunda  yağmur olup denizlere dökülmüşler birlikte.

Denizlerde tam yedi gün balıklarla yüzmüş, onlarla denizler aşmış, balıklara baharın gelişini müjdelemiş. Yedi günün sonunda dalgalarla bir kıyıya vurmuş. Bir sekmiş iki sekmiş sonra toprağın derinliklerine dalmış. Tam yedi gün boyunca toprağın altında bekleyen tohumları cesaretlendirmiş, köklere cansuyu vermiş.

badem.jpgO günlerde badem ağacının çiçeklendiğini görenler bu kadar erken çiçeklenmesine pek şaşırmış. Badem ağacının çiçekleri heveslendirmiş diğer ağaçları da. Onu zerdali ağacının toz pembe çiçekleri, okul bahçesindeki leylaklar, bahçenin kenarındaki hanımeli, arka bahçedeki erik ağacı ve kiraz ağacının şarabi çiçekleri takip etmiş. Çiçeklerin kokusu sardıkça sokakları güneş de daha çok ısıtır olmuş insanların yorgun omuzlarını. Cemre sadece havaya, suya, toprağa düşmemiş insanların yüreklerine de düşmüş.

Sonra gökten dört elma düşmüş, biri Momo’nun başına, biri Mori’nin başına diğeri de Mimi’nin başına. Ne de olsa bahar onların sayesinde daha erken gelir olmuş. Aa elbette sonuncu da bu masalı okuyanın başına:)

 

Yazan: Hatice Kapusuz

Yorum bırakın

Filed under çocuk, masal

Nergis Masalı

Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde çok eski zamanlarda karlar ve buzlar içinde çok çok soğuk bir ülke varmış.  Bu ülke öylesine soğukmuş ki insanların gülüşleri ve tebessümleri bile zamanla yok olmuş. Herkes alabildiğine ciddi ve kızgın bir yüz ifadesiyle yaşarmış bu ülkede. Yaşamının ilk yıllarında her şeye gülen insan yavruları da büyüdükçe gülmeyi unuturmuş. Her çocuk ciddi bir yetişkin olma hayaliyle büyür, büyüdükçe gülüşlerini bırakırmış.

Ancak gözden kaçmış kenar bir mahallede gülmeyi, gülümsemeyi unutmamış 12-13 yaşlarında bir çocuk yaşarmış. Bu çocuğun adı Momuk’muş. Momuk kendini bildi bileli yalnız yaşadığından ona ciddi olmayı öğreten de olmamış. Momuk doğanın içinde düşe kalka, kuşlarıyla, ağaçlarıyla sohbet ederek büyümüş. Momuk kuşun, bitkinin dilinden anlar, uzun soğuk gecelerde üşümesinler diye onları evine alır yemeğini onlarla paylaşırmış. Öyle pek bitkinin canlının yaşamadığı bu ülkede Momuk’un bir sürü hayvan dostu bir kaç da ağaç yoldaşı varmış.

12564-zimekli-kardelen-1288-950pxGünlerden bir gün Momuk sabah uyanıp dostlarıyla sohbet için bahçeye çıktığında çok sevdiği kayın ağacının altında henüz filizlenmekte olan bir kaç bitki görmüş. Heyecandan ne yapacağını şaşıran Momuk hemen gidip küçük filizlere selam vermiş. Filizler pek ses etmemiş ama sakin sakin dinlemişler Momuk’u. Momuk ardı ardına bir sürü soru sormuş bu yeni misafirlere. Nereden geldiniz? Ne zamandır buradasınız? Adınız ne? Meyve misiniz, sebze mi? Filizler yine ses etmemiş. Momuk soruları yanıtsız kalsa da ne yapacağını bilememiş sevinçten. Her gün sabah erkenden yeni filizlerin yanına gidiyor ne yapsam da sizi rahat ettirsem diyormuş. Filizler sessiz bir şekilde büyümeye devam ediyormuş.

Günler sonra filizler ardı ardına tomurcuklanmış. İlk kez bir çiçeğin tomurcuğunu gören Momuk’un içi içine sığmaz olmuş. Momuk’u zaten ciddiyetsiz bulan komşuları bu halini hepten anlamamışlar. Derken bir sabah Momuk hiç tanımadığı harika bir kokuyla uyanmış. İç ferahlatan hatta sarhoş edici bu güzel kokunun kaynağını anlamaya çalışırken bahçedeki filizlerin çiçek açtığını görmüş. Koşup yanlarına gittiğinde filizlerin onca zaman neden sustuğunu anlamış. Momuk hiç görmediği bu güzellik karşısında bir süre susup kalmış. Gördüğü ve duyduğu şeyin güzelliğini sessizce dinlemiş.

nergis-satan-yandi-2035Bu tazecik sonradan adının nergis olduğunu öğreneceğimiz çiçeklerin kokusu o kadar güçlüymüş ki tüm mahalleye yayılmış. Çiçeklerin açtığı günün akşamında bir tebessüm oluşmuş bazı evlerde. Ertesi sabah mutlu uyananlar olmuş. Bir kaç gün sonra iki arkadaş şakalaşırken görülmüş. Momuk tüm bu değişimin çiçeklerden kaynaklandığını anladıkça sevindiği kadar da kara kara düşünür olmuş. Nergisleri her yere götürmenin bir yolunu bulmak, daha fazla nergis yetiştirmek için gece gündüz düşünmüş durmuş. Bir tül kadar narin olan çiçeklere dokunmaya korktuğundan nasıl başlaması gerektiğini de bilemiyormuş.  Ancak günler geçtikçe nergisler solgunlaşmaya, boyunlarını bükmeye başlamışlar. Onlar boyunlarını büktükçe Momuk’un içini bir korku sarmış. Onun bu halini gören Nergislerden biri:
– Hey sevgili dostum üzülme bu kadar, yeniden dönmek için gidiyoruz.
Şaşkınlıkla bakmış ve çok güzelsiniz demiş Momuk biraz utangaçça. Siz geldiğinizden beri bu mahalledeki insanlar daha mutlu. Ama şimdi giderseniz yine gülmeyi unutacaklar. Yine o ciddi, sevimsiz mahalle olacak burası.
– Şimdilik vaktimiz doldu dostum, ama güç toplayıp tekrar geleceğiz gelecek yıl.
Ürkekçe sormuş Momuk.
– Acaba başkaları da gelir mi? Yani başka nergisler.
Biraz kırılgan ve alıngan bir edayla karşılık vermiş nergislerden diğeri:
– Neden istiyorsun başkalarını?
– Her yeri nergis kokusu sarsa kesin daha güzel bir ülke olurduk demiş Momuk üzgünce.
– Bu konuda sana yardım edebiliriz galiba. Biz uykuya çekildiğimizde toprağın içindeki kökümüzü al. Bir soğana benzer. Her parçası bir tohumdur. O parçalar kadar çiçek elde edebilir, kardeşlerimizi farklı yerlere ekebilirsin.
Momuk bu habere çok sevinmiş. Usulca veda edip nergis arkadaşlarına, yeni nergislerin düşüne dalmış.

b-312574-nergis_cicegi__cicekNergisler uykuya çekilince nergisin öğüdünü tutmuş Momuk. Öncelikle 2 yıl boyunca kendi bahçesinde nergis yetiştirmeye başlamış. Nergislerin dilinden, huyundan, suyundan ve de nazından anlar olmuş. Onlarla yatmış onlarla kalkmış, onlarla büyümüş.

Ülkenin geri kalanından farklı olarak nergislerin açtığı o yıllarda mahallede kış daha ılık geçmiş. Üçüncü yıl geldiğinde ise Momuk her gün cebine bir kaç tohum alıp yollara düşmüş. Sokaklar dolaşmış, şehrin ücra köşelerine gitmiş. Cebinde taşıdığı tohumları bahçelere, yol kenarlarına, unutulmuş patikalara ekmiş. Kışın ortasında, buz gibi günlerde tohumların filize dönmelerini beklemiş, onlara şarkılar mırıldanmış. Cesaret vermiş büyümeleri için.

Çiçekler boy verip açtıkça, kokuları nazlı nazlı şehirde yayıldıkça Momuk da çiçeklenmiş, Momuk da boy atmış. Sadece Momuk değil şehirdeki bir çok insan yıllar sonra tekrar gülmüş, eğlenmiş. İnsanlar güldükçe karlar erimiş. Şehrin sokaklarını dolduran soğuk ve kasvetli hava alıp başını gitmek zorunda kalmış. Yıllar sonra şehre bahar gelmiş. Şehirdeki bahar havası tüm ülkeye yayılmış. Gülmeyi unutmuş o çok ciddi insanların yaşadığı çok soğuk ülke unutulup gitmiş.

Gökten de üç elma düşmüş, biri bu masalı yazanın başına, biri masalı okuyanın başına diğeri de Momuk’un başına.

 

Yazan: Hatice Kapusuz

Yorum bırakın

Filed under çocuk, masal

Tersine Bir Çocuk Edebiyatı Yazarı: Leo Lionni

Modern devletin ortaya çıkışı aynı zamanda devletlerin sınırları içindeki vatandaşlarını “terbiyesini” doğurdu.  Adabı muaşeret kurallarından, aynı dilin aynı lehçesini konuşmaya, aynı normlarla hareket etmeye kadar birçok kalıplaştırma ve tek tipleştirme modern devletin temel gayelerinden biri oldu.  Tüm iktidarlar için benzeyen bir kitleyi yönetmek her zaman için daha kolaydır. Vatandaşı terbiye etmek, eğitim sistemi gibi yaygın araçlara sahip olan devletler için pek de zor olmayan bir iştir.

Elbette masallar, hikayeler ve halk anlatıları bu tek tipleştirmeden fazlasıyla etkilendiler.  Orijinal halk anlatıları sistemin değer yargıları ve normlarıyla dolduruldu. Günün sonunda da çalışmazsan aç kalırsın, parayı vermezsen düdüğü çalamazsın, iyi bir çocuk olmazsan cadı seni yer diyen anlatılarla birçok kuşak yetişti.

Günümüzde de çocuk kitaplarına bu anlayışın inanılmaz bir hâkimliği söz konusu. Ancak elbette tersine bir akışla yol alan birçok çocuk kitabı yazarı var. Leo Lionni de bu yazarlar arasında oldukça önemli bir yere sahip. Lionni adil dünya düşlerini çocuk kitaplarına zarif bir şekilde sığdıran bir yazar. Üstelik resimlerini de kendisi yapıyor. Birçok kitabı olan yazarın şuan Türkçeye çevrilmiş dört kitabı var. Bu kitaplar, Frederick, Yeşil Kuyruklu Fare, Pezzetino ve Yüzyüz. Kitapların içerikleri ise kısaca şu şekilde:

 

e45ad4e8-a23b-47a2-865f-c177e12c3bb5Frederick:

Frederick yazın çalışmak yerine uzun kış geceleri için güneş ışığı, sıcaklık ve sözcük biriktiriyordu. Arkadaşları ise onun neden çalışmadığını veya ne biriktirdiğini anlamıyorlardı. Kış için erzak toplamaya devam ediyorlardı. Kış bastırınca yuvalarına çekildiler, yediler, içtiler. Ancak sonunda yiyecekleri bitti. O zaman Frederik’in biriktirdiği renklerle ve sözcüklerle bezenmiş hikayelerle ısınıp, sıcacık düşler kurdular.

Bize Ağustos Böceği ve Karınca hikayesinde çalışmazsak aç kalacağımız söylendi. Frederick ise başka bir şey söylüyor.  Freederick farklı üretim biçimlerinden, tembellik hakkından ve birlikte tüketmekten bahsediyor.

Kitap 3 yaş üstü çocuklar için uygun.

 

27358fd7-1a6c-4def-a0e7-cf5b7af7f951Yeşil Kuyruklu Fare:

Fareler ormanda mutlu mesut ve huzurlu bir biçimde yaşıyorlardı. Ancak günün birinde şehirden gelen bir fare şehirdeki festivallerden bahsetti. Fareler bir festival yapmak için çok heyecanlandılar. Festivale hazırlandılar, süslendiler ve maskeler taktılar. Ancak festival bittiğinde maske taktıklarını unutmuş ve birbirlerine yabancılaşmış üstelik vahşileşmişlerdi.

Yeşil Kuyruklu Fare yabancılaşmanın en sade ve eğlenceli anlatımını sunuyor.

Kitap 3 yaş üstü çocuklar için uygun.

19d8fb0d-613e-4658-89ae-9ea0c67b7bc9Pezzettino:

Pezzettino İtallyanca zerrecik anlamına geliyor.

Pezzettino herkesin çok büyük olduğu ve harika işler yaptığı bir dünyada yaşıyor. O kadar küçük ki büyük olmak ve harika işler yapmak için başka bir canlının parçası olmalıyım diye düşünüyor ve kimin parçası olduğunu bulmaya çalışıyor.  Arayışları Pezzetino’nun kendi bütünlüğünü ve potansiyelini keşfetmesiyle sonuçlanıyor.

Lionni, Pezzetino’da çocukları ve potansiyellerini anlatıyor.

Kitap 3 yaş üstü çocuklar için uygun.

 

 

dde579c1-9c4e-442a-8aeb-16651c06bf8cYüzyüz:

Küçük kara bir balık olan Yüzyüz herkesten hızlı yüzüyor. Ancak tüm sürüsünü büyük bir balık yutunca yapayalnız kalıyor. Arkadaş bulmak için çıktığı yolda kendine benzeyen bir sürü buluyor. Ama bu sürü de büyük balıkların tehdidi altında. Sürü Yüzyüz’ün maharetiyle büyük bir balık gibi hareket etmeyi ve büyük balıklardan korunmayı keşfediyor.

Yüzyüz birlikte hareket etmek, dayanışmak ve örgütlenmek üstüne.

Kitap 3 yaş üstü çocuklar için uygun.

 

 

Daha fazla çocuk kitabı için: Evvel zaman kitaplığı.

 

 

Yorum bırakın

Filed under çocuk

Sonbahar Masalı

dsc_1069

Sonbahar bir masaldır. Masalsı değil masal. İçinde yazdan kalma bir kaç damla güneş, yılın biriktirdiği hüzünler, yeni bir varoluştan bahseden kasımpatları, kendini güze saklamış ekşi elmalar, kışı dallarında bekleyen narlar, yeni hikayeler için yola düşmüş kıtalar denizler aşacak göçmen kuşlar hepsi sonbahardır. O yüzden masalda kalbinizi yumuşatan, heyecanlandıran ne varsa sonbaharda vardır.

Tabi bu yılların emeği, birikimi…

Çok çok eski zamanlarda ne sonbaharın ne de diğer mevsimlerin yaşanmadığı zamanlardan bahsedilir. Mevsimlerin olmadığı bu zamanlarda dünya sadece iki renkten oluşurmuş, siyah ve beyaz. Aydınlık ve karanlık. Renklerin olmadığı bu dünyada düşler, hayaller ve mucizeler de yokmuş. Herkes yapması gerekeni yapar, söylemesi gerekeni söyler, erken kalkar erken yatarmış. Renklerin olmadığı bu dünyada masallar, hikayeler ve şarkılar da yokmuş. Bir tek marş denen bir şey varmış her daim her yerde büyük bir ciddiyetle söylenirmiş bu marşlar. Ancak ne çiçekler, ne ay, ne de kuşlar üzerine yazılmış şiirler, şarkılar, oyunlar yokmuş.

Tam bir yokluk hali…

Günlerden bir gün dünyaya hep gri bir dumanın ardından biraz da kibirlice bakan güneş hapşırmış. Güneşin hapşırmasıyla birlikte her yere güneş damlaları saçılmış. Dünyaya pek pas vermeyen güneş bu saçılıp dağılma işine biraz bozulduysa da çok da belli etmemiş. Ama güneş damlalarının dünyanın ve galaksinin her yerine dağılmasını da engelleyememiş.

Bu damlaların büyükleri yıldız olmuş. Büyükçe başka  bir tanesi ay olmuş. Mini mini bir kaç güneş damlası bir su birikintisine düşmüş. Güneş damlalarının suya düşmesiyle birlikte suyun üstünde dalga dalga bir renk belirmiş. Suyun üstünde oluşan ve insanların daha sonra mavi adını verdikleri bu renk tüm sulara yayılmış. Mavi renk dağıldıkça  gök yüzündeki grilik mavileşmiş. Güneş damlaları çok sıcak olduğundan suya düşen damlalar sudan buharların çıkmasına neden olmuş. Buharlar yükselmiş, yükseldikçe birleşmiş ve ilk bulutları oluşturmuşlar, beyaz, kocaman bulutlar.

dikmen5Bulutlar çok uzun süre aynı gök yüzünde durmayı sevmez. Bulutlar hem gezmişler gökyüzünü, hem de gezdikleri yerlerde yağmur olup damla damla yer yüzüne düşmüşler. Bu gök ile yerin ilk buluşmalarında tabiat ana uyanmış. Her yeri mis gibi toprak kokuları sarmış. Tabiat ana gökten düşen bir kaç damla güneşin ardından tohumlar ekmiş, fidanlar büyütmüş, göğe uzanan serviler yetiştirmiş, uçsuz bucaksız kırlarda çiçekler açtırmış. Maviler, yeşilliklere dönüşmüş, yeşillikler renk renk çiçeğe bürünmüş. Doğanın renklenmesinin 100. gününde bülbül ilk şarkısını söylemiş güle. Bülbülün şarkısını duyan bir çocuk bir oyun uydurmuş aklından, toplamış arkadaşlarını başlamışlar oynamaya. Bir kadın görmüş çocukların oyununu. Tanık olmuş çocuk kahkahalarına. Çocukların neşesi, neşeli bir şarkıya dönüşmüş kadının dillinde. Kadının şarkısını duyan adam aşık olmuş kadına.

Bir marangoz yoldan geçerken tanık olmuş aşka. O günden sonra dünyanın en güzel renklerinden ahşap oyuncaklar yapmaya başlamış. Marangoz hayatı boyunca aşkla yapmış işini. Çocuklar aşkla yapılmış oyuncaklarla oynamışlar.

Sevgiden doğmuş en güzel masallar, şiirler, hikayeler. Hikayeleri, masalları ve şiirleri dinleyenler uykularında rengarenk düşler görmüş.

Düş hayatın kaynağıdır. Her kaynak gibi beslenmeye ihtiyaç duyar. Düşleri beslemek, yeni yeni düşler görmek için bazen durup dinlenmek, yenilenmek, silkinmek gerekir. Bu yüzden tabiat ana, her şeyi ile bolluk olan yazın bitiminde daha güzel düşleri doğurmak, iyiyi güzeli beslemek için uykuya yatar. Tabiat ana uykuya daldığında doğa da yavaş yavaş uykuya dalar.

Böylece sonbahar her şeyin başı ve sonu olarak doğar. Sonbahar önce tüm yorgunlukları, kırgınlıkları ve hüzünleri alır, onları hüznün sarısına, umudun yeşiline, arzunun kızılına boyar. Sonra onları usul usul toprağa emanet eder ki, toprak her zaman aldığını daha güzel eder de verir bahara. Sonbahar yeniden uyanmak için tabiatın uykuya dalışıdır, o yüzden en güzel düşler sonbaharda görülür. Sonbahar düştür, masaldır. Masalsı değil masaldır.

Yazan: Hatice Kapusuz

Yorum bırakın

Filed under çocuk, masal

Cücelik ciddi bir iştir!

14797388_681756191972824_119341130_nBulutlar neden bu kadar güzeldir?

Cüceler sayesinde tabii ki! Bulutlar her zaman ki gibi beyaz ve şişko. Kabartıyor her gün şirin cüce onları, daha kabarık daha kabarık ve daha pofuduk olsunlar diye.

Bulutlarla bir oraya bir buraya gidiyorlar cüceler. Yeryüzündeki hava olayları onların sorumluluğunda ne de olsa. Baharda yağan yağmurlar, yağmurun ardından açan güneş, gökkuşağı, kışın karın lapa lapa yağması hep onların sorumluluğunda.

Bilmeyenler için: Cücelik ciddi bir iştir!

Ah yeryüzü ahalisi!
Yaptıkları yüzünden bulutların aklı karışık, cücelerin iş zor.  Artık daha az yağmur, daha az gökkuşağı var yeryüzünde. Zamansız yağıyor kar ve yağmur. Güneş küskün galiba bu yeryüzü ahalisine! Bazen iyice ısıtıyor bazen de küsüp göstermiyor kendini.

Oysa vakitlice olduğunda her şey ne güzeldir. Kışın yağan kar örneğin; kediler, köpekler, çocuklar ve okuldan dönen öğrenciler, hatta pencere kenarı çiçekleri için harikadır. Karın yağışını seyretmeyi çok seven bir menekşe tanıyorum.

Mesela nisan yağmurları.  Cücelerin en büyük gurur kaynaklarındandır. O güzelim nisan yağmurları kim bilir kaç serçeyi ve çalı kuşunu mest etti, kaç çocuk yağmurun ardından çıkan gökkuşağının peşine takıldı.gul-bulbul

Rivayet odur ki, nisan yağmurunun damlaları düşerse bir gonca güle o zaman en güzel şarkısını söylermiş bülbül ona!

Ödev: En kısa zamanda bir nisan yağmurunda ıslan ve kuşların şarkılarını dinle.

Ya uzun yaz akşamları… bulutların kenara çekildiği, güneşin en güzel kızıllıklarıyla battığı uzun yaz akşamları. Her çocuk için sınırsız oyun zamanı. Sokak ve oyun bebelerin! Ama onun da aklı karıştı. Bu yıl temmuzda hala yağmur yağıyordu!

Kendime not: Güneşle bu konuyu konuş, sorunu çözmeye çalış. Oyun hakkımız kısıtlanamaz!

Vel hasılı bu günlerde cücelik de çok zorlaştı.  Yağmur için denizle konuş, yaz için güneşle müzakere et. Onlar olmasaydı durum çok daha fena olurdu.

Zira denizler onu kirletenler yüzünden epey kızgın. Geçenlerde bir  çöp takılmış çok sevdiği bir karettanın boynuna, zor kurtarmışlar. Güneş ise havayı kirletenlerden şikayetçi. Ben bile zor nefes alıyorum nasıl yaşıyorlar bu koşullarda diye söyleniyor sürekli.

Ne yapsın bu cüceler ellerinden geldiğince mutlu bir yeryüzü için çalışıyorlar. Bir de afacan cüce elbette. Onun başka fikirleri de var. Afacan olmak bunu gerektiriyor çünkü.

Ara sıra hiç bir cücenin yapmadığını yapıp, yeryüzüne iniyor.  Cebinde sakladığı küçük mucizelerle.

Bu küçük mucizeler ne mi?

Ödev: Mucize nasıl yapılıyor öğren! Tanıdımadığın 3 kişiye mucize yap.

Afacan cücenin cepleri tohumlarla dolu.

A aaa!
Tohumun mucizeyle ne ilgisi var diyenleri duyuyorum. O zaman takılalım bir tohumun peşine.

tohumnedirBir küçük tohum bazen bir daldan düşer, bazen rüzgarla uzaklardan gelir, bazen bir kuşun gagasıyla taşınır başka başka yerlere. Ve düşer toprağa.

Ne olduğunu bilmediğiniz küçücük bir tohum. Tohum önce toprağın içinde sessizce bekler. Kendini hazırlar yeni bir yaşama, yeni bir başlangıca. Üstüne karlar ve yağmurlar yağar. Bir saksıda onu heyecanla bekleyen biri vardır bazen. Ve vakti geldiğinde; tüm güzelliğiyle yeryüzünde boy verir tohum. İlk merhaba ve ilk filiz, boy atma telaşı, ilk yapraklar. Kimi yapraklanır, allanır, morlanır, çiçek açar. Kimi dallanır, budaklanır, meyve verir, gölge olur, rüzgarda uğultu olur. Her şeyi işte küçücük bir tohum içinde saklar. Tıpkı küçük bir çocuğun sakladıkları gibi…

Bir tohum dünyadaki en büyük mucizelerden birini anlatır dinlemeyi bilene.Tohum kök salmayı, büyümeyi, dönüşmeyi, var olduğu yeri güzelleştirmeyi anlatır. Bir tohum topraktan, güneşten, sudan ne alıyorsa  daha fazlasını verir doğaya, insana, yaşama. O yüzden tohum hep tüketmeye alışanların unuttuğu bir şeyi de anlatır, duymayı bilenlere.

Kendime Not: Hep konuşursak sessiz olanları duyamayız. Duymak için susmayı öğren!

İşte Afacan Cücemizin cepleri bu küçük mucizelerle dolu. Cüce biliyor ki yeryüzünün ve gök yüzünün güzelleşmesi için gerekli mucizeyi sağlayacak her şey bir tohumda saklıdır.

Afacan cüce, bahçeleri, dağları, balkonları dolaşır. Nerede küçük bir toprak parçası görse içine hemen bir tohum koyar ve kendi mucizesini gerçekleştirmesi için ona şans diler. İşte balkonunuzda sizin dikmemenize rağmen bitiveren çiçekler, yol kenarlarında boy vermiş,  dağ başlarında tek başına serpilmiş o ağaçlar hep bu afacan cücenin işi.

Afacan cüce bunları sabah çok erken saatlerde yapar. Yeterince erken kalkarsanız ve ona yer açmışsanız ve de mucizelere inanıyorsanız, belki karşılaşırsınız onunla, ektiği tohuma birlikte şans diler mucizesine birlikte tanık olursunuz.

Yazan: Hatice Kapusuz

Yorum bırakın

Filed under çocuk, masal

Türkiye’de Kız Çocukları

parmak_kiz_masaliGünden güne yetişkinler için bile yaşanılması zor bir coğrafyada çocuk olmak, büyümek ve kendini var etmek, üstüne üstlük bir kız çocuğu olarak var olmaya çalışmak!

Adaletin her daim erkek olduğu bir ülkede kız çocuğu olmak, hak sahibi olmak, ol-a-mamak!

Yaya olarak bile bir yerden bir yere gitmenin mümkün olmadığı, nefes alınması zor, bina yığınına dönüşmüş kentlerde çocuk olmak.

Hele hele “sana güveniyorum” çevreye güvenmiyorum denilerek sokağa çıkarılmayacak bir kız çocuğu olmak!

Öldürüldüğünde sadakati, tecavüze uğradığında kıyafeti sorgulanan kadınların ülkesinde kız çocuğu olmak!

Bedensel gelişimin başınıza bela olduğu bir memlekette kız çocuğu olarak büyümek!

Çocukların ailenin ve devletin malı sayıldığı bir toplumda bir de daha değersiz görülen olmak!

Türkiye’de “bir şey” olmanın zorluğu üzerine sürekli yazılıp çiziyoruz nicedir. Kız çocukları için başkaca bir şeyler yazmayı arzu ediyor insan ama maalesef sistemden bizlere düşen her dertli şeyin âlası, kız çocuklarına düşüyor. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under çocuk, kadın