Bir Çarpık İlişki: Çocuksuz Hava Sahası ve Çocukların Kent Hakkı

Türkiye çocuklarla belki de en karmaşık ve çelişkili ilişkiye sahip ülkelerden biri. İstismarcı için idam talep eden, çocuklara yönelik suçlarda linç kampanyası yürüten, “Çocuklar geleceğimizdir” söylemini elden bırakmayan toplum, bütçede kaynak tahsisinden, kent planına kadar çocukları yok sayan bir bugün inşa ediyor. Hatta çocukların bir bütün olarak sessiz kalmasını istiyor. Son dönemde yürütülen çocuksuz mekân tartışmaları bu çelişkili yaklaşımı bir kez daha gün yüzüne çıkardı. Çocuklar bir yandan “geleceğimiz” ama toplumun önemli bir kısmı o gün gelene kadar çocuklar ortalarda dolanıp sorun çıkarmasın istiyor.

Çocukla kurulan her ilişki onun sadece geleceğine odaklı ve çocuğu bir yatırım aracı olarak görüyor. Çocuk; ‘çocuk’ olarak bugünkü varlığıyla kabul gören ve ihtiyaçları karşılanan bir varlık/özne olamıyor. Çocuk yarın olması gereken bir yetişkin olarak değerli görülüyor ve yatırım yapılması gereken bir nesne olabiliyor sadece. Maalesef bu yaklaşım her düşünceden pek çok insan tarafından paylaşılıyor. Çünkü içinde bulunduğumuz zaman için çocuğun gelişimsel ihtiyacını ve hakkını sorgulamayan ve gözetmeyen her yaklaşım gelecek odaklı yaklaşmaya meyilli.

Mevcut düzende gündelik hayat çocuklar yokmuşçasına planlanıyor. Bizzat çocuklar için inşa edilen okulları düşünelim. Hem öğrenme, hem hareket için oyun ihtiyacının en yüksek olduğu bir gelişim dönemi için inşa edilen okullar asfalt veya betonla kaplı. Çocukların bir sırada 8 saat hareketsiz oturması bekleniyor. Aksi hareketler yaramazlık, uyumsuzluk veya hiperaktivite olarak niteleniyor.  Oysa sorun diye işaret edilen çoğu davranış çocukların hareket ve ifade ihtiyacının yok sayılması ile yakından ilişkili. Okulların mekânsal tasarımı çocukların sıklıkla yaralanmasına ve hatta bazen yaşamlarını kaybetmelerine neden oluyor. Gündem Çocuk tarafından hazırlanan Yaşam Hakkı İhlalleri raporları her yıl 20 kadar çocuğun okulda önlenebilir sebeplerle hayatlarını kaybettiklerini gösteriyordu. Bahçesinden, merdivenine, tuvaletinden, dersliklere, bahçe kapılarından, servis hareketlerine kadar okullar sanki orayı çocuklar kullanmıyormuş gibi dizayn ediliyor. Bir duvarı renklendirmenin çocuklar için yeterli olduğunu sanan bir yetişkin aklı okulları çocuklar için düzenliyor ve yönetiyor.

Kentler bir çocuğun bağımsız hareket etmesine olanak vermiyor. Araba temelli ulaşım, devasa yollar, karmaşık toplu taşıma sistemleri asla çocuk dostu değil ve çocukları yetişkinlere bağımlı kılıyor. Bunun bir sonucu olarak bir çocuğun 3-4 yaşından sonraki hayatı okul, kurs, etüt, ödev ve uyku sarmalında dönüyor. Rutinler çocuğun sosyalleşme, boş vakit geçirme, akranlarıyla serbest zaman geçirme gibi bugününe ait olan ihtiyaçlarına cevap vermiyor. Ayrıca bir çocuğun tek başına toplu taşıma aracını kullanmasına izin vermeyen toplu taşıma sistemleri çocukları yetişkinlere ve çoğunlukla annelerine bağımlı kılıyor. Bu bağımlılık karşılıklı özerk zamanı imkânsız kılarken, çocukların kamusal alan kullanımını da kısıtlıyor. 

90’larda serbest zaman mekânlarımız olan sokakların ve oyun alanlarının TOKİ’ci kentselleşmeyle tamamen yok edilmesi, çocuklar için ücretsiz erişilebilir sosyalleşmeyi de ortadan kaldırdı. İki salıncak bir kaydırak parklar ise kolaya kaçılmış oyun alanları olarak giderek azalıyor. Bu yüzden çocuklar bakım verenlere her gün daha fazla muhtaç duruma geliyorlar. Sokakta akranlarla geçirilen serbest zamanı yetişkinler ikame etmek zorundalar ki, burada bakım verenlerin çoğunlukla kadınlar olduğunu biliyoruz. Bakım verenin cinsiyetinden bağımsız olarak bakım verenin işlevi ve çocuğun akranlarının işlevi birbirlerinden farklıdır ve birbirlerinin ikamesi olamazlar. Sosyoekonomik koşullar bazı çocukları paketli gıda halinde o kurstan bu kursa koştururken, bazılarını hanelerde annelerle baş başa bırakıyor. Ev içi iş yükü ile birlikte bu durumun hem kadınlar hem de çocuklar açısından yarattığı zorluklar tahmin edilebilir. Bakım verenin oyun arkadaşı, ders destekçisi, gıda sağlayan vb. her şey olmasının beklendiği bir pratik bu. Oyun alanı olarak hanelerde ortaya çıkan yaralanma ve bazen yaşam kaybı ile sonuçlanan ev kazaları, güvenli ve ücretsiz kamusal oyun alanlarının ne denli önemli olduğunu daha görünür kılıyor. 

Kadın ve çocukların hanelere tıkıldığı bu durum, kamu idaresinin bakım hizmetlerine dair yükümlülüğünü yerine getirmemesine işaret ederken, aynı zamanda çocukla yetişkin arasında özerk ve özgür olması zor, zorunlu ve yüklü bir ilişki kuruyor. Tükenmiş anneler ve zorlu davranış sergileyen çocuklar, hanelere kapatılmış hayatların, dar alana binen yüklerin ve ihtiyaçların bir sonucu. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini besleyen, çocuklar için güvenli kamusal alan yaratmayan, ücretsiz kreş imkânı sağlamayan kamu idaresinin politikaları ise burada baş sorumlu elbette. 

Bir diğer tarafta da yetişkinlerin sosyalleştiği alanları düşünelim: kitapçılar, kafeler, lokantalar, alışveriş merkezleri… Masa boyu, koltuk tercihi, mekânda alan tasarımı küçük çocuklar için asla uygun değil. Çocukların kullanabileceği alan, materyal ve çocuklara uygun mobilya bulunmaz bu mekânlarda. Çocukların oyalanabilecekleri, zaman geçirebilecekleri kitap, oyuncak, resim malzemesi gibi araçların olmadığı bu mekânlarda bebek mama sandalyelerinin bulunması bunun tek istisnası sanırım. Bu dizayn orayı kullanan çocukların mekânda zorlanmalarını, ebeveynlerin buna cevap verememelerini ve günün sonunda o mekânların çocuklarla kullanılamamasını getiriyor. Çocuğa özgü hiçbir şeyin olmadığı bir mekânda çocukların bir süs bitkisi gibi durmasını beklerseniz sonuç herkes için hüsran olur. Bu aynı zamanda örneğin bekâr veya yalnız bir annenin çocuğuyla bir mekâna gidip bir kahve içememesi, zaman geçirememesi gibi sonuçları da beraberinde getiriyor elbette. 

Çocuklara uygun olmayan mekânlar, bakım verenlerin de sosyalleşme ihtiyacını ve kent hakkını gasp etmiş oluyor. Bu da insanları gittikçe daha çok AVM’lere mahkûm ediyor. Çocukların bakım verenlerle gidebileceği yegâne alanlar vestiyere bırakılan eşya muamelesi gördükleri AVM’ler oluyor ki bu mekânların çocukların gelişimsel özelliklerine uygun olmadığını tahmin etmek zor olmasa gerek. Çocukların ihtiyacı kapalı, gürültülü bir mekânda plastik ve renkli malzemelerle zaman geçirmek değil elbette. Açık alanlar, doğayla tanışmayı mümkün kılan geziler, güvenli oyun alanları ve akranlarla serbest, doğaçlama zaman geçirmek her çocuğun hakkı ve gelişimsel ihtiyacı. 

Sokakların ve mekânların çocuklar için uygun olmadığı, okulların bile çocukların ihtiyaçlarının hesaba katılarak inşa edilmediği bir toplumsal yaşamda çocuklara “geleceğimiz” derken ne oranda hakiki olabiliriz? Çocukların hiçbir ihtiyacına cevap vermezken, onlardan bize sessiz, uslu eşlikçiler olmalarını bekleyebilir miyiz? Elbette buraya çocuklara sonsuz bir konfor ve kolaylık sağlamayı, her talep ettiklerini sağlamayı kastetmiyorum. İhtiyaç ve talep çocuklar söz konusu olduğunda çok farklı olmalarına rağmen birbirine karıştırılan iki kavram. Çocukların yetişkin rehberliğine ve sağlıklı sınırlara da ihtiyaçları var. Yine rehberlik etmenin ve yönlendirmenin farklı şeyler olduğu notunu da düşelim.

Her şeyin yetişkinlere göre dizayn edildiği bir dünyada çocuklara sadece uyum sağlama rolü düşüyor. Doğal olarak da çocuklar bu dünyaya uyum sağlayamıyor. Sınava yetişemediği için intihar eden 13 yaşındaki çocuğun çaresizliğinde bu kentlerin, çocukları oyundan, akranlarından, doğadan ayıran mekânların onlara sınavlar dışında hayat tanımayan bu yetişkin dünyanın suçu yok mu? Antidepresan kullanımının 10-12 yaşlara kadar inmesinin sebebi yarattığımız dünyaya çocukların uyum sağlama zorlukları değil mi? “Terbiye verilmemiş” çocuklar belki de bu “uyumsuz davranışları” ile onları gözeten, onların ihtiyacını gören yeni bir anlayış ihtiyacını ifade ediyorlar. Çocukların yaşadıklarına bir de buradan bakma zorunluluğumuz ile birlikte, daha iyi bir yaşam talep ederken, bu talebi çocuklar lehine de genişletmemiz de bir zorunluluk. Bu bakış açısı olmaksızın beton ve asfalt kentlere karşı yürütülecek kolektif ve örgütlü mücadelenin oldukça eksik olacağını da hatırlamamız gerekiyor.

Yazı: El Yazmaları’nda yayınlanmıştır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s