Düş-üş

Gerçeklik tutunamadığım bir daldı.
Yahut o dal güvenli kıyıların erişilemez umuduydu.

Ben düştüm.
Karanlık bir kuyu boyunca düştüm.

Düşerken kuyunun duvarlarında çiçekler düşledim.
Karanlıkta parlayan çiçekler…
Unutma beni,
Papatya ve
Mine…
Kuyudan çıkan renkli kuşlar.
Mavi, yeşil, kavuniçi…

Kuyunun dibinde bir düşe yattım.
Karanlığı ve soğuğu yalnız düşler boğarmış.
Erken öğrenmişim!
Herhalde düşerken öğrendim.

Bir düş…
Düşümde kuşlarla çıkmışız bir düzlüğe,
Peşine düşmüşüz akasya ballarının.

Kuyunun karanlığından, aydınlığa bir kanat çırpışı…
Öğrenmem gerekiyor uçmayı.
Diğer öğrendiklerim gibi…

Cinsiyetçi Duvarda Çatlaklar Yaratmak

Bir çocuk sonsuz olanak ve ihtimal ile dünyaya gelir. Gelişim süreci boyunca merakla dünyaya bakar ve onu anlamaya dair sorular yöneltir. Yetişkinler bu soruları çoğunlukla miras aldıkları ve içine doğdukları dünyanın olanakları çerçevesinde cevaplar. İnsanı diğer canlılardan ayrı kılan nesneye isim verme olanağıdır. Bu olanak veya kapasite, dünyayı biçimlendiren temel güçtür. Bu gücün dünyayı nasıl gördüğünün ve biçimlendirdiğinni insanlık tarihi boyunca toplumsal yapılar ve ideolojilerce değiştiğini biliyoruz. Tarihteki önemli kırılmalardan biri tanrıçaların yerlerini erkek tanrılara bırakması oldu. O andan sonra insanlar bu olanağı erkeklerden, “erk”ten yana kullanmaya başladılar.  Okumaya devam et “Cinsiyetçi Duvarda Çatlaklar Yaratmak”

Ursula, Çocuklar ve Ejderhalar

Belki de son yüzyılın en iyi siyaset bilimci ve sosyoloğuydu Ursula K. Le Guin. Gücü, iktidarı, bilgiyi, cinsiyet ilişkilerini, savaşları büyüyle harmanladı, ejderhalarla havalandırdı ve satırlara döktü. Hakikati anlatmanın incelikli yollarından götürdü okuyucularını. Neyse ki Ursula küçük okuyucuları da ihmal etmedi. Ama öyle ünlü yazar çocuk kitapları da yazıyor gibi değildi onun çocuklar için yazdıkları. O zaten çocuklukta var olan ve yetişkinlikte kaybolan sihrin peşindeydi.

Şimdinin yaygın, herkesçe ulaşılabilir çocuk kitapları oldukça köşeli sayılır. Çocukları geleceğe hazırlama iddiasındaki bu kitaplar çoğunlukla çocukluk ışıltılarını, düşlerini kaybetmiş yetişkinlerince yazılmıştır. Böyle marş eşliğinde uygun adım yürüyüş tadında çok kitap dolduruyor rafları. Oysaki Ursula yetişkinlere yazarken de çocuklardan, çocukluktan ilham almayı ihmal etmiyordu. Okumaya devam et “Ursula, Çocuklar ve Ejderhalar”

İhmal Amca’nın ‘ahh’ı ve kardeş masallar

İhmal Amca’yı okurken çocuklara duyduğu sevgiyi ve şefkati hissediyorsunuz. Kitaplarda Anadolu Masalları’nın ritmini, Keloğlan masallarının tadını alıyorsunuz. Dil su gibi akıyor, her cümle bir sonrakinin peşine takılıp akıp gidiyor.

1915’in yıl dönümünün hemen ardından Ermeni masallarından, çocuk kitaplarından bahsetmek ne zor. Birçok duygu üşüşüyor insanın zihnine ve yüreğine. Ekim ayının başlarında ilk kez Gaziantep’e gittiğimde hissettiğim duygu gibi… Antep, katliamlardan sonra için için küstüğüm şehir. Hele 10 Ekim Katliamı’nın 2. yılı yaklaşırken, katliamcının gezdiği sokaklarda olmak öyle zordu ki. O beyaz arabanın Ankara’ya doğru yol aldığı yollarda olmak, kalpte sıkışma, midede kramp… Ama bir hakikatten bir de acıdan kaçış yok. Kentin her yanını saran Ermeni mimarisiyle karşılaşınca tekrar duvara çarptığımı hissetmiştim. Sanki yaşadığımız acı, yüzleşmediklerimizin acısıydı. Ermenilerin ahı, duvarlara sinmiş, iç içe geçmiş acıların ve tanıklıkların sonucuydu. Kim bilir… Okumaya devam et “İhmal Amca’nın ‘ahh’ı ve kardeş masallar”

Çocuk tecavüzleri: Münferit mi yoksa kolektif suç mu?

Çocuklar belki de hiç olmadıkları kadar tehdit altındalar Türkiye’de. Kadına karşı şiddetin yeni bir boyutu olarak ortaya çıkan, ayrılık sürecindeki çocuk cinayetlerini, son günlerde üst üste gelen çocuk taciz ve tecavüz haberleri takip etti. Bu konuyu birkaç soru eşliğinde birlikte düşünelim istiyorum. Zira bu toplumda ensest ve çocuk istismarı oldukça yüksek olmakla birlikte yeni dönemde ciddi bir artış söz konusu. Bununla birlikte zanlı profili, toplumun verdiği tepkiler, toplumsal değerler ve bunu teşvik eder nitelikteki politikalar birlikte değerlendirilmeyi gerekli kılıyor.

Üst üste çocuk tecavüz haberlerinin gelmesi toplumu yeniden bu konuda alarma geçirdi. Mağdurlar henüz 3-4 yaşındaki çocuklar. Toplum alabildiğine öfkeli. Bu tecavüz vakalarında yakalanan zanlılar linç edilmeye çalışıldı. Haberlerin ardından ise idam talebi tekrar ortaya çıktı. Toplumun adaletin sağlandığına inanması için suçlular öldürülmeliydi! İlk sorum toplumun tepkisine yönelik; linç edenler veya suçluyu cezaevinde infaz edenler hangi adaleti sağlıyorlar? Neden adalet sistemine güvenmiyorlar? Cezaevinde infaza neden göz yumuluyor? Soru genel; zira benzeri birçok örnekte süreç aynı şekilde gelişti. İkinci sorum ise idam talebine yönelik; bu konuda hassas ve kati bir cezayı arzu eden bu toplumda taciz, tecavüz, ensest, evlilik içi tecavüz nasıl bu kadar yaygın olabiliyor? Özetle idam isteyenler ne kadar samimi veya tutarlı? Okumaya devam et “Çocuk tecavüzleri: Münferit mi yoksa kolektif suç mu?”

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: