2015 seçimlerinin ardından: Demokrasinin “temsili” hali!*

Değeri kendinden menkul demokrasimiz bozuk saat misali sadece günde 2 defa doğruyu gösterdiğinden geri kalan 22 saat ne zaman ne olacağını bilmez bir halde yaşıyoruz. İş bu seçimler olunca da durum değişmedi. Literatüründe “sopalı seçimler” olan Türkiye geleneğini bozmayarak alabildiğine gergin ve şiddet dozu yüksek bir seçim dönemi geçirdi. İHD verilerine göre seçim süreci başladıktan sonra 200’e yakın saldırı oldu, 5 kişi hayatını kaybetti, yüzlerce insan yaralandı, darp edildi ve gözaltına alındı. Yaygın bir nefret söylemi, hedef gösterme ve her tür şiddet türevi gerek miting meydanlarının gerekse seçim sürecinin en göze çarpan özelliği oldu.
Seçim sonuçları ise seçim öncesi yüksek gerilime oranla toplum ve siyasetçiler açısından olumlu mesajlar içeriyor.

Öncelikle parlamentonun tek kutuplu bir güç asimetrisinden, dengeli bir güç dağılımına sahip olacağını tespit etmek gerekiyor. Son on yıla damgasını vuran güçler ayrılığı ilkesinin de sarsılmasıyla tek elde toplanan güç yoğunlaşmasına seçimlerin bir dur işareti yaptığı aşikar. Zira denge, temsili demokrasin bir  tiranlığına dönmesi karşısındaki tek güvence.
Bu dengeyi ve mesajı siyasi partilerin nasıl okuyacağı, nasıl kullanacağı ve neye dönüştüreceği henüz muallâk. Zira yürütülen tartışmalardan müzakere etme ve denge gözetme yeteneğinin geçtiğimiz 13 yılda epey zayıfladığını görüyoruz. Öyle ki dengeli, müzakere ve diyaloga dayanan bir parlamento, koalisyon ihtimalleri yerine yeni seçime işaret eden söylem ve analizler yoğunlaşıyor. Bu halet-i ruhiye ise seçmen ile seçilen arasındaki bariz açı farkına işaret ediyor.
Yeni parlamentonun bir diğer özelliği ise 80 milyon birbirine benzemez insandan oluşan Türkiye’de 92 yılın en çoğulcu ve en benzemezlerini içeren parlamento olması.  Henüz çok kısıtlı ve sembolik olmakla birlikte Roman, Ezidi, Süryani, Ermeni vekiller yıllar sonra ilk kez parlamentoda yerlerini alıyorlar. Bu husus özellikle ülkenin tamamının Türklerden oluştuğu bilgisiyle büyüyen toplumun geneli için önemli bir dönüm noktası. Es geçilmeyecek diğer bir nokta ise sokakta örgütlenmiş ekoloji, LGBTİ ve kadın hareketinin öznelerinin de meclise girmiş olması.
1990’ların %99’luk erkek ve Türk İslam sentezi parlamentosunun homojenliğinin, dengeli bir güç dağılımı ve görece heterojen bir yapıya dönüşmesi; eskinin ölmediği yeninin ise henüz doğmadığı sancılı bir sürecin de habercisi. Tarih bu süreçlerde eskinin yeniden inşasına yönelmiş örneklerle dolu. Oysa bugün elimizdeki olanak “bakın meclise de girebiliyorlar” yüzeyselliğini aşıp toplumun heterojenliğini hak ve özgürlükler düzeyine taşıyacak bir yasama organı olasılığı taşıyor.
Bu olasılık elbette Türkiye’nin de parçası olduğu tüm dünyayı sarıp sarmalayan toplumsal hareketlerin ve muhalefetlerin sesinin bir yankısı. Söz konusu olan Gezi’den, Tahrir’e, Syriza’dan, İspanya’ya, Wall Street ayaklanmasından, Brezilyadaki kentsel muhalefete kadar her yerde var olan Kobane gibi yeni yaşam deneyimleri sunan ve kendini artık kazanımlarıyla birlikte gösteren bir muhalefet. Bu muhalif dalganın elbette muhatabı 80 sonrası oluşan toplumsal düzen ve değerleri.  80’lerle susturulan emek eksenli mücadelenin yıllar sonra ilk kez Metal-İş greviyle kazanımla sonuçlanması eski düzenin değişmek zorunda olduğunun kıymetli alametleri.
Bu noktada seçimleri ve parlamentoyu bu toplumsal süreçlerden, toplumsal muhalefetten ve dünyadaki hareketlilikten azade, onlardan daha önemli veya üstte görmemek gerekiyor. Seçimler adı üstünde demokrasinin sadece “temsili” kısmına denk geliyor. Ve bu temsilin toplumu temsil etmekten yana çoğunlukla başarısız olduğunu, toplumun gerisine düştüğünü hatırlamamız gerekiyor.
Haliyle bu parlamentonun bileşeni olan partiler de zamanın gerisinde kalabilir ya da görece heterojen ,dengeli yapısıyla yüzünü özgürlüklerden, insanca yaşamdan, insan onurundan, tabiat hakkından yana çevirip yeni bir düzenin habercisi de olabilirler. Bence burada güçlenen toplumsal örgütlenme ve muhalefet iki tercihin de ömrünü belirleyecek temel özne.
Kanaatimce 2000’li yıllara damgasını uçan arabalar vurmadıysa bile toplumsal hareketler vurdu. Benim naçizane önerim demokrasi mücadelesi için 1970’lerde olduğu üzere kulağımızı Dünya’nın çeşitli yerlerdeki muhalif hareketlere vermek, onları dinlemek ve olduğumuz yerde bu hareketlerin bir parçası olmak.
* Yazı Kaos-GL web sayfasında yayınlanmıştır. http://kaosgl.org/sayfa.php?id=19632
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: