Çocuklar için kitap seçmek, sandığımızdan daha karmaşık, daha incelikli bir meseledir. Bu konuda hazırlanmış sayısız liste, rehber, yazı var: “Değer kazandıran”, “öğretici”, “uygun” kitaplar… Çoğunda kazanımlar, verilmek istenen mesajlar, öğretilmesi beklenen doğrular sıralanıyor. Ama tüm bu listeler, çocuk için kitap seçmenin oldukça yetişkin odaklı biçimleri. Çünkü çoğu, çocuğa bir şey öğretme arzusunun yetişkin gözünden bakıyor; çocuğu öğrenmesi gereken bir nesneye dönüştürüyor. Oysa çocukların, yalnızca öğrenen değil, aynı zamanda keşfeden, düş kuran, merak eden, anlamlandıran özneler olarak da edebiyat dünyasında yer bulabilirler
Çocuklar için kitap seçme konusunda merkeze yetişkin gözünü değil de bir okuyucu olarak çocuğu, çocuğun özneliğini, merakını ve ihtiyaçlarını koyduğumuzda listelerimiz değişecektir. Çocukları “edilgen nesneler” değil, potansiyelleri olan, anlam yaratan, meraklı özerk özneler olarak görmeye başladığımızda bir okuyucu olarak çocuklara saygı duymaya başlarız ve kitap seçme meselesi de bambaşka bir boyut kazanır. Edebiyat, tıpkı yaşam gibi, bir keşif alanıdır, bir yolculuktur. Yetişkinler için olduğu kadar çocuklar için de kitaplar, dünyayı tanımanın, ilişkileri kavramanın, başkalarının hikâyeleriyle kendi benliğini sınamanın bir yoludur. Edebiyat aynı zamanda oyunla, düşle, neşeyle ilgilidir. Bir kitabın içine girmek; kahramanlarla birlikte yürümek, bazen onlarla ağlamak, bazen birlikte kahkaha atmak demektir. Nasıl ki biz yetişkinler bir romanı sadece “öğrenmek” için değil, bazen yaşamdan kopmak, bazen farklı yollarda yürümek için okuruz, çocukların da benzer bir ihtiyaçla kitaplara yöneldiğini ve buna ihtiyaç duyduklarını fark etmemiz gerekir.
Ne var ki, kitaplara yalnızca “mesaj taşıyıcı” gözle bakan yetişkin dünyası, bu deneyimi daraltır. “Doğru”yu öğretme gayretiyle hazırlanan, “kazanım” listelerine göre yazılmış ya da okutulan kitaplar, çocukların edebiyatla kurduğu o büyülü bağı bozar. Çocuğu kitap karşısında edilgen bir öğrenciye, kitabı da bir her şeyi bilen öğretmene dönüştürür. Merakın yerini korku, keşfin yerini didaktik cümleler alır. Bu yaklaşım, çocuğu her daim biçim verilmesi gereken bir ham madde olarak gören yetişkin dünyasının en belirgin yansımalarından biridir.
Oysa çocuk, kitaplar serüvenci bir kahraman gibi kitabın içine dalabilir. Bir hikâyenin içinde kendi yankısını bulabilir, bir kahramanla özdeşleşerek kendi cesaretini deneyimleyebilir. Belki de asıl öğrenme, tam da bu yolculuklarda saklıdır. Ama biz çoğu kez, “öğretsin” diye seçtiğimiz kitaplarla çocuğun o kıvılcımını, o merakını söndürürüz.
E. F. Darton şöyle diyor:
“Çocuk kitapları, eğitim ile eğlencenin, kısıtlama ile özgürlüğün, tereddütlü ahlak dersleri ile kendiliğinden gelen mutluluğun çarpıştığı bir savaş meydanıdır.”
Çocuk edebiyatına yaklaşımımız, bizi bu savaş meydanında bir yere konumlandırır: Acaba biz çocuklara yalnızca “doğruyu” öğretmeye mi çalışıyoruz, yoksa onlara dünyayı keşfetmenin, düş kurmanın, özgürce düşünmenin mutluluğunu mu sunuyoruz? Bu soruya verdiğimiz yanıt, çocukların okuma deneyimini üzerinde oldukça etkiye sahip. Çünkü didaktik, kuralcı ve kısıtlayıcı kitaplar, çoğu çocuğu okuma keyfinden uzaklaştırır. “Doğru budur, yanlış budur; kurallara uymazsan, annenin sözünü dinelemezsen başına kötü şeyler gelir” diyen metinler, ahlak dersi verirken merakı, neşeyi, hayal gücünü bastırır. Böylece çocuk edebiyatı, özgürleşmenin değil, itaatin ve suskunlaştırmanın aracına dönüşür.
Peki o zaman çocuklar için kitap seçerken neyi referans alacağız?
Öncelikle merak. Çocuğu kendi hikayesine, kendi yolculuğuna davet eden, onun merakını besleyen kitaplara yer açmak benim listemde ilk başta geliyor. Ardından çocuklara katı mesajlar vermek yerine, çocuklara yorumlama, sorunları ve çatışmaları aşma yönünde deneyim olanağı sunan kitaplar geliyor. Bir diğer ölçüt ise, çocuklara “kusursuz” dünyalar sunma ısrarına mesafeli durmak. Çocuklara sunulmak istenen çelişkisiz, şiddetsiz, çatışmasız tüm olumsuz öğelerden arındırılmış kitaplar yerine aslında kitapları bu çatışmalarla ve çelişkilerle karşılaşmanın bir mecrası olarak görmek. Diğer bir deyişle, amacımız çocuklara çelişkisiz, çatışmasız dünyaları kitaplar içinde sunmak değil. Aksine bu çelişkilerle ya da çatışmalarla kurgu bir alanda karşılaşmalarını ve onları aşmaya dair beceri, düşünme, kavrayış gelişmelerine olanak açmak.
Bizler, kitapların çocuklara yalnızca bilgi değil, umut, düş, oyun, anlam ve neşe taşıdığı o kadim hikâye geleneğine yeniden dönebiliriz. Çünkü evvel zaman içinde, kitaplar öğretmek için değil, büyülemek için anlatılır. Büyülü alanda ejderhaları yenebileceğini keşfeden çocukların, gerçek dünyadaki “ejderhaları” da yenebilme cesareti taşıyacağına inanıyorum.
