İçinden barış ve yaşam geçmeyen hikayeler*

“Eğer insanların her gün duyduğu hikayeleri değiştirebilirsek dünyayı da değiştirebiliriz” demiş Judith Liberman, ne güzel demiş.

Sahi bize hangi hikayeleri anlattılar da biz ölenin kimliğine bakmadan üzülmeyi ve acıyı paylaşmayı bu denli bilmez olduk. Nefreti, şiddeti, öldürme arzusunu, insan olmaya ve insanca yaşamaya tercih eder olduk.

Biz bugün öldürülen insanın ardından “ölende mi öldürende mi?” sorusunu soran,

Hayatı boyunca önce Kürtlerin aslında olmadığına inanan,  olduğuna inandığında aslında bir dilleri falan olmadığını düşünen,

Romanların 72,5 milletin buçuğu olduğunu düşünen insanlardan oluşan bir toplumuz.

Biz tecavüzde kıyafet sorgulayan, çocuk istismarında rıza arayan bir toplumuz.

Hiçbir darbeyle yüzleşmemişiz,

Bir sürü işkenceci hiçbir ceza almadan hayatlarına devam etmiş,

90larda cinayet işleyen, kulak kesen, işkence ve tecavüz eden, emir veren bir sürü asker, polis baba olmuş, eş olmuş, damat olmuş, kardeş olmuş… “Saygın” insanlar olmuş, TV’lerde yorumcu olmuş.

Ey ahali insanlara eziyet etmiş, infaz etmiş, işkence etmiş, tecavüz etmiş birileri var aramızda.

Düşünün 90’larda asit kuyularında insan yok edenler evlerine döndüler! Düşünün 80’ler işkence tezgahlarında insan öldürenler işkence emri verenler evlerine döndüler.  Bu insanları çocuklarını severken, sevgililerini öperken düşünün. Suçları bir düşmana, daha “az insan” olana karşı işlendikleri için yok hükmünde.

Belli ki bize içinden eşitlik geçen hikayeler anlatılmıyor. Bizim hikayelerimiz hep tek renkli. Bir ülkede farklı ırktan ve dinden insanların olması birçok insan için gerçek hayatta sürpriz niteliğinde. Bize vatanın kutsal olduğu öğretilirken, insan yaşamının da kutsal olma ihtimali, önemli olabileceği söylenmiyor. Bize devletin selameti için keyfince insan öldürebileceği öğretiliyor. Sonrası malum Roboski’de öldürülenlerin ardından ama kaçakçılarmış deyiveriyor birileri. Beriki ölen katırlar için üzülüp köylüleri yok sayacak kadar zalim oluveriyor.

İnsan olarak görmediklerimiz, linç etmeye kalktıklarımız, kapı komşumuz, sıra arkadaşımız, iş arkadaşımız, mahalledeki bakkalımız, yahut hiç tanımadığımız birinin kardeşi, sevdiği, yavrusu. Ha bir de kız alıp vermişiz. Bunu atlamamak lazım zira tek dayanağımız o. Günümüzde bir kayınçoluk bir bacanaklık durumu olmadan birine değer vermek zor!

Bir yandan durup yılmadan başka bir hikaye anlatmaya çalışıyoruz insanlığa dair. Ama hal böyleyken de memlekette evrensel değerlerden bahsetmenin bir anlamı kalmıyor çoğu zaman. Evrensel insanlıktan, insani değerlerden ve haklardan. Yaşama hakkından, savaş suçlarından…

Bunların hepsi karşınızdaki ile denklik ilişkisi kurmaya dayanıyor, oysa bu ülkenin sorunu tam da bu. Düşman olanın insan olarak varlığının değersizleştirilmesi. Düşmanlaştırma, değersizleştirme bir asimetri yaratıyor. Bizim çocuğumuz bir taneyken, korunasıyken, onların çok çocuğu olduğundan çocuklarına üzülmediğini düşünüyoruz. Bizim anneliğiniz kutsalken, onların çocuklarının arkasına sığındığını düşünüyoruz. Bizim çocuğumuz şehitken, onlarınki zaten “sünnetsiz” oluyor. Bizim şehidimiz daha evlenecek, baba olacakken; berikinin etkisiz hale getirildiğine, hayali, sevdiği olmadığına inanıyoruz.

Malum hepimizin kökü Afrika’ya dayanıyor. Bir Afrika atasözü “İnsan insanla insandır” diyor. Yani karşındaki insan kadar insansın. Onda eksilttiğim her şey beni de eksiltir. Yani  değersizleştirdiğim, zulme uğratılan her “düşman” bizi de insanlığımızdan eder, ediyor. Değersizleştirilen her çocuk ölümü bizi, kendi çocuklarımızı sevemez kılıyor.

Daha bir sevgili elini tutmamış gençleri işkenceden geçiren insanlar sevgilinin elinin sıcaklığını, sabah fırından alınan ekmeğin sıcak buğusunu, bir çocuk gülüşünü, sabah serinliğini sevebilirler mi. Dostla içilen çayın huzurunu. Huzurlu uykunun ferahlığını.  Türkiye en mutsuz 3. ülkeymiş. Şaşırtıcı mı? Neyse ki o kadar ölümle zulümle bir de mutlu değilmişiz diye teselli buluyor insan.

Emin olun öyle olsun böyle olsun en azılı düşmanın olsun kimseyi öldüremezsin, kimseye zulüm edemezsin diyebilene kadar, çocuklarımıza içinden yaşam geçen hikayeler anlatana kadar da mutlu olamayacağız ülke olarak.

*Yazı Kaos- GL web sayfasında yayınlanmıştır. http://kaosgl.org/sayfa.php?id=20256

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: