Anamdan: Geleneksel Yönetemlerle Yün/İp Boyama (Kök Boya)

Anneannem yaşlılığında ellerine bakar kirmanla ip eğirmekten dolayı bozulmuş el kemiklerini gösterirdi. O kadar çok ip eğirmişti ki elleri, kemikleri yeni bir biçim almıştı. Üzerine bastığım halıların iplerini; yünden ipe çeviren ve renklere boyayan oydu. Annem ve teyzemler ise onları motif motif dokumuştu. Her halının hikayesi vardı. Bazı muzip ve mutlu anlar kadar kırgınlığı ve üzüntüsüyle birlikte meydana geliyordu halılar. Büyüklerin anlattıkları meseller, ev sahiplerinin dokuma yapan kızları ağırlama maharetleri veya cimrilikleri, motifleri motife katıp halıyı sanata dönüştürme çabası… Epey halı hikayesi dinledim haliyle.

Halıya dair bilgiler kadim bilgiler, motifler yüzyıllar öncesinden anlamlar taşıyor, renklerin anlamları muratları ayrı. Öylelikle bundan küçük bir kesiti paylaşmak istiyorum. Annemlerin kullandıkları kök boyalar ve elde edilen renkler neler.

Sarı renk veren bitkiler:
Süpürge
Kavak yaprağı
Şeftali yaprağı
Çay nanesi/ yarpuz
Şemsiye otu
Cehri Çalısı (yeşil meyvesinden sarı, olgun meyvesi mor)

Bunlar kazanda kaynatılır sarı renk çıkar. İp kaynayan suya atılıp kaynatılır. Sonra çıkarılır, su süzülür ve ip kurutulur.

Sarı rengi yeşil yapmak için

Ilıyan suya çıplık atılır (limon tuzunun yeşili :). Çıplık suyun içinde eridikten sonra, ip içine atılır. Çıplık oranı yeşilin koyuluğunu belirler.

Kahverengi tonları için

Kahverengi için başta ceviz kullanılır.

Cevizin yaprak, kabuk ve yongası ayrı kahverengi tonları verir.

Cevizin yaprağı: hardal sarısı

Cevizin kütük yongası: koyu kahverengi

Sirkene otu: sütlü kahve. Sirkene otunun küçükken ve çiçek açınca halleri rengi farklılaştırır.

Diğerleri

Evelik (labada), yarpuz: krem rengi

Ennik: köküyle kaynatılır; pembe ve mor elde edilir

Kırmızı ve mavi için sarı rengin üstüne küp boyası ile tekrar kaynatılır.

Soğan – kırmızı soğan kabuğu: kendi rengini verir

Vatandaş “Terbiye” Aracı Olarak Çocuk Kitapları

Bu başlık altında ele alacağımız “vatandaşlık” modern devlete ilişkin bir kavram. Vatandaşın ne yaptığıyla ilgilenen onu terbiye etmeye çalışan devlet aklı modern ulus devletin bir unsuru. Modern devlet öncesi devlet biçimlerinin vatandaşları veya tebaasıyla kurduğu ilişkinin daha esnek bir bağ olduğu söylenebilir. Örneğin Osmanlı’ya baktığımızda derdi vergisini toplamak, askere almaktır. Onun dışındaki gündelik hayat müdahalesi daha kısıtlıdır. Bu kısıtın sebeplerinden biri de elbette müdahale araçlarının sınırlı olmasıdır. Oysa modern devlet tek tip bir vatandaş yaratmak ister ki iddiası budur (tek din, tek millet, tek kültür vb). Aynı zamanda bunu yapabilecek araçlara sahiptir. İddiası gereği birbirine benzeyen bir kitleyi yönetmek ulus devletin devamı için zorunludur. Bu sebeple eğitim, din, iletişim araçlarıyla kitleyi tek tipleştirmeye çalışır. Bu tek tipleştirme “Vatandaş Türkçe Konuş” söylemlerinden adabı muaşeret kurallarına kadar uzanır. Bu pedagojik yaklaşımın önemli araçlarından biri de çocuk kitaplarıdır. Okumaya devam et “Vatandaş “Terbiye” Aracı Olarak Çocuk Kitapları”

Kırmızı Ayakkabılar*

Bir zamanlar ayakkabıları olmayan öksüz bir çocuk varmış. Fakat çocuk, bulduğu bütün kumaş parçalarını biriktirmiş ve bir süre sonra kendisine bir çift kırmızı ayakkabı dikmiş.Görünüşleri kabaymış, ama onları seviyormuş. Günleri, hava iyice kararana kadar dikenli koruluklarda yiyecek toplamakla geçse de, ayakkabılar ona kendini zengin hissettiriyormuş.the_wild_within_edited-1.jpg Okumaya devam et “Kırmızı Ayakkabılar*”

Modern zamanlarda bireyselleşmiş yalnızlık*

modern-timesZaman Herkese ne kadar önemsiz olduğunu anımsatıyor. Daha önce de öğretmişti bunu, ne kadar değersiz ve önemsiz olduğumuzu. Ondan evvel ise herkesi bir ve benzer kılmıştı. Zamanın aynı uniformasını giymiş uslu öğrencilerdik neticede. Uslu olmayan, kendi kalmaya çalışan herkes önce marjinal ve ucubeydi… Sonra onlar da katıldılar modaya. Kimsenin dışarıdalığı uzun sürmüyordu neticede. Moda kıskıvrak bellerinden yakalayıp onları da yutuyordu.

Ve biz, herkes olarak mutsuz ve defresif ruh hallerimizle zamanın pençesinde kıvranıyoruz. İşinde, aşında, sevgisinde tatmin olmayan, maaş için çalışan, yalnız kalmamak için sevişen, doyumsuzca tüketen bizler… Okumaya devam et “Modern zamanlarda bireyselleşmiş yalnızlık*”

Anonimliğin Telifi veya Farkların Aynılığı

Ancak etkileşimle var olabilen canlılarız. Etkileşim, çağrışım ve yansıma aslında özgün olan benin var oluşunun en önemli parçaları. Elbette her insan farklılığını kendi oluşturuyor, herkes aynı çağrışımlarda bulunmuyor. Ancak yine de her insanın yaratımının altında oldukça kolektif süreçler yatıyor. Yahut özgün veya farklı olduğunu düşündüğümüz süreçler benzeri sonuçlar doğuruyor.

Bu kolektiflik ve benzerlik tüm insanları birbirine bağlayan bir miras. Bundandır ki insanları, kültürleri, sınırlara ayırmak ve ayrı vatandaşlıklara bölmek öyle nafile ve anlamsız bir uğraştır. Her ne kadar kendimizi bu sınırlarla tanımlamaya alıştıysak da nafile.  Yıllar önce İlhan Başgöz’ün çömçe gelin yazısını okuduğumda en çok düşündüğüm bu sınırsız benzerlikti. Yazı Anadolu’da çömçe gelin adıyla anılan yağmur duasının izini sürmekteydi. Hindistan’dan Baltık ülkelerine kadar yağmur duasının aslında aynı motifleri içerdiğini keşfetmişti İlhan hoca. Okumaya devam et “Anonimliğin Telifi veya Farkların Aynılığı”

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: