Category Archives: çocuk

Cemre Masalı

hareketli-kis-resimleri2Bir varmış, bir yokmuş. Zaman zaman içinde, kalbur saman içinde. Eski zamanların birinde küçücük şirin bir kasaba varmış. Bu küçücük kasabada çeşit çeşit insan yaşarmış. Ama yılların birinde kış öyle çetin, öyle soğuk ve öyle uzun geçmiş ki artık canlarına tak etmiş.

Momo, Mori ve Mimi kıştan, soğuktan erken kararan ve geç aydınlanan havadan iyice sıkılmışlar.  Sonunda baharı aramaya karar vermişler. “Baharı bulup getirmeliyiz” demişler. Ama Momo, Mori ve Mimi aramaya nereden başlanır, bu bahar neye benzer kimle konuşmalı bilememişler. Mori bahar yeşildir, çiçeklidir, rengarenktir demiş; Mimi sıcaktır, hiç  kışa benzemez demiş.  Momo aklı karışıktır demiş, kah açar kah yağar… Ama ne olursa olsun nereden bulunur bilememişler. Mori demiş bir bilene soralım.

Mimi her soruya cevap verebilen öğretmenlerine sormuş.  Öğretmen mevsimler demiş. Yazın güneşini, sonbaharda dökülen yaprakları, kışın uykuya çekilen, baharda uyanan doğayı anlatmış. Hepsi sıralıdır, baharı bekleyin, o alınıp getirilemez demiş. Devam etmiş uzun uzun mevsimlerden, her mevsimin güzelliğinden bahsetmeye. Ama çocukların beklemeye niyeti yokmuş. Devam etmişler aramaya.

Mori gidip annesine sormuş.  Anne güneşten, günlerin uzamasından bahsetmiş. Günler kısayken kış olur, beklemelisin demiş. Mori cevabı hiç sevmemiş. Bu cevap baharı bulmasına yardım etmiyormuş.

Momo babasına gitmiş ve baharı nerede bulabileceklerini sormuş. Babası kışın aslında daha güzel olduğunu, yazın sıcağın çekilmez olduğunu söylemiş. Momo babasının söylediklerine şaşa kalmış.

Momo, Mori ve Mimi bir araya gelmişler aldıkları cevapları dökmüşler ortaya, başlamışlar tartışmaya. Mevsimler, güneş, zaman… Mevsimler, güneş, zaman… Cevapları alt alta üst üste koymuşlar onlara baharı getirecek bir başlangıç noktası bulamamışlar. Sonra Mori yaşlılar her şeyi bilir demiş.

Çocuklar koşa koşa kasabalarındaki en yaşlı kadınının kapısını çalmışlar. Kadın buyur etmiş çocukları. Dinlemiş, dinlemiş… kah gülmüş kah hak vermiş. Sonunda söze başlamış.
“Ah çocuklar çok haklısınız ama cemre havaya, suya, toprağa düşmeden bahar gelmez” demiş.
Çocuklar şaşkın, meraklı “Cemre mi?” diye sormuşlar.
“Evet” demiş yaşlı kadın. “Baharın gelmesi için Cemre’nin saklandığı yerden çıkması havaya, suya, toprağa  baharı müjdelemesi gerekir. O olmadan ne hava, ne su, ne de toprak ısınmaz, onlar ısınmadan da bahar gelmez.”demiş.
“Onu nereden bulabiliriz?” diye sormuş çocuklar.
“Cemre’nin, o küçük şirin ağaç cininin yuvasını badem ağacına yaptığı söylenir” demiş yaşlı kadın.” Ondandır ki ilk önce badem ağacı çiçeklenir, baharın haberini ilk o verir. Ama onu bulup ikna edebilir misiniz bilemem” demiş.
Momo, Mori, Mimi aldıkları cevaptan memnun koşa koşa tepedeki badem ağacının yanına Cemre ile konuşmaya gitmişler. Etrafında dolanmışlar, ses etmişler, ağacı dürtmüşler, ne ağaçtan ne Cemre’den ses yok!

kuru-agac-nasil-canlanir_646x340.jpgErtesi gün tekrar gitmişler, şarkılar söylemişler, türküler söylemişler cemreyi çağırmışlar. Cemre’den ses yok.

3. gün yine gitmişler ellerinden geleni yapmışlar, Cemre’yi göremeseler de dertlerini badem ağacına anlatmışlar. Ama yine elleri boş kalmış. Bu böyle tam yedi gün devam etmiş. 7. gün ise hiç beklemedikleri bir şey olmuş. Cemre; küçük ağaç cini, çocukların çağrısına dayanamayıp çıkmış oturmuş ağacın dalına biraz mahmur, biraz uyandırıldığına kızgın az da huysuz… Bazıları uykuları bölündüğünde öyle olur!

“Siz misiniz günlerdir beni ve ağacımı rahatsız edenler bakayım?” diye sormuş. Çocuklar mahcupça: “Rahatsız etmek değil de sizden yardım isteyecektik biz.”demişler.
Ondan yardım istenmesinin verdiği mağrurlukla yumuşamış minik ağaç cini. “Nedir benden isteğiniz” demiş. Çocuklar başlamışlar heyecanla anlatmaya, kışın zorluklarından baharı bulmaya kararlılıklarından bahsetmişler. Onu getirmek için ne kadar uğraştıklarını anlatmışlar.

3197224-bahar-yagmuru.jpgÇocuklar öyle içten öyle içten dertlenmişler, öyle içten istemişler ki ikna etmişler güzel ağaç cinini. Cemre o yıl erken çıkmış badem ağacından, henüz her yerde kar varmış ve hava buz gibiymiş. Tam 20 Şubatmış o gün. Önce havaya yükselmiş, kuşlarla uçup, onlarla dans etmiş, baharı fısıldamış kulaklarına. Bir bulutla uzun uzun muhabbetinin sonunda  yağmur olup denizlere dökülmüşler birlikte.

Denizlerde tam yedi gün balıklarla yüzmüş, onlarla denizler aşmış, balıklara baharın gelişini müjdelemiş. Yedi günün sonunda dalgalarla bir kıyıya vurmuş. Bir sekmiş iki sekmiş sonra toprağın derinliklerine dalmış. Tam yedi gün boyunca toprağın altında bekleyen tohumları cesaretlendirmiş, köklere cansuyu vermiş.

badem.jpgO günlerde badem ağacının çiçeklendiğini görenler bu kadar erken çiçeklenmesine pek şaşırmış. Badem ağacının çiçekleri heveslendirmiş diğer ağaçları da. Onu zerdali ağacının toz pembe çiçekleri, okul bahçesindeki leylaklar, bahçenin kenarındaki hanımeli, arka bahçedeki erik ağacı ve kiraz ağacının şarabi çiçekleri takip etmiş. Çiçeklerin kokusu sardıkça sokakları güneş de daha çok ısıtır olmuş insanların yorgun omuzlarını. Cemre sadece havaya, suya, toprağa düşmemiş insanların yüreklerine de düşmüş.

Sonra gökten dört elma düşmüş, biri Momo’nun başına, biri Mori’nin başına diğeri de Mimi’nin başına. Ne de olsa bahar onların sayesinde daha erken gelir olmuş. Aa elbette sonuncu da bu masalı okuyanın başına:)

 

Yazan: Hatice Kapusuz

Yorum bırakın

Filed under çocuk, masal

Nergis Masalı

Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde çok eski zamanlarda karlar ve buzlar içinde çok çok soğuk bir ülke varmış.  Bu ülke öylesine soğukmuş ki insanların gülüşleri ve tebessümleri bile zamanla yok olmuş. Herkes alabildiğine ciddi ve kızgın bir yüz ifadesiyle yaşarmış bu ülkede. Yaşamının ilk yıllarında her şeye gülen insan yavruları da büyüdükçe gülmeyi unuturmuş. Her çocuk ciddi bir yetişkin olma hayaliyle büyür, büyüdükçe gülüşlerini bırakırmış.

Ancak gözden kaçmış kenar bir mahallede gülmeyi, gülümsemeyi unutmamış 12-13 yaşlarında bir çocuk yaşarmış. Bu çocuğun adı Momuk’muş. Momuk kendini bildi bileli yalnız yaşadığından ona ciddi olmayı öğreten de olmamış. Momuk doğanın içinde düşe kalka, kuşlarıyla, ağaçlarıyla sohbet ederek büyümüş. Momuk kuşun, bitkinin dilinden anlar, uzun soğuk gecelerde üşümesinler diye onları evine alır yemeğini onlarla paylaşırmış. Öyle pek bitkinin canlının yaşamadığı bu ülkede Momuk’un bir sürü hayvan dostu bir kaç da ağaç yoldaşı varmış.

12564-zimekli-kardelen-1288-950pxGünlerden bir gün Momuk sabah uyanıp dostlarıyla sohbet için bahçeye çıktığında çok sevdiği kayın ağacının altında henüz filizlenmekte olan bir kaç bitki görmüş. Heyecandan ne yapacağını şaşıran Momuk hemen gidip küçük filizlere selam vermiş. Filizler pek ses etmemiş ama sakin sakin dinlemişler Momuk’u. Momuk ardı ardına bir sürü soru sormuş bu yeni misafirlere. Nereden geldiniz? Ne zamandır buradasınız? Adınız ne? Meyve misiniz, sebze mi? Filizler yine ses etmemiş. Momuk soruları yanıtsız kalsa da ne yapacağını bilememiş sevinçten. Her gün sabah erkenden yeni filizlerin yanına gidiyor ne yapsam da sizi rahat ettirsem diyormuş. Filizler sessiz bir şekilde büyümeye devam ediyormuş.

Günler sonra filizler ardı ardına tomurcuklanmış. İlk kez bir çiçeğin tomurcuğunu gören Momuk’un içi içine sığmaz olmuş. Momuk’u zaten ciddiyetsiz bulan komşuları bu halini hepten anlamamışlar. Derken bir sabah Momuk hiç tanımadığı harika bir kokuyla uyanmış. İç ferahlatan hatta sarhoş edici bu güzel kokunun kaynağını anlamaya çalışırken bahçedeki filizlerin çiçek açtığını görmüş. Koşup yanlarına gittiğinde filizlerin onca zaman neden sustuğunu anlamış. Momuk hiç görmediği bu güzellik karşısında bir süre susup kalmış. Gördüğü ve duyduğu şeyin güzelliğini sessizce dinlemiş.

nergis-satan-yandi-2035Bu tazecik sonradan adının nergis olduğunu öğreneceğimiz çiçeklerin kokusu o kadar güçlüymüş ki tüm mahalleye yayılmış. Çiçeklerin açtığı günün akşamında bir tebessüm oluşmuş bazı evlerde. Ertesi sabah mutlu uyananlar olmuş. Bir kaç gün sonra iki arkadaş şakalaşırken görülmüş. Momuk tüm bu değişimin çiçeklerden kaynaklandığını anladıkça sevindiği kadar da kara kara düşünür olmuş. Nergisleri her yere götürmenin bir yolunu bulmak, daha fazla nergis yetiştirmek için gece gündüz düşünmüş durmuş. Bir tül kadar narin olan çiçeklere dokunmaya korktuğundan nasıl başlaması gerektiğini de bilemiyormuş.  Ancak günler geçtikçe nergisler solgunlaşmaya, boyunlarını bükmeye başlamışlar. Onlar boyunlarını büktükçe Momuk’un içini bir korku sarmış. Onun bu halini gören Nergislerden biri:
– Hey sevgili dostum üzülme bu kadar, yeniden dönmek için gidiyoruz.
Şaşkınlıkla bakmış ve çok güzelsiniz demiş Momuk biraz utangaçça. Siz geldiğinizden beri bu mahalledeki insanlar daha mutlu. Ama şimdi giderseniz yine gülmeyi unutacaklar. Yine o ciddi, sevimsiz mahalle olacak burası.
– Şimdilik vaktimiz doldu dostum, ama güç toplayıp tekrar geleceğiz gelecek yıl.
Ürkekçe sormuş Momuk.
– Acaba başkaları da gelir mi? Yani başka nergisler.
Biraz kırılgan ve alıngan bir edayla karşılık vermiş nergislerden diğeri:
– Neden istiyorsun başkalarını?
– Her yeri nergis kokusu sarsa kesin daha güzel bir ülke olurduk demiş Momuk üzgünce.
– Bu konuda sana yardım edebiliriz galiba. Biz uykuya çekildiğimizde toprağın içindeki kökümüzü al. Bir soğana benzer. Her parçası bir tohumdur. O parçalar kadar çiçek elde edebilir, kardeşlerimizi farklı yerlere ekebilirsin.
Momuk bu habere çok sevinmiş. Usulca veda edip nergis arkadaşlarına, yeni nergislerin düşüne dalmış.

b-312574-nergis_cicegi__cicekNergisler uykuya çekilince nergisin öğüdünü tutmuş Momuk. Öncelikle 2 yıl boyunca kendi bahçesinde nergis yetiştirmeye başlamış. Nergislerin dilinden, huyundan, suyundan ve de nazından anlar olmuş. Onlarla yatmış onlarla kalkmış, onlarla büyümüş.

Ülkenin geri kalanından farklı olarak nergislerin açtığı o yıllarda mahallede kış daha ılık geçmiş. Üçüncü yıl geldiğinde ise Momuk her gün cebine bir kaç tohum alıp yollara düşmüş. Sokaklar dolaşmış, şehrin ücra köşelerine gitmiş. Cebinde taşıdığı tohumları bahçelere, yol kenarlarına, unutulmuş patikalara ekmiş. Kışın ortasında, buz gibi günlerde tohumların filize dönmelerini beklemiş, onlara şarkılar mırıldanmış. Cesaret vermiş büyümeleri için.

Çiçekler boy verip açtıkça, kokuları nazlı nazlı şehirde yayıldıkça Momuk da çiçeklenmiş, Momuk da boy atmış. Sadece Momuk değil şehirdeki bir çok insan yıllar sonra tekrar gülmüş, eğlenmiş. İnsanlar güldükçe karlar erimiş. Şehrin sokaklarını dolduran soğuk ve kasvetli hava alıp başını gitmek zorunda kalmış. Yıllar sonra şehre bahar gelmiş. Şehirdeki bahar havası tüm ülkeye yayılmış. Gülmeyi unutmuş o çok ciddi insanların yaşadığı çok soğuk ülke unutulup gitmiş.

Gökten de üç elma düşmüş, biri bu masalı yazanın başına, biri masalı okuyanın başına diğeri de Momuk’un başına.

 

Yazan: Hatice Kapusuz

Yorum bırakın

Filed under çocuk, masal

Tersine Bir Çocuk Edebiyatı Yazarı: Leo Lionni

Modern devletin ortaya çıkışı aynı zamanda devletlerin sınırları içindeki vatandaşlarını “terbiyesini” doğurdu.  Adabı muaşeret kurallarından, aynı dilin aynı lehçesini konuşmaya, aynı normlarla hareket etmeye kadar birçok kalıplaştırma ve tek tipleştirme modern devletin temel gayelerinden biri oldu.  Tüm iktidarlar için benzeyen bir kitleyi yönetmek her zaman için daha kolaydır. Vatandaşı terbiye etmek, eğitim sistemi gibi yaygın araçlara sahip olan devletler için pek de zor olmayan bir iştir.

Elbette masallar, hikayeler ve halk anlatıları bu tek tipleştirmeden fazlasıyla etkilendiler.  Orijinal halk anlatıları sistemin değer yargıları ve normlarıyla dolduruldu. Günün sonunda da çalışmazsan aç kalırsın, parayı vermezsen düdüğü çalamazsın, iyi bir çocuk olmazsan cadı seni yer diyen anlatılarla birçok kuşak yetişti.

Günümüzde de çocuk kitaplarına bu anlayışın inanılmaz bir hâkimliği söz konusu. Ancak elbette tersine bir akışla yol alan birçok çocuk kitabı yazarı var. Leo Lionni de bu yazarlar arasında oldukça önemli bir yere sahip. Lionni adil dünya düşlerini çocuk kitaplarına zarif bir şekilde sığdıran bir yazar. Üstelik resimlerini de kendisi yapıyor. Birçok kitabı olan yazarın şuan Türkçeye çevrilmiş dört kitabı var. Bu kitaplar, Frederick, Yeşil Kuyruklu Fare, Pezzetino ve Yüzyüz. Kitapların içerikleri ise kısaca şu şekilde:

 

e45ad4e8-a23b-47a2-865f-c177e12c3bb5Frederick:

Frederick yazın çalışmak yerine uzun kış geceleri için güneş ışığı, sıcaklık ve sözcük biriktiriyordu. Arkadaşları ise onun neden çalışmadığını veya ne biriktirdiğini anlamıyorlardı. Kış için erzak toplamaya devam ediyorlardı. Kış bastırınca yuvalarına çekildiler, yediler, içtiler. Ancak sonunda yiyecekleri bitti. O zaman Frederik’in biriktirdiği renklerle ve sözcüklerle bezenmiş hikayelerle ısınıp, sıcacık düşler kurdular.

Bize Ağustos Böceği ve Karınca hikayesinde çalışmazsak aç kalacağımız söylendi. Frederick ise başka bir şey söylüyor.  Freederick farklı üretim biçimlerinden, tembellik hakkından ve birlikte tüketmekten bahsediyor.

Kitap 3 yaş üstü çocuklar için uygun.

 

27358fd7-1a6c-4def-a0e7-cf5b7af7f951Yeşil Kuyruklu Fare:

Fareler ormanda mutlu mesut ve huzurlu bir biçimde yaşıyorlardı. Ancak günün birinde şehirden gelen bir fare şehirdeki festivallerden bahsetti. Fareler bir festival yapmak için çok heyecanlandılar. Festivale hazırlandılar, süslendiler ve maskeler taktılar. Ancak festival bittiğinde maske taktıklarını unutmuş ve birbirlerine yabancılaşmış üstelik vahşileşmişlerdi.

Yeşil Kuyruklu Fare yabancılaşmanın en sade ve eğlenceli anlatımını sunuyor.

Kitap 3 yaş üstü çocuklar için uygun.

19d8fb0d-613e-4658-89ae-9ea0c67b7bc9Pezzettino:

Pezzettino İtallyanca zerrecik anlamına geliyor.

Pezzettino herkesin çok büyük olduğu ve harika işler yaptığı bir dünyada yaşıyor. O kadar küçük ki büyük olmak ve harika işler yapmak için başka bir canlının parçası olmalıyım diye düşünüyor ve kimin parçası olduğunu bulmaya çalışıyor.  Arayışları Pezzetino’nun kendi bütünlüğünü ve potansiyelini keşfetmesiyle sonuçlanıyor.

Lionni, Pezzetino’da çocukları ve potansiyellerini anlatıyor.

Kitap 3 yaş üstü çocuklar için uygun.

 

 

dde579c1-9c4e-442a-8aeb-16651c06bf8cYüzyüz:

Küçük kara bir balık olan Yüzyüz herkesten hızlı yüzüyor. Ancak tüm sürüsünü büyük bir balık yutunca yapayalnız kalıyor. Arkadaş bulmak için çıktığı yolda kendine benzeyen bir sürü buluyor. Ama bu sürü de büyük balıkların tehdidi altında. Sürü Yüzyüz’ün maharetiyle büyük bir balık gibi hareket etmeyi ve büyük balıklardan korunmayı keşfediyor.

Yüzyüz birlikte hareket etmek, dayanışmak ve örgütlenmek üstüne.

Kitap 3 yaş üstü çocuklar için uygun.

 

 

Daha fazla çocuk kitabı için: Evvel zaman kitaplığı.

 

 

Yorum bırakın

Filed under çocuk

Sonbahar Masalı

dsc_1069

Sonbahar bir masaldır. Masalsı değil masal. İçinde yazdan kalma bir kaç damla güneş, yılın biriktirdiği hüzünler, yeni bir varoluştan bahseden kasımpatları, kendini güze saklamış ekşi elmalar, kışı dallarında bekleyen narlar, yeni hikayeler için yola düşmüş kıtalar denizler aşacak göçmen kuşlar hepsi sonbahardır. O yüzden masalda kalbinizi yumuşatan, heyecanlandıran ne varsa sonbaharda vardır.

Tabi bu yılların emeği, birikimi…

Çok çok eski zamanlarda ne sonbaharın ne de diğer mevsimlerin yaşanmadığı zamanlardan bahsedilir. Mevsimlerin olmadığı bu zamanlarda dünya sadece iki renkten oluşurmuş, siyah ve beyaz. Aydınlık ve karanlık. Renklerin olmadığı bu dünyada düşler, hayaller ve mucizeler de yokmuş. Herkes yapması gerekeni yapar, söylemesi gerekeni söyler, erken kalkar erken yatarmış. Renklerin olmadığı bu dünyada masallar, hikayeler ve şarkılar da yokmuş. Bir tek marş denen bir şey varmış her daim her yerde büyük bir ciddiyetle söylenirmiş bu marşlar. Ancak ne çiçekler, ne ay, ne de kuşlar üzerine yazılmış şiirler, şarkılar, oyunlar yokmuş.

Tam bir yokluk hali…

Günlerden bir gün dünyaya hep gri bir dumanın ardından biraz da kibirlice bakan güneş hapşırmış. Güneşin hapşırmasıyla birlikte her yere güneş damlaları saçılmış. Dünyaya pek pas vermeyen güneş bu saçılıp dağılma işine biraz bozulduysa da çok da belli etmemiş. Ama güneş damlalarının dünyanın ve galaksinin her yerine dağılmasını da engelleyememiş.

Bu damlaların büyükleri yıldız olmuş. Büyükçe başka  bir tanesi ay olmuş. Mini mini bir kaç güneş damlası bir su birikintisine düşmüş. Güneş damlalarının suya düşmesiyle birlikte suyun üstünde dalga dalga bir renk belirmiş. Suyun üstünde oluşan ve insanların daha sonra mavi adını verdikleri bu renk tüm sulara yayılmış. Mavi renk dağıldıkça  gök yüzündeki grilik mavileşmiş. Güneş damlaları çok sıcak olduğundan suya düşen damlalar sudan buharların çıkmasına neden olmuş. Buharlar yükselmiş, yükseldikçe birleşmiş ve ilk bulutları oluşturmuşlar, beyaz, kocaman bulutlar.

dikmen5Bulutlar çok uzun süre aynı gök yüzünde durmayı sevmez. Bulutlar hem gezmişler gökyüzünü, hem de gezdikleri yerlerde yağmur olup damla damla yer yüzüne düşmüşler. Bu gök ile yerin ilk buluşmalarında tabiat ana uyanmış. Her yeri mis gibi toprak kokuları sarmış. Tabiat ana gökten düşen bir kaç damla güneşin ardından tohumlar ekmiş, fidanlar büyütmüş, göğe uzanan serviler yetiştirmiş, uçsuz bucaksız kırlarda çiçekler açtırmış. Maviler, yeşilliklere dönüşmüş, yeşillikler renk renk çiçeğe bürünmüş. Doğanın renklenmesinin 100. gününde bülbül ilk şarkısını söylemiş güle. Bülbülün şarkısını duyan bir çocuk bir oyun uydurmuş aklından, toplamış arkadaşlarını başlamışlar oynamaya. Bir kadın görmüş çocukların oyununu. Tanık olmuş çocuk kahkahalarına. Çocukların neşesi, neşeli bir şarkıya dönüşmüş kadının dillinde. Kadının şarkısını duyan adam aşık olmuş kadına.

Bir marangoz yoldan geçerken tanık olmuş aşka. O günden sonra dünyanın en güzel renklerinden ahşap oyuncaklar yapmaya başlamış. Marangoz hayatı boyunca aşkla yapmış işini. Çocuklar aşkla yapılmış oyuncaklarla oynamışlar.

Sevgiden doğmuş en güzel masallar, şiirler, hikayeler. Hikayeleri, masalları ve şiirleri dinleyenler uykularında rengarenk düşler görmüş.

Düş hayatın kaynağıdır. Her kaynak gibi beslenmeye ihtiyaç duyar. Düşleri beslemek, yeni yeni düşler görmek için bazen durup dinlenmek, yenilenmek, silkinmek gerekir. Bu yüzden tabiat ana, her şeyi ile bolluk olan yazın bitiminde daha güzel düşleri doğurmak, iyiyi güzeli beslemek için uykuya yatar. Tabiat ana uykuya daldığında doğa da yavaş yavaş uykuya dalar.

Böylece sonbahar her şeyin başı ve sonu olarak doğar. Sonbahar önce tüm yorgunlukları, kırgınlıkları ve hüzünleri alır, onları hüznün sarısına, umudun yeşiline, arzunun kızılına boyar. Sonra onları usul usul toprağa emanet eder ki, toprak her zaman aldığını daha güzel eder de verir bahara. Sonbahar yeniden uyanmak için tabiatın uykuya dalışıdır, o yüzden en güzel düşler sonbaharda görülür. Sonbahar düştür, masaldır. Masalsı değil masaldır.

Yazan: Hatice Kapusuz

Yorum bırakın

Filed under çocuk, masal

Cücelik ciddi bir iştir!

14797388_681756191972824_119341130_nBulutlar neden bu kadar güzeldir?

Cüceler sayesinde tabii ki! Bulutlar her zaman ki gibi beyaz ve şişko. Kabartıyor her gün şirin cüce onları, daha kabarık daha kabarık ve daha pofuduk olsunlar diye.

Bulutlarla bir oraya bir buraya gidiyorlar cüceler. Yeryüzündeki hava olayları onların sorumluluğunda ne de olsa. Baharda yağan yağmurlar, yağmurun ardından açan güneş, gökkuşağı, kışın karın lapa lapa yağması hep onların sorumluluğunda.

Bilmeyenler için: Cücelik ciddi bir iştir!

Ah yeryüzü ahalisi!
Yaptıkları yüzünden bulutların aklı karışık, cücelerin iş zor.  Artık daha az yağmur, daha az gökkuşağı var yeryüzünde. Zamansız yağıyor kar ve yağmur. Güneş küskün galiba bu yeryüzü ahalisine! Bazen iyice ısıtıyor bazen de küsüp göstermiyor kendini.

Oysa vakitlice olduğunda her şey ne güzeldir. Kışın yağan kar örneğin; kediler, köpekler, çocuklar ve okuldan dönen öğrenciler, hatta pencere kenarı çiçekleri için harikadır. Karın yağışını seyretmeyi çok seven bir menekşe tanıyorum.

Mesela nisan yağmurları.  Cücelerin en büyük gurur kaynaklarındandır. O güzelim nisan yağmurları kim bilir kaç serçeyi ve çalı kuşunu mest etti, kaç çocuk yağmurun ardından çıkan gökkuşağının peşine takıldı.gul-bulbul

Rivayet odur ki, nisan yağmurunun damlaları düşerse bir gonca güle o zaman en güzel şarkısını söylermiş bülbül ona!

Ödev: En kısa zamanda bir nisan yağmurunda ıslan ve kuşların şarkılarını dinle.

Ya uzun yaz akşamları… bulutların kenara çekildiği, güneşin en güzel kızıllıklarıyla battığı uzun yaz akşamları. Her çocuk için sınırsız oyun zamanı. Sokak ve oyun bebelerin! Ama onun da aklı karıştı. Bu yıl temmuzda hala yağmur yağıyordu!

Kendime not: Güneşle bu konuyu konuş, sorunu çözmeye çalış. Oyun hakkımız kısıtlanamaz!

Vel hasılı bu günlerde cücelik de çok zorlaştı.  Yağmur için denizle konuş, yaz için güneşle müzakere et. Onlar olmasaydı durum çok daha fena olurdu.

Zira denizler onu kirletenler yüzünden epey kızgın. Geçenlerde bir  çöp takılmış çok sevdiği bir karettanın boynuna, zor kurtarmışlar. Güneş ise havayı kirletenlerden şikayetçi. Ben bile zor nefes alıyorum nasıl yaşıyorlar bu koşullarda diye söyleniyor sürekli.

Ne yapsın bu cüceler ellerinden geldiğince mutlu bir yeryüzü için çalışıyorlar. Bir de afacan cüce elbette. Onun başka fikirleri de var. Afacan olmak bunu gerektiriyor çünkü.

Ara sıra hiç bir cücenin yapmadığını yapıp, yeryüzüne iniyor.  Cebinde sakladığı küçük mucizelerle.

Bu küçük mucizeler ne mi?

Ödev: Mucize nasıl yapılıyor öğren! Tanıdımadığın 3 kişiye mucize yap.

Afacan cücenin cepleri tohumlarla dolu.

A aaa!
Tohumun mucizeyle ne ilgisi var diyenleri duyuyorum. O zaman takılalım bir tohumun peşine.

tohumnedirBir küçük tohum bazen bir daldan düşer, bazen rüzgarla uzaklardan gelir, bazen bir kuşun gagasıyla taşınır başka başka yerlere. Ve düşer toprağa.

Ne olduğunu bilmediğiniz küçücük bir tohum. Tohum önce toprağın içinde sessizce bekler. Kendini hazırlar yeni bir yaşama, yeni bir başlangıca. Üstüne karlar ve yağmurlar yağar. Bir saksıda onu heyecanla bekleyen biri vardır bazen. Ve vakti geldiğinde; tüm güzelliğiyle yeryüzünde boy verir tohum. İlk merhaba ve ilk filiz, boy atma telaşı, ilk yapraklar. Kimi yapraklanır, allanır, morlanır, çiçek açar. Kimi dallanır, budaklanır, meyve verir, gölge olur, rüzgarda uğultu olur. Her şeyi işte küçücük bir tohum içinde saklar. Tıpkı küçük bir çocuğun sakladıkları gibi…

Bir tohum dünyadaki en büyük mucizelerden birini anlatır dinlemeyi bilene.Tohum kök salmayı, büyümeyi, dönüşmeyi, var olduğu yeri güzelleştirmeyi anlatır. Bir tohum topraktan, güneşten, sudan ne alıyorsa  daha fazlasını verir doğaya, insana, yaşama. O yüzden tohum hep tüketmeye alışanların unuttuğu bir şeyi de anlatır, duymayı bilenlere.

Kendime Not: Hep konuşursak sessiz olanları duyamayız. Duymak için susmayı öğren!

İşte Afacan Cücemizin cepleri bu küçük mucizelerle dolu. Cüce biliyor ki yeryüzünün ve gök yüzünün güzelleşmesi için gerekli mucizeyi sağlayacak her şey bir tohumda saklıdır.

Afacan cüce, bahçeleri, dağları, balkonları dolaşır. Nerede küçük bir toprak parçası görse içine hemen bir tohum koyar ve kendi mucizesini gerçekleştirmesi için ona şans diler. İşte balkonunuzda sizin dikmemenize rağmen bitiveren çiçekler, yol kenarlarında boy vermiş,  dağ başlarında tek başına serpilmiş o ağaçlar hep bu afacan cücenin işi.

Afacan cüce bunları sabah çok erken saatlerde yapar. Yeterince erken kalkarsanız ve ona yer açmışsanız ve de mucizelere inanıyorsanız, belki karşılaşırsınız onunla, ektiği tohuma birlikte şans diler mucizesine birlikte tanık olursunuz.

Yazan: Hatice Kapusuz

Yorum bırakın

Filed under çocuk, masal

Türkiye’de Kız Çocukları

parmak_kiz_masaliGünden güne yetişkinler için bile yaşanılması zor bir coğrafyada çocuk olmak, büyümek ve kendini var etmek, üstüne üstlük bir kız çocuğu olarak var olmaya çalışmak!

Adaletin her daim erkek olduğu bir ülkede kız çocuğu olmak, hak sahibi olmak, ol-a-mamak!

Yaya olarak bile bir yerden bir yere gitmenin mümkün olmadığı, nefes alınması zor, bina yığınına dönüşmüş kentlerde çocuk olmak.

Hele hele “sana güveniyorum” çevreye güvenmiyorum denilerek sokağa çıkarılmayacak bir kız çocuğu olmak!

Öldürüldüğünde sadakati, tecavüze uğradığında kıyafeti sorgulanan kadınların ülkesinde kız çocuğu olmak!

Bedensel gelişimin başınıza bela olduğu bir memlekette kız çocuğu olarak büyümek!

Çocukların ailenin ve devletin malı sayıldığı bir toplumda bir de daha değersiz görülen olmak!

Türkiye’de “bir şey” olmanın zorluğu üzerine sürekli yazılıp çiziyoruz nicedir. Kız çocukları için başkaca bir şeyler yazmayı arzu ediyor insan ama maalesef sistemden bizlere düşen her dertli şeyin âlası, kız çocuklarına düşüyor. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under çocuk, kadın

Bir Milyon Çocuk Kitabı

1mcc

1979 UNESCO tarafından çocuk yılı ilan edilir. O dönemin Ankara Belediye Başkanı Ali Dinçer, bu vesileyle her evdeki çocuğa kitap ulaştırmak ister. Böylece 1 Milyon Çocuk Kitabı kampanyası başlatılır.

Ancak kaynaklar kısıtlıdır. Dönemin örgütçü ve dayanışmacı ruhunun bir sonucu olarak her aşaması devrimci, her aşaması dayanışmacı bir kampanya yürütülür.

Kitapların nasıl basıldığını, nasıl herkesin katkısıyla büyüdüğünü Ali Dinçer’den dinlemek gerek.

Merhaba sevgili çocuklar

Kentin küçük vatandaşları olan sizlerle bu kitapta tanışmak, benim için oldukça anlamlı ve mutlu bir olay. Ben 9 yaşıma kadar okula başlayamadım. Çünkü köyümüzde okul yoktu ve ilkokulu bitirinceye dek okuyabileceğim böyle güzel kitaplarım olmadı. Bu yüzden kitap okumanın, daha çok kitap okumanın güzel ve yararlı bir şey olduğunu sizler kadar erken öğrenme olanağı bulamadım.

Kitap, başkasının sev demesiyle sevilmez. Bu yüzden size yalnızca kitabı sevin demiyorum. İşte size 3 kitap. Başkentte okuyan her çocuğa 3 kitap. Bu kitaplar belki evinizde bir kitaplığın temelini atacak. Eğer varsa kitaplığınızın ve sizin yeni arkadaşlarınız olacak bu kitaplar. Ve yanlarına mutlaka yenilerini ekleyin. Göreceksiniz, okuduğunuz kitaplar sizin ‘değişen dünyanız’ olacak. Tüm dünyada kutlanan çocuk yılının belki de en anlamlı eylemi elinizdeki bu kitaptır.

14264159_10154101334343075_6792428739083746966_nAnkara belediyesi olarak mart ayı sonunda okunmuş gazete toplama kampanyasını başlattık ve belediye örgütünün gücünü kullandık. Sizlerin okullardaki çalışmalarınızda milli eğitim bakanlığının, milli eğitim müdürlüğünün örgütlü gücü bize yardımcı oldu. Topladığınız okunmuş gazeteleri biz devletin kağıt fabrikasına hammadde olarak verdik. Karşılığında bu kitapların basıldığı beyaz kağıtları aldık. Sizlerin bu örnek çalışmasına kuruluşların parasal katkıları eklenince dağıtılan bu 1 milyon kitabı birlikte üretmiş olduk. Tıpkı arıların bal peteğini örmesi, karıncaların kışın ortaklaşa yiyecekleri gıdalarını depo etmesi gibi. Birlikte ve hep beraber. Örgütlü ve kardeşçesine. Bu yüzden bu kitabı okurken ayrı bir onur duyabilirsiniz. Çünkü bu kitapta belki senin, belki bir arkadaşının, ama mutlaka sizlerin de emeği var.
Sizlere dağıtılan 11 kitaplık bu dizide öykü ve şiirleri bulunan yazar ve şairlere, sizler için seçilenleri çizgileriyle bütünleyen çizerlere, dizgi ve baskı işlerini gerçekleştiren Genel-İş sendikası ve Em-Aş Veb Ofset tesisleri yöneticilerine, Türk tarih kurumu basımevi yöneticilerine, çalışmalarımıza büyük katkıda bulunan Ziraat Bankası ve Sümerbank yöneticileri ile bu kitaplara emek veren tüm arkadaşlarıma teşekkür ederim. Daha mutlu yarınlar dilerken, dostça sıkarım ellerinizi.

Ali Dinçer

1mccsÖncelikle Ali Dinçer’in kullandığı dilin ancak bizim çok yakın zamanda tanıştığımız bir dil olduğunu vurgulamak gerek. Sürekli çocukları yok sayan ve onlar yokmuşçasına şehirler inşa eden günümüz politik anlayışına karşın, Ali Dinçer’in çocuklara şehrin küçük vatandaşları olarak seslenmesi, çocuklarla dostane ve eşitlikçi bir ilişki kurması alışa geldiğimiz politikaların ve söylemlerin oldukça dışında.

Kitapların içeriklerinde ise yaygın bir yoksulluk, adalet, eşitlik vurgusunu görmek mümkün. Bugün hem kentlerin hem okul metinlerinin yok saydığı yoksulların sesini bu kitaplarda dönemin ruhuyla duymak mümkün.

Yine benim açımdan ilginç bir diğer nokta, çocuklar için hazırlanan serinin önemli bir bölümünün şiirlerden oluşması. 80 sonrasının marşlarına ve resmi bayramların kahramanlık şiirlerine sıkıştırılmış benim kuşağım için gerek şiirlerin gerek şairlerin oldukça farklı olduğunu belirtmek lazım. Şairler arasında kimler yok ki, şair olduğunu mumukunuttuğumuz siyasetçiler, bugün Homofobi Karşıtı Buluşmalarda adına bölüm düzenlenen şairler, unutulmuş, yasaklanmış olanlar. Bir çoğu belki lisede, üniversitede ancak karşılaşabildiğimiz isimlerken, bu seri sayesinde bir çok çocukla çok erken yaşlarda tanışabilmişler.

Kitabın benim açımdan bir diğer sürprizi ise Selçuk Demirel’in 2013’te yayınlanan Mumuk Serisinin kahramanı Mumuk’un bu serinin çizimlerinde sık sık karşımıza çıkması. Çocuk sandığımız Mumuk meğer bizden büyükmüş.

Kampanyada destekçi olarak yer alan Sümerbank ve Ziraat Bankası’nın barış vurgulu reklamları ise değinmeden geçilemeyecek cinsten.

Kitaplar her güzel şey gibi 80 darbesiyle yasaklanmış, kimisi bir eylül gününde yakılmış, kimileri saklanmış, darbeden kurtulmuş. Bir çok çocuğu yeni dünyalarla, adalet ve dayanışmayla tanıştırmış. Kimisi de bugünlere kadar ulaşmış. Projenin fikir babalarından Bülent Özükan Boyut Yayıncılığı kurmuş ve 2000’lerde kitapları yeniden basmış.

 Seride yer alan kitaplar ve katkı sunan yazar ve şairler:

  1. Bir Şeftali Bin Şeftali Samed Behrengi, Belkıs Taşkeser
  2. Kovboyculuk Oyunu: Sadık Fehmioğlu, Fakir Baykurt, Yılmaz Güney, Çizimler: Haslet Soyöz
  3. Arabalar Beş Kuruşa: Sabahattin Ali, Sait Faik, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Füruzan, Çizimler: Selçuk Demirel
  4. Sevdalı Bulut: Nazım Hikmet, İhmal Amca, Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Orhan Kemal, Çizimler: Yılmaz Aysan
  5. Falaka: Ömer Seyfettin, Halide Edip Adıvar, Reşat Nuri Güntekin, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Reşat Enis, Çizimler: Haslet Soyöz
  6. Kıt Akıllı Karga: Nasreddin Hoca, Ezop, Lafonten, Andersen, Orhan Veli Kanık, Tarık Dursun k., Kemal Özer, Ömer Candaş, Çizimler: Nezih Danyal
  7. Bir De Varmış İki De Varmış: Adnan Özyalçıner, Oğuz Tansel, Pertev Naili Boratav, Ahmet Uysal, Çizimler: Sevdali Gönel
  8. Yüz Paralık Bulut: Orhan Veli Kanık, Oktay Rıfat, Can Yücel, Yalvaç Ural, Nazım Hikmet, Melih Cevdet Anday, İsmail Uyaroğlu, Cahit Sıtkı Tarancı, Celal Vardar, Ziya Osman Saba, İlhami Bekir Tez, Behcet Necatigil, Necati Cumalı, Refik Durbaş, Fazıl Hüznü Dağlarca, Cahit Külebi, Ali Püsküllüoğlu, Ceyhun Atıf Kansu, Türkan Gedik, M. Turan Tekdoğan, Çizimler: Deniz Oral
  9. Bu Memleket Bizim: Nazım Hikmet, İsmail Uyaroğlu, Rıfat Ilgaz, Bülent Ecevit, Ceyhun Atuf Kansu, Atilla İlhan, Tahsin Saraç, Melih Cevdet Anday, Ahmed Arif, Cahit Sıtkı Tarancı, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Türkan Gedik, Yalvaç Ural, Çizimler: Ateş Danyal
  10. Bu Kitabın Masalı: Bülent Özükan, Çizimler: Selçuk Demirel
  11. Televizyondaki Reklamcı Amca: Yalvaç Ural, Gülten Akın, İsmail Uyaroğlu, Rıfat Ilgaz, Nazım Hikmet, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Asaf H. Çelebi, Cahit Irgat, Z. Osman Saba, Hasan Hüseyin, Ülkü Tamer, Behçet Necatigil, Bülent Ecevit, Cahit Sıtkı Tarancı, Melih Cevdet Ancay, S Kudret Aksal, Hasan Ali Yücel, Cahit Külebi, Arkadaş Zekai Özger,Nihat Ziyalan, Türkan Gedik, Necati Cumalı Çizimler: Tan Oral

Bu yazı SolFaSol Ekim sayısı için hazırlanmıştır.

Yorum bırakın

Filed under çocuk