Türkiye’de yok olan çocukluk*

Neil Postman “Çocukluğun Yok Oluşu” isimli kitabında Rönesans döneminin bir icadı olarak tanımladığı çocukluğun, moda ve medya sektöründeki imajlarla tekrar nasıl yok olduğunu anlatır. Kitabı yazdığı 1982 yılı ise Türkiye için halen çocuk kategorisinin kısmen belli alanlarda güçlü olduğu bir dönemdir.
Günümüzde ise Koton reklamlarındaki “tarzı olan çocuklar”dan “taş atan çocuklar”a kadar çocukluk bir kategori olmaktan çıkmış durumda. Yani gelişiminin özgün bir döneminde olması bakımından farklı ihtiyaç ve özelliklere sahip bireyler olmanın çok ötesindeler. Mevcut politika ve düzenlemeler, ekonomik düzlem ve geleneksel öğelerden oluştan toplumsal yapı Türkiye’nin dört bir yanındaki çocuklar için çocuk olmayı olanaksız kılıyor. Yetişkinlerin yaşaması gereken neşe, ızdırap ve çile çocuklara da düşüyor. Sağlıklı gelişimi güvence altına alınması gereken, temel eğitim ve sağlık başta olmak üzere hizmetlere ulaşması devlet tarafından sağlanması gereken çocuklar birçok tehdit ve tehlike altında yaşıyorlar Türkiye’de.

Tarlabaşı Toplum Merkezi’ndeki çocukların bir çalışması 

Türkiye çocuk yaşta evlilikler bakımından Avrupa’da ikinci durumda. Erken yaşta evlilik istismar, şiddet, istihdam dışı kalma, güvencesizleşme, sağlık hizmetlerine erişememe, erkek yaşta hamilelik ve düşük gibi birçok hak ihlalini birlikte getiriyor.

Türkiye’de her 5 çocuktan biri istismar mağduru, yine her 8 çocuktan biri ensest mağduru (UNFPA Ensest Raporu). Ensest çocukların hayatında geri döndürülemez travmalara yol açmakla birlikte, şiddet eğilimi gibi sonuçlara da sebep oluyor. Ensest her kültür ve gelir düzeyinde ortaya çıkabiliyor. Mağdurlar her yaşta kız ve erkek çocuklar.
Önemi artan sorun alanlarından biri ise çocuk işçilik. 2012 TUİK verilerine göre Türkiye’de ev içi emek haricinde 900 binden fazla çocuk işçi var. Yeni düzenlemeler ve özellikle eğitim sisteminde 4+4+4 sisteminin çocuk işçiliğinde artışa sebep olduğunu biliyoruz. Durumun en vahametli kısmı iş cinayetlerinde ortaya çıkıyor. İSİG verilerine göre iş cinayetlerinde hayatını kaybedenlerin %5i çocuk.
Yukarıdaki sorun alanlarının sonuçlarından biri olarak 2013 yılında en az 633 çocuk hayatını kaybetti (Gündem Çocuk Yaşam: Hakkı İhlalleri Raporu). Önlenebilir sebeplerden hayatını kaybeden çocukların listesinde intihardan, iş cinayetlerine, sağlık hizmetlerinden, savaşa kadar çok geniş bir yelpazede çocukların yaşamlarını koruyamadığımız ortaya çıkıyor. Koruma sorumluluğunun en önemli aktörü olan devletin ise zaman zaman ihmalle, zaman zaman da bilfiil bu ölümlerin sebebi olduğunu görüyoruz.
Bunun en vahim örneklerini toplumsal gösterilere polis müdahalesinde ve cezaevlerindeki uygulamalarda görüyoruz.Toplumsal olaylara ve gösterilere müdahale esnasında ortamda çocukların varlığının göz ardı edilmesi çocuk ölüm, yaralanma, gözaltı ve kötü muamele örneklerini arttırıyor. Cezaevindeki çocuklar Çocuk Hakları Sözleşmesinin gereklerine rağmen yetişkin ceza infaz sistemine maruz bırakılıyorlar. Bu çocuklar ceza infaz kurumlarında taciz, darp, işkence, istismar gibi birçok kötü muameleyle karşılaşıyorlar.
Devletin sorunları çözme noktasında aldığı önlemler ise yetersiz kalıyor ve zaman zaman önlem yerine cezalandırma sonuçları doğuruyor. Yakın zamanda uygulamaya sokulan toplumsal olay ve gösterilere katılan çocukların ailelerine para cezası kesilmesine dair düzenleme bu kötü örneklerden biri. Sebeplere bakmadan sorunu çözmeye çalışmak alışılmış bir devletlü yöntemi. Ancak her yanlış yöntem daha fazla sorun doğuruyor maalesef.
Yine aile ve devlet kıskacında anadil – zorunlu din eğitimi – kıyafet yönetmeliği gibi alanlarda hak ihlaline uğrayan birçok çocuk olduğunun altını çizmek gerekiyor.
Korunaklı alanlarda iyi bir eğitim ve yaşam standartlarına ulaşma şansını bulan çocukların ise moda ve medya unsurlarıyla küçük yetişkinler gibi düşünüp hareket etmeye zorlandıklarını görebiliriz.
Sonuç olarak, öncelikle Türkiye’de çocukların özgün ihtiyaçlarıyla, hak özneleri olarak tanımlanması gerekiyor. Çocukların temel ihtiyaçlarına dönük önlemlerin alınması, çocuk hak ihlallerine karşı cezasızlığın önüne geçilmesi ilk elden yapılması gerekenler. En son, belki de en önemli mesele ise elbette barışın kendisi, Türkiye’nin her yerindeki çocuklar 30 yıldır bir savaş dili ve pratikleri içinde büyüyüp var oldular. Çocukluğu ve çocukları var etmek için en temel sorumluluk elbette barış dili ve atmosferini etkin ve egemen kılmak. Bu yetişkinlerin çocuklara bu ülkedeki en önemli sorumluluklarından biri.
* Yazı daha önce KAOS-GL web sayfasında yayınlanmıştır.
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: