Tag Archives: masallar

Nar Ağacı, Serçe ve Mori

Küçük bir nar ağacının dalındaki serçe ve dalına konduğu nar ağacı tanıktı her şeye.

nar-cicegi-yagiO zamanlar nar ağacı genç bir ağaçtı. Bir bahar günü dikilmesinin üstünden tamı tamına beş yıl geçmişti. Artık onun çiçekleri de renk katıyordu doğaya. Artık onun çiçekleri de meyveye dönüyordu. Meyveleri kurtların, kuşların, afacan çocukların ağızlarında tatlanıyor, yere düşüp ballanan meyvelerinden börtü böcek şenleniyordu. Küçük nar ağacı bu halinden çok memnundu. Büyüdükçe doğadan aldığından fazlasını doğaya verir olmuştu. Dallarının gölgesi, çiçeklerinin kokusu ve meyvelerinin lezzetiyle inanılmaz genç bir ağaç olmuştu. Çiçeklerine şarkı yazanlar, sevgilisini nar ağacına benzetenler, sevdiğine dalından bir nar koparıp hediye edenler, gönlünü daha da fazla okşuyordu. Eski tek dal fidan hallerinden eser kalmamıştı. Kendine yer bulmaya çalıştığı doğanın vazgeçilmez bir parçası olduğunu hissediyordu. Büyüyor, büyüdükçe daha çok oluyordu. Tüm bu yıllar ve olup bitenler boyunca nar ağacının can dostu serçeydi.

“Serçeler çok güzel kuşlardır. Şehirlerin küçük güzellikleridir ancak herkes onların ne kadar müthiş olduklarını, şehirlere ne kadar yakıştıklarını anlayamaz maalesef. Siz sakın serçeleri görmezden gelenlerden olmayın.”

Ama şehirlerden uzak bu iki dost birbirinin kıymetini ilk günlerden beri bilip, sevgide hiç kusur etmemişlerdi birbirlerine. Hep hakkıyla, dolu dolu sevmişlerdi birbirlerini. Nar ağacı küçük serçenin ilk uçuş denemelerine tanıktı. Serçe ise o ilk yıl zar zor açabilen ilk nar çiçeğine. Nar Ağacı serçenin ilk yavrularını biliyordu. Serçe ise ağacın üçüncü yılında dalında yetiştirdiği iki nara şahitti.

1-Pcs-Chinese-Traditional-Animal-Painting-Prints-on-Canvas-Retro-The-Birds-On-The-font-b.jpgBu iki güzellik birlikte laflamayı, vadide olup bitenler konusunda konuşmayı, insanları izlemeyi çok severlerdi. Ancak ikilinin en çok sevdiği şey küçük insanları izlemek, onlara tanık olmaktı. Vadide yeni bir bebek doğduğunda onun nasıl bir yetişkin olacağına, nasıl bir insan olacağına dair iddiaya girerlerdi. Henüz tanıklıkları biraz kısıtlıydı çünkü insan yavruları biraz yavaş gelişiyorlardı. Bir serçe yavrusu  birkaç ayda yuvadan uçabilirken, insan yavrusu bırak uçmayı, yürümeyi bile 1 yılda ancak öğreniyordu. Yine de apalak topalak nar ağacının dibine gelen insan yavrularını ikisi de çok seviyordu. Küçükler büyüklerden daha iyi oluyorlardı sonuçta. Mesela çocuklarda tüm ağaçlar ve canlılar kendilerine aitmiş, onlara istediklerini yapabilirlermiş gibi davranan kibirli haller pek olmuyordu.Üstelik bu küçük canlıların hemen hepsi henüz hayallere sahiptiler.

“Bilirsiniz insanlar ikiye ayrılır, hayalleri olanlar ve hayal kurmayı unutanlar. Hayal kurmayı unutanları bilirsiniz. Sıkıcı derecede hayatın gerçekleri denilen bir şeylere inanırlar. Bu yüzden sıkıcı ve ciddidirler ve hayatları sadece insanlar üstünedir. Oysa hayal kurmayı unutmayanlar, çocukluk yeteneklerini de kaybetmezler. Bu yetenekleriyle doğayı dinleyebilir, kedilerle ve kuşlarla konuşabilir ve gerekirse başka canlılara bile dönüşebilirler. Ama maalesef bugünkü dünyamız hayal kurmayı unutmuş sıkıcı yetişkinlerle doludur. Ve yine maalesef serçemiz ve nar ağacımızın yaşadığı vadide yaşayanlar da öyleydiler”

Hayallerini unutup katı bir gerçekliğe inanan yetişkinler dünyamızda olduğu gibi bu vadide de adaletsiz bir hayat yaratmıştı herkes için. Vadideki tüm yetişkinlerin hayali vadinin baş yöneticisi olmaktı. Vadinin baş yöneticisi dediysek aklınızda iyi bir şey canlanmasın. Bu vadide baş yöneticiler herkesin hayatına karışırlar. Kim neyi sevecek, kim neyi yiyecek, kim ne giyecek hep karışırlar. Verdiklerini kimine az, kimine çok verirler. Geri kalan insanlar ise bu hale itiraz etmek yerine günün birinde baş yönetici olup diğer insanlara karışmayı hayal ederler.

Küçük insanlar hariç. Onların başka başka fikirleri, hayalleri vardır. Elbette hayal konusunda en iddialılarından biri de Mori’ydi. Mori 6 yaşındaydı ve 6 yaşındaki bir çocuk için uygun bulunan şeyleri yapmak konusunda biraz isteksizdi. O hep nar ağacının dibine uzanır, ağaçla ve serçeyle sohbet eder, bulutlara bakar, uçsuz bucaksız gökyüzünde hayaller kurardı.

O gün de gün boyu gök yüzüne bakarak hayallerinin peşinde uçurtma uçuran Mori, yıldızlar çıktığında bile oradaydı. Herkes onu arayadursun o kayan yıldızların peşindeydi. O yıldızın peşinden bu gezegene, bu yıldızın peşinden o yıldıza, şu kayan yıldızın kuyruğuna kurdele, bu yıldıza uçurtma derken orada uyuya kalmıştı.

O gece hep hayal ettiği gibi rüyasında da uçmayı denemiş ve başarmıştı. Tüm vadinin üstünde uçup göçmen kuşların peşine takılmıştı. Uçarken başka başka vadiler, yerleşim yerleri, çocuklar görmüştü. Sabah uyandığında uçmanın hafifliği ve birçok yer görmenin güveni vardı üstünde, biraz da şaşkınlığı. Yıldızların altındaki geceden sonra odasında uyanmak ise onu epey şaşırttı.

“Sonunda birisi Mori’nin meskeni nar ağacını akıl etmiş ve küçük kızı orada uyurken bulup eve getirmişlerdi.”

Kalktı, dışarı çıktı anneannesi yine her zamanki gibi erkenden kalkmıştı, ocaktaki taze sütün kokusu her yeri sarmıştı. Koşarak gidip anneannesinin eteğine sürtündü.

“Orası dünyanın en huzurlu yeriydi galiba.”

Anneannesinin her zamanki kokusuna ocağın isi karışmıştı. Kokuyu içine çekti. Seviyordu bu kokuyu. Tanıdık kokularla gelen güven duygusu içini yumuşattı. Mori sürekli uçmak üzerine hikayeler ve hayaller anlatırdı.  Kimse onu ciddiye almazken anneannesi ise hiç kızmaz hep anlayan gözlerle dinlerdi.

“Anneanne sanırım hayal kurmayı unutmayan nadir insanlardandı. Unutmamıştı, ama unutan insanlarla uğraşmayı da bırakmıştı.”

Anneannesi hiç diğer yetişkinler gibi sıkıcı değildi, kelimelerle çok az konuşurdu ama konuşmadan insana ferahlık veren sohbetler ederdi. Ondan Mori en çok anneannesini severdi, bir de uçmayı, nar ağacını ve serçeyi.

Her zamanki aceleciliğiyle heyecanla rüyasını anlattı anneannesine. Rüyasında nasıl bir kuşa dönüştüğünü, nasıl uçtuğunu, gezdiği gördüğü yerleri uzun uzun anlattı. Bir yandan da kimsenin duymamasına özen gösteriyordu. Çünkü artık hayallerini başkalarına anlatmıyordu. İnsanların tavırlarından sıkılmıştı açıkçası! Uçmaya bile inanmayan sıkıcı yetişkinlerle uğraşmak, onlara laf anlatmak istemiyordu.

“İnsanın hayallerini paylaşacağı birilerinin olması önemlidir. Çünkü hayallerinizi kimseyle paylaşamazsanız günün birinde hayal kurmayı da unutursunuz. Neyse ki Mori’nin de hayallerini anlatabileceği anneannesi var.”

Anneanne rüzgar serinliğindeki sesiyle konuşmaya başladı. “Ah güzel çocuğum, bir gün sen de kuşlar kadar özgür olacaksın”. Mori anneannesinin hep bu kadar az ama çok konuşmasına şaşırırdı. Anlaşılmanın rahatlığıyla ocağa baktı. Süt kokusu karnını acıktırmıştı. Hiç bir şey söylemeden anneannesi bin yıllık bir ağaca benzeyen iyice yaşlanmış elleriyle ocağın üstünde duran sütten ona bir kase süt verdi.

Sıcak sütünü bir yavru kedi aceleciliğiyle içen Mori hızlıca ağacın dibine gitmek için hazırlanmıştı ki anne babası yolunu kesti. Ona “Hiç bir yere  gidemezsin, dün bizi çok korkuttun, bu yüzden cezalısın” dediler. Mori ne dese kar etmedi. Bir hafta boyunca evden çıkması yasaktı. Üstüne üstlük artık tepeye gitmesi de yasaktı.

423710579_43199_4217185704864593281Mori o kadar üzüldü ki onu anlamamalarına. Ama çaresiz odasına gitti. Penceresinden tepedeki sevgili nar ağacına bakıyor, göğe bakıyor, canı sıkıldıkça bulutların peşine takılıyordu. Mori’nin düşleri vadinin sınırlarında kalmıyor, vadiler, denizler, dağlar aşıyor, kuşlarla, tilkilerle sohbetler ediyordu.

“Düşleriniz her zaman sizinledir. İstediğiniz dünyayı istediğiniz yerde kurabilirsiniz. Sizi bir odaya koyarak uzaklara yürümenizi engelleyebilirler belki ama bir yıldızın kuyruğuna takılıp veya bir bulutun üstünde dünyayı gezmenizi hatta uçarak yollar kat etmenizi engelleyemezler.”

Bir haftayı düşlerinin peşinde ülkeden ülkeye gezerek geçirdi Mori. Bu geziler ona bir şey öğretmişti. Mori bu vadide kalıp baş yönetici olma hayaliyle bir hayat geçirmek istemiyordu. Gece boyunca kayan her yıldızın kuyruğuna uçma ve özgürlük dileklerini iliştirdi. 

“Kayan bir yıldızdan bir şeyi gerçekten çok gönülden isterseniz, yıldız onu gerçekleştirmek için elinden geleni yapar. Bazen gerçekleştiremeyebilirler ama genelde dileğinizi yerine getirirler.”

Ertesi sabah anne babası odasına geldiler. “Cezan bitti, umarım bundan bir ders alırsın Mori. Artık boş hayalleri bırakıp baş yönetici olmak için çok çalışmalı ve çok okumalısın.”

window-63249_960_720O sırada anneannesi odaya girdi. Oda’nın ahşap penceresini açtı. Sonra sonsuz bir huzurla Mori’ye baktı. Mori anneannesine yaklaştı. O an dünyanın en renkli iki güzel kuşuna dönüşen anneanne ve Mori kanatlanıp pencereden göğe yükseldiler ve vadiler, denizler boyunca özgürlüğe uçtular. Baskılardan ve sıkıcı hayatlarından kanatlanıp kaçmış diğer kuşlarla dost oldular.

O eski vadide Mori ve anneannesi unutuldu. Çünkü bir insan uçamayacağına göre Mori’nin ve anneannesinin de aslında hiç olmadığına inandılar, inandırdılar kendilerini. Oysa Mori ve anneannesi hala gelir konarlar nar ağacının dallarına.

Siz de belki rastlarsınız onlara, biri hiç susmayan, biri de hiç konuşmayan iki kuş konmuşsa bir nar dalına bizimkilerdir onlar mutlaka. Eğer dinlemeyi bilirseniz ve unutmamışsanız hayal kurmayı size uçmayı bile öğretirler yordamınca.

 

Mori: Kürtçe boncuk, Arnavutça ev sahibi anlamında kullanılıyor.
Yazan: Hatice Kapusuz

 

4 Yorum

Filed under çocuk, masal

Küçük Cadılar ve Prens Olmak İstemeyen Oğlanlar İçin Masallar

Masallar ve çocuk kitapları toplumsal cinsiyet rollerini öğrendiğimiz belkide en önemli kaynaklar. Hayallerimizi şekillendiren etkileri sebebiyle de yetişkin dünyamız üzerinde etkileri büyük. Eşitlikçi bir dünya düşü için ise hem çocukların hem yetişkinlerin  ne okuduğu pek önemli. Bu yüzden kendi kütüphanemden toplumsal cinsiyet rolleri ve eşitlikçi düşler için önerebileceğim bir kaç kitabı paylaşmak istedim.

0000000596202-11- Kıpır Kıpır:
Kıpır Kıpır taban tabana zıt iki kız kardeşin, Belinda ile Melisa’nın, öyküsünü anlatıyor. Belinda her zaman çok dikkatli, özenli ve zarif bir balerin. Oysa Melisa bale konusunda pek başarılı değil. Onun içinden daha özgürce dans etmek, rengarenk giyinmek geliyor. Kıpır kıpır hanım hanımcık kızlar olmamızı söyleyen kitapların aksine istediğimiz gibi olabileceğimizi anlatıyor.

Yazar: Ann Bonwill
Yayınevi: Marsık Kitap
Yaş: 3-6

 

0000000679655-12- Vesta Linnea:
Vesta Linnea serisinde Canavar Anne – Ay ışığında – Linnea Uyu Artık – Linnea ve Köpeği – Vesta Linnea ve Çok Üzgün kitapları var. Linnea’nın 5 kişilik ailesinde roller ve ilişkiler alışıldığın dışında ilerliyor. 3 kardeşin babaları ayrı örneğin veya anne bazen üzgün, bazen canavar (!). Vesta Linnea kitapları alışılmışın dışında aileler ve ilişkiler olabileceğini anlatıyor.

Yazar: Tove Appelgren, Salla Savolainen
Yayınevi: Büyülüfener
Yaş: +6

 

damdakiinek-kapak3- Damdaki İnek:
Damdaki inek kadın erkek rollerine ve emeğine ironik bir açıdan bakıyor! Hikayede Karısı Sian´dan daha çok çalıştığını düşünen çiftçi Shon bir günlüğüne birbirlerinin yerine geçip işleri değiştirmeyi teklif ediyor. Ancak günün sonunda Sion’un evde yaptığı işlerin hiç de o kadar kolay ve az olmadığını anlıyor. Hikaye aslında bu haliyle daha cesur bir sonu da hak ediyor.
Yazar: Eric Maddern
Yayınevi Mandolin
Yaş:3-6

 

12729314_1658446164418923_6678539029231678492_n4- Kül Prensi:
Kül Prensi küçük feministler ve her zaman teklif etmek zorunda kalan oğlan çocuklar için harika bir masal. Külkedisi hikayesindeki tüm öğeler Külprensi’nde ters yüz oluyor, hatta bu sefer kızlar teklif ediyor.

Yazar: Babette Cole
Yayınevi: Kuraldışı Çocuk
Yaş:3-6

 

 

frida-kahlo5- Anti prenses serisi: Frida Kahlo
Nota Bene’nin hazırladığı antiprenses serisinin ilk kitabı Frida Kahlo’nun hayatını anlatıyor. Kitap varoluşu, düşünceleri ve sanatıyla baştan başa devrimci bir kadın olan Frida Kahlo ile tanışmak, onun çocukluğu, okul hayatını ve sanat anlayışını öğrenmek için iyi bir fırsat.

Yazar: Nadia Fink – Fitu Saa
Yayınevi: NotaBene
Yaş:+6

 

 

0000000357452-16- Başka Bir Anne:
İnsanlar birbirine benzerler, benzemek isterler. Hatta farklı olmanın kötü olduğu söylenir hep. Başka Bir Anne kitabındaki anne ise kimsenin annesine benzemiyor. Onlar gibi giyinmiyor, onlar gibi davranmıyor. Kitap farklı ve özgün olmak üstüne eğlenceli bir anlatıya sahip.

Yazar: Sandra Albukrek – Seban, Leyla Navaro
Yayınevi: Can Çocuk
Yaş:3-6

 

 

0000000448175-17- Uyanış Öncesi Öyküleri:
Uyanış öncesi öyküleri Datruelo, Seksek Yıldızlar, Renkler, Uçmak, Aura ile Sohbet, Aşka Dair gibi küçük öykülerden oluşuyor. Öyküler belki biraz daha büyüklere masallar tadında.  En çok da toplumsal rollerle yaralanmış kadınlara şifa niteliğinde.

Yazar: Nunila Lopez, Myriam Cameros
Yayınevi:NotaBene
Yaş:+3

 

vejetaryen-kulkedisi8- Vejetaryen Külkedisi / Kitika Li Ber Tifikê Êdî Naxwaze Goştî Bixwe:
Külkedisi kendisini ancak ayakkabının ayağına olmasıyla tanıyan bir prense aşık!
Sindirella masalı kadınlara hep kalıplara uygun olma çağrısı yaptı. Vejetaryen Külkedisi kitabı da bu kalıplar içinde acı çeken külkedisinin isyanını anlatıyor. Kitabın Türkçe ve Kürtçe versiyonları bulunuyor. Kitap daha daha çok yetişkinlere masal niteliğinde.
Yazar: Nunila Lopez – Miriam Cameros
Yayınevi: Notabene
Yaş: +12

 

0000000439344-19- Mavi Kız Uzun Bir Yol:
Hep yolculuklara prensler, sultanlar, erkek kahramanlar çıktılar. Yollar gidip kahramanlık öyküleri yazdılar. Mavikız ve uzun yol’da ise kahramanımız Mavi Kız uzuuun bir yolculuğa çıkıyor.

Yazar: Şafak Özdemir
Yayınevi:YKY
Yaş:3-6

 

 

13599988_1709090142687858_8255252276713227666_n10- Masalını Terk Eden Prensesler:
Kitap  Muş Kadın Çatısı Derneği tarafından hazırlandı. Masalların sonları ise çocuklar tarafından tamamlandı. Masallar üstelik iki dilde; Türkçe ve Kürtçe. Masaların Türkçe versiyonuna buradan, Kürtçe versiyonuna ise buradan ulaşabilirsiniz

Yazar: Deniz Kaynak
Yayınevi: Muş Kadın Çatısı Derneği
Yaş:6-8

 

0000000635602-111 – Pamuk Prenses ve Yedi Kurbağa:
Kitap prenses ve beyaz atlı prens olmak istemeyen oğlan çocukları için harika bir ter yüz etme denemesi. Masalda güzellik, sevimlilik, iyilik ve kötülük kavramları ve mecburi bir son olarak evlilik de ters yüz ediliyor.

Yazar: Kelly Caswell, Gemma Cary
Yayınevi:Net Çocuk Yayınları
Yaş: 3-6

 

 

0000000620728-112- İsyankar Cadı:
Hep prenses ve peri olmayı istedik ama bir de dünyaya cadıların gözünden bakmanın zamanı gelmedi mi? Her zaman kötü resmedilen cadımız bu hale içerlemiş, üstelik dünyanın mevcut haline de kızmış durumda. Sahi o kadar peri varken dünya neden bu kadar kötü durumda? Bu duruma içerleyen cadımız isyan ediyor, isyan ettiği gibi de süpürgesini kapıp kötülükleri temizlemeye girişiyor.

Yazar: Enrique Perez Diaz, Enrique Martinez
Yayınevi: Yazılama
Yaş: 3-6

 

0000000228861-113- Ronja Haydut Kızı

Pippi Uzunçorap’ın yazarı Astrid Lindgren’in bir diğer kitabı Ronja’da başrol asi bir kız çocuğunda.

Kitapta iki haydut çetesinin rekabeti arasında Ronja’nın doğa, hayat ve ailesine dair keşifleri, onlarla mücadeleleri ve rakip çetenin oğluyla kurduğu kardeşlik anlatılıyor. Kitap boyunca fonda ormanın ve ağaçların şarkıları, doğanın ihtişamı hep size eşlik ediyor. Ronja’nın serüveni boyunca annesinin kızıyla kurduğu ilişki, şifacılığı, hayata karşı bilgeliği ise ışıldıyor, iç ısıtıyor. Özellikle onlu yaşlardaki çocuklar için Ronja bir kahraman adayı.
Yazar: Astrid Lindgren
Yayınevi: İthaki
Yaş: +8
kucukfeminist14- Küçük Feministin Kitabı
Küçük Feministin Kitabı eşitsizlikleri sorgulamaya başlamış 12-13 yaşlarındaki kız ve oğlan çocukları için iyi bir başlangıç kitabı. Kitap hem kadın mücadelesinden küçük kesitler sunuyor hem de gündelik hayattan örneklerle iktidar ve eşitsizlik gibi kavramları açıklıyor. Kitapta feminist mücadelenin kısa tarihiyle ve kadın düşünürlerin hikayeleriyle tanışmak mümkün. Kitabın bir diğer iyi yanı cinsiyet rollerini değiştirmek için okul ve ev hayatından küçük önerilerde bulunması.
Yazar: Sassa Buregren
Yayınevi: Güldünya Yayınları
Yaş:+8
0000000647368-1 15 – Küçük Kızlara Öğütler
Küçük Kızlara Öğütler kitabında Mark Twain küçük kızlara öğütler veriyor ama öğütleri biraz ironik! Twain öğütleriyle küçük kızların yetişkin iktidarıyla nasıl başa çıkabilecekleri konusunda ip uçları ve taktikler veriyor.
Yazar: Mark Twain
Yayınevi: Aylak Adam
Yaş: +3
pippi-uzunçorap_203743.jpg16 – Pippi Uzunçorap
Astrid Lindgren’in ilk kitabı ve serideki diğer iki kitabın ana karakteri. Pippi cesur, oldukça güçlü bir kız çocuğu. Annesi melek olduğundan, babası da bir gemi kazasında kaybolduktan sonra Okyanus Kralı olduğundan yalnız başına yaşıyor. Anne ve babası olmadığından Pippi’ye her akşam 7’de yatmak zorunda olduğunu söyleyen kimse yok. Ama bu sorun değil çünkü Pippi saat 10 gibi kendine yatma vaktini hatırlatıyor. Aslında atı ve bir maymun olan Bay Nilson’da ona eşlik ediyor.
Onun kadar güçlü ve onun kadar güzel yemek yapan bir çocuk daha yoktur herhalde yer yüzünde.
Pippi Uzunçorap, Pippi Uzunçorap Denize Açılıyor ve Pippi Uzunçorap Büyük Okyanus’ta serisi 8 yaşının üstündeki her çocuğun mutlaka okumasu gereken bir seri. Henüz okumayan yetişkinler de mutlaka okumalı.
Yazar: Astrid Lindgren
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Yaş: 7+
Derleme SolFaSol Ağustos sayısı için yapılmıştır.
Derleyen: Hatice Kapusuz
Daha fazla çocuk kitabı için: Evvel Zaman Kitaplığı

7 Yorum

Filed under çocuk, kadın, masal

Bir masala inanmalı yaraları saracak…

Hepimiz kendimizi kendimize yabancı bir duygu ve eylemle yakalamışızdır.
Acelemiz yokken koşturur halde,
Hırslı olmadığınız bir konuda rekabetçi,
Gereksiz öfkeli,
20’li yaşlarda emeklilik düşüyle…

Birbirlerinden bu kadar farklı insanların aynı sıkıcı hayale veya benzer duygu ve düşüncelere sahip olmaları ironik değil mi?

Ya da oyunlarında dünyalar yaratan miniklerin büyüyünce gökyüzünün görünmediği beton yığınlarında yasamaya ve çalışmaya razı olmaları, bunlardan bir tanesine sahip olmak için kredi kuyruğuna girmeleri, hafta sonlarını AVM’lerde heba etmeleri nasılda ironik ve hüzünlü.

En çok da tüm farklılıklarımızla başkalarını sevmemek noktasında ortaklaşmamızı ironik buluyorum. Zira bu “sevmeme” hali hem bilmemeye hem de merak etmemeye dayanıyor. Yaşadıkları şehirden hayatı boyunca hiç çıkmamış bir sürü insan, hiç tanımadığı ve karşılaşmadığı ve belki de karşılaşmayacağı dünyanın geri kalanıyla ilgili katı duygu ve düşüncelere sahip. Bu duyguların en ana unsuru da düşmanlaştırma, ötekileştirme. Freire bir Afrikaatasözünden alıntıyla “İnsan, insanla insandır” diyor. Çevirirsek düşman, düşmanla düşman; dost, dostla dost. Yani sen kendini ne olarak kuruyorsan karşındakini de öyle inşa ediyorsun. Çocukken oyunlar inşa eder, hayali dünyalar kurardık. Şimdi ise dünyamızı, tanımadan, görmeden; dışlama, düşmanlaştırma ve düşmanlaşma üstüne kuruyoruz.

Mevcut sistem içinde büyümek elbette herkesi kendine, dürtülerine, meraklarına, hayallerine ve duygularına yabancılaştırıyor. Çocukken sahip olduğumuz birçok duyguyu ve güdüyü unutuyor yerine bambaşka duygulanış, davranış ve düşünüş biçimleri ekliyoruz.

Acıma duygusu çocuklar için karışık bir duygu ve ben pedagog değilim ama kendi çocukluğumdan kibrit kutusuna koyup gömdüğümüz ölü böceklere özenli cenaze törenleri yaptığımızı hatırlıyorum.  Benzeri anısı olan başkaca çocuklar olduğunu biliyorum. Bu davranış biçiminden, yanı başımızdaki savaşta, sokakta günlerce kalan cenazeleri görmeyen vicdansızlığa giden uzun bir yabancılaşma olsa gerek değil mi? Bu, yarası öpüldüğünde iyileştiğine inanan çocukların, büyüdüklerinde başka çocukların örselenmesine hatta öldürülmesine göz yumar hale geldikleri, çıkmaz bir sokağa çıkan uzun bir yol.

Sokakta söylem üreten söz söyleyen yetişkin abilerin ablaların gözlerini ve yüz mimiklerini düşünün! Dünyanın her yerindeki yetişkinler nasıl da evrensellik sergiliyorlar ve benzeşiyorlar bu parıltısız ve donuk olma noktasında.

Nunila Lopez, Uyanış Öncesi Öyküleri’nde insanların çocukluklarını unuttukları için parıltılarını kaybettiklerini söylüyor ve çocukluklarını unutmuş yetişkinlere karşı bizi uyarıyor.

Parıltıyı kazanmanın ve çıkmaz sokaktan kurtulmanın yolu hatırlamak, çocukluğu ve çocuksuluğu. Hatırlamanın ise bildiğim en iyi aracı masallar. Ama öyle akademik bir nesne edasıyla veya popüler hobi tadında değil! Perilere, cücelere, canavarlara inanarak, heyecan, kaygı ve merakla sayfalarında kaybolarak yine yeniden masal okumak. Tıpkı bir zamanlar yaptığımız gibi. Tekrar hatırlamak o bilinmeyene karşı duyduğumuz merak duygusunu, şaşırmanın enerjisini… Tekrar düş kurmak ve düş kurmayı hatırlamak.  Hele dünyayı değiştirmek istiyorsanız ve barışsa düşünüz, öncelikli işiniz bu olmalı. Düş kurmayı unuttuğumuzdan değil midir tek düze paket program hayaller ve coşkusuz, öfkeli sloganlar.

Ve şaşırmak tekrar bir şeylere, bahara ve nergislerin ocak ayında açışına ya da karın yağışına. Nergislerin o kadar güzel kokması ve karın yağması örneğin, sadece belli koşullar sağlandığında mümkün olan doğal olaylar olabilir mi içinde mucize olmayan? Sahi en son ne zaman her şeyi bilmeyen ve bilme merakı duyan bir insanla karşılaştınız?

Tekrar hatırlamamız ve öğrenmemiz gereken çok şey var daha iyi bir dünya için, mutlu olmak ve bu dünyanın açtığı yaralarımızı ve yaraları sarmak için.

Walter Benjamin masalı insanlığın ve çocukların ilk hocası olarak tanımlıyor. Benjamin’e göre masal kabustan kurtulma denemesidir insanoğlunun. Masallar bu günde düş kurmanın, iyiyi yaratmanın ve kötülükle baş etmenin hocası olabilir. Masallar büyürken yitirdiğimiz, yabancılaştığımız, yerine sistem formatlı versiyonlarını koyduğumuz başka bir dünya düşünü tekrar bize hatırlatabilir.

Hem düş kurmak ciddi bir iştir ve düşlerle yaratılan dünya da elbette hakikidir. Ursula K. Le Guin’den bir alıntıyla anlatacak olursak Le Guin “fantazi elbette hakikidir. Olgulara dayanmaz, ama hakikidir. Çocuklar bilir bunu.” diyor. Ve ekliyor “bu yüzden yetişkinler fantaziden korkarlar çünkü fantazideki hakikatin, yaşamaya mecbur edildikleri ve kabullendikleri hayatın sahteliğine, kofluğuna, gereksizliğine, sıradanlığıyla yüzleştirmesini istemezler.”

Masallara, çocuklara, perilere ve mucizelere inanın! O zaman iyileştiğinizi ve inşa ettiğiniz dünyanın da daha güzel olduğunu göreceksiniz.

Masal kapılarınız her daim açık olsun!

Hatice Kapusuz

Daha fazla çocuk kitabı için: Evvel Zaman Kitaplığı

İnstagram: Evvel Zaman Kitaplığı

Yorum bırakın

Filed under masal

Masal Atölyesi

Bir atölyem olsa, olsa olsa masaldan olurdu. Ne eski zaman hikayesi ne modern zaman romanı. Ne trajedi ne dram. Siz bakmayın evvel zaman içinde diye başladığına, masal her devirde var olmanın, düş kurmanın aracı.  Masal gerçeği alaşağı etmenin mekanı. Ondan zamansız ve mekansız, istediğiniz zaman içine gireceğiniz, istediğiniz mekanda var edeceğiniz.

Bunlar da benim küçük yuvamı atölye eyleyip kendime yarattığım masal mekanında masalıma kattıklarım.

Masalınız ve düşleriniz bol olsun..

.11267303_10153018162423075_1136930010_n11289881_10153018217993075_2062355352_n

11251615_10153016191048075_628844377_n11256282_10153016189273075_1871297266_o11221848_10153013219783075_8019824629363306599_n

11180092_10152980748133075_955164354_n

11180157_10152995983528075_1817500594_n 11180199_10152975659443075_2118483187_n 
11258589_10153012316338075_246771982_n
11256541_10153008389633075_1957395193_n11255132_10153012310733075_1469691268_n (1)

Yorum bırakın

Filed under Zanaat

Keloğlan masalları….

Bir varmış bir yokmuş, tanrının kulu çokmuş, çok yemesi yok demesi pek günahmış  diye başlar bu coğrafyada masallar. Ve yaratıcısı olan toplumun hayallerini, umutlarını, mizah gücünü, kızgınlığını ve bir çok duygusunu dile getirir. Modern devletin terbiye edip bize sunduğu ürünlerin ötesinde sonsuz bir hazine saklıdır. Hele özüne sadık kalmayı dert edinmiş bir ustanın eli değdiyse ki, burada Pertev Boratav ve İlhan Başgöz’ü tekrar saygıyla anmak gerekir, eşsiz bir tat verir okuyana.Sadece keyif vermekle de kalmaz; topluma, yaşayış ve düşünüş biçimine dair ip uçları sunar. Hatta bugünkü çağrışımıyla sadece masal deyip geçilemeyecek kadar ciddi bir türdür.

Keloğlan masalları benim aralarında en sevdiklerimden ancak hali hazırda Keloğlan üzerine yazılan çizilenlerin pek tadı ve de aslı yok maalesef. Tüm ürünlerde (ki gerçekten ürün!) şaşkın, beceriksiz ama iyi niyetli bir oğlan çıkıyor karşımıza. Tüm görsellerde şaşkın hafif şapşal bir yüz betimleniyor. Oysa aslına baktığımızda kimi zaman kıvrak zekasıyla olaylardan sıyrılıveren, kah iyi, kah kötü, bazen kurnaz, zaman zaman uysal, kimi zaman sert  bir masal kahramanı Keloğlan.

Üstelik sadece Anadolu’ya has olmayan Rus, Batı Avrupa, İran , Kafkasya ve Orta Asya masallarında da var olan bir karakter. İlhan Başgöz’ün tespitiyle; yerleşik hayata geçen ve katmanlı toplumsal yapılarda ortaya çıkan bir masal kahramanı.

Elbette  masallarda böyle bir kahramanın oluşunun bir çok anlamı var. Öncelikle Keloğlan toplumun kendisiyle özdeşleştirdiği, kendisi gibi garip “Dünyada bir garip başı ile bir yırtık peşi var, başında poşusu kimseden korkusu yok” diye betimlediği bir oğlan. Satır aralarında toplumsal eleştirinin nasıl ince bir mizahla işlendiğini görmek mümkün Keloğlan masallarında. Yeri gelip bu Keloğlan memleketin alimini, rütbelisini, büyüğünü, bir keçi ve deveyle eş tutuveriyor. Akıllısı ve de kurnazı kendisi oluveriyor. Yeri geliyor kadıya kafa tutuyor, yeri geliyor padişah huzurunda alimlerin bilemediği sorulara bir bir cevap veriyor. Hatta padişah kızına talip olacak kadar da cesur, kaybedeceği bir şeyi olmayan bu oğlan.

Vel hasılı söylenecek çok söz olsa da keloğlan üzerine, heleşe hoş torbası boş… deyip Masallar üzerine epey kafa yormuş, onları büyük bir özenle derleyip bizlere ulaştırmış bir ustadan çok güzel bir Keloğlan masalı dinleyelim. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under devletlüler, halk dilinden (folklor)

Halk anlatısında yoksulluk*

Pir sultan abdal bu nasıl haldır
Yiğidi meydana getiren maldır
Fukaranın yüzü bir soğuk göldür
Soyunup da kimse girmiyor.
Pir Sultan Abdal

16. yüzyılda Pir Sultan Abdal’ın dilinden dökülen bu dizeler 21.yüzyılda derinleşen ve görmezden gelinen yoksulluk için hala geçerli. Devletin ve toplumun yoksulluk ve yoksullarla ilişkilenmesi ayni yardımlar, muhafazakârlık, mağdurluk ve hak edilmiş yoksulluk gibi eksenlerde devam ediyor. Yoksulluğu oluşturan yapısal sebepler gözden kaçırılıyor ve yoksulluğu öznelerinden dinlemek söz konusu olmuyor.
Bu süreçte toplumsal katmanların birbirlerini nasıl gördükleri; adaleti nasıl algıladıkları mevcut düzenin nasıl devam ettiğini anlamak için kritik bir soru. Bu sorunun cevabını arayacağımız yerse halk anlatıları. Burada adaletin ve adaletsizliğin, iktidar ilişkilerinin nasıl gerçekleştiğinden ziyade, halkın dilinden nasıl ifade edildiğine bakmayı tercih edeceğiz. Halk zengin ve yoksulu nasıl anlatır, yoksulluk söz konusuyken devleti ya da devletlüyü nasıl görür, nasıl ilişkilendirir, soruları eşliğinde çeşitli halk edebiyatı metinlerine göz atacağız. Okumaya devam et

1 Yorum

Filed under devletlüler, halk dilinden (folklor), yoksulluk

Yek hebû Yek tûnebû….Bir varmış Bir yokmuş

Yek hebû Yek tûnebû yani; “Bir varmış Bir yokmuş”… Masallarına aynı kelimelerle başlayan halkların yaşadığı ülkede günler tedirgin geçiyor. Birlikte yaşamın kolaylığına sırt dönmüş insanların dilinden kan ve savaş cümleleri damlıyor. Sürekli bölünme kaygıları hainlik suçlamaları, ölümler ve ölümler…

Birlikte var olmanın koşulları üzerine hayal kuramaz oluyoruz biz de zamanla. Ve bunun aslında bir çırpıda ve  kolayca nasıl var olabildiğini bir arkadaşım vasıtasıyla tekrar görebiliyorum. Söz konusu kapıyı açan Bolivya anayasası ise şöyle başlıyor;

“Evvel zaman içinde, dağlar yükseldi, ırmaklar yatağını buldu, göller oluştu. Amazon bölgemiz, Chaco’muz, platomuz, yaylalarımız, ovalarımız yeşilliklerle ve çiçeklerle kaplandı. Bu kutsal Toprak Ana’yı çeşitli yüzlerle donattık ve o günden bu yana, her şeyin çoğulluğunu ve varlık ve kültürler olarak çeşitliliğimizi taşıyoruz. Halklarımız böylece mutluluk içindeydi ve uğursuz sömürgecilik günlerine dek ırkçılığı asla bilmedik.”  Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under denişik şeyler, halk dilinden (folklor)