Vatandaş “Terbiye” Aracı Olarak Çocuk Kitapları

Bu başlık altında ele alacağımız “vatandaşlık” modern devlete ilişkin bir kavram. Vatandaşın ne yaptığıyla ilgilenen onu terbiye etmeye çalışan devlet aklı modern ulus devletin bir unsuru. Modern devlet öncesi devlet biçimlerinin vatandaşları veya tebaasıyla kurduğu ilişkinin daha esnek bir bağ olduğu söylenebilir. Örneğin Osmanlı’ya baktığımızda derdi vergisini toplamak, askere almaktır. Onun dışındaki gündelik hayat müdahalesi daha kısıtlıdır. Bu kısıtın sebeplerinden biri de elbette müdahale araçlarının sınırlı olmasıdır. Oysa modern devlet tek tip bir vatandaş yaratmak ister ki iddiası budur (tek din, tek millet, tek kültür vb). Aynı zamanda bunu yapabilecek araçlara sahiptir. İddiası gereği birbirine benzeyen bir kitleyi yönetmek ulus devletin devamı için zorunludur. Bu sebeple eğitim, din, iletişim araçlarıyla kitleyi tek tipleştirmeye çalışır. Bu tek tipleştirme “Vatandaş Türkçe Konuş” söylemlerinden adabı muaşeret kurallarına kadar uzanır. Bu pedagojik yaklaşımın önemli araçlarından biri de çocuk kitaplarıdır. Okumaya devam et “Vatandaş “Terbiye” Aracı Olarak Çocuk Kitapları”

Keloğlan masalları….

Bir varmış bir yokmuş, tanrının kulu çokmuş, çok yemesi yok demesi pek günahmış  diye başlar bu coğrafyada masallar. Ve yaratıcısı olan toplumun hayallerini, umutlarını, mizah gücünü, kızgınlığını ve bir çok duygusunu dile getirir. Modern devletin terbiye edip bize sunduğu ürünlerin ötesinde sonsuz bir hazine saklıdır. Hele özüne sadık kalmayı dert edinmiş bir ustanın eli değdiyse ki, burada Pertev Boratav ve İlhan Başgöz’ü tekrar saygıyla anmak gerekir, eşsiz bir tat verir okuyana.Sadece keyif vermekle de kalmaz; topluma, yaşayış ve düşünüş biçimine dair ip uçları sunar. Hatta bugünkü çağrışımıyla sadece masal deyip geçilemeyecek kadar ciddi bir türdür.

Keloğlan masalları benim aralarında en sevdiklerimden ancak hali hazırda Keloğlan üzerine yazılan çizilenlerin pek tadı ve de aslı yok maalesef. Tüm ürünlerde (ki gerçekten ürün!) şaşkın, beceriksiz ama iyi niyetli bir oğlan çıkıyor karşımıza. Tüm görsellerde şaşkın hafif şapşal bir yüz betimleniyor. Oysa aslına baktığımızda kimi zaman kıvrak zekasıyla olaylardan sıyrılıveren, kah iyi, kah kötü, bazen kurnaz, zaman zaman uysal, kimi zaman sert  bir masal kahramanı Keloğlan.

Üstelik sadece Anadolu’ya has olmayan Rus, Batı Avrupa, İran , Kafkasya ve Orta Asya masallarında da var olan bir karakter. İlhan Başgöz’ün tespitiyle; yerleşik hayata geçen ve katmanlı toplumsal yapılarda ortaya çıkan bir masal kahramanı.

Elbette  masallarda böyle bir kahramanın oluşunun bir çok anlamı var. Öncelikle Keloğlan toplumun kendisiyle özdeşleştirdiği, kendisi gibi garip “Dünyada bir garip başı ile bir yırtık peşi var, başında poşusu kimseden korkusu yok” diye betimlediği bir oğlan. Satır aralarında toplumsal eleştirinin nasıl ince bir mizahla işlendiğini görmek mümkün Keloğlan masallarında. Yeri gelip bu Keloğlan memleketin alimini, rütbelisini, büyüğünü, bir keçi ve deveyle eş tutuveriyor. Akıllısı ve de kurnazı kendisi oluveriyor. Yeri geliyor kadıya kafa tutuyor, yeri geliyor padişah huzurunda alimlerin bilemediği sorulara bir bir cevap veriyor. Hatta padişah kızına talip olacak kadar da cesur, kaybedeceği bir şeyi olmayan bu oğlan.

Vel hasılı söylenecek çok söz olsa da keloğlan üzerine, heleşe hoş torbası boş… deyip Masallar üzerine epey kafa yormuş, onları büyük bir özenle derleyip bizlere ulaştırmış bir ustadan çok güzel bir Keloğlan masalı dinleyelim. Okumaya devam et “Keloğlan masalları….”

Halk anlatısında yoksulluk*

Pir sultan abdal bu nasıl haldır
Yiğidi meydana getiren maldır
Fukaranın yüzü bir soğuk göldür
Soyunup da kimse girmiyor.
Pir Sultan Abdal

16. yüzyılda Pir Sultan Abdal’ın dilinden dökülen bu dizeler 21.yüzyılda derinleşen ve görmezden gelinen yoksulluk için hala geçerli. Devletin ve toplumun yoksulluk ve yoksullarla ilişkilenmesi ayni yardımlar, muhafazakârlık, mağdurluk ve hak edilmiş yoksulluk gibi eksenlerde devam ediyor. Yoksulluğu oluşturan yapısal sebepler gözden kaçırılıyor ve yoksulluğu öznelerinden dinlemek söz konusu olmuyor.
Bu süreçte toplumsal katmanların birbirlerini nasıl gördükleri; adaleti nasıl algıladıkları mevcut düzenin nasıl devam ettiğini anlamak için kritik bir soru. Bu sorunun cevabını arayacağımız yerse halk anlatıları. Burada adaletin ve adaletsizliğin, iktidar ilişkilerinin nasıl gerçekleştiğinden ziyade, halkın dilinden nasıl ifade edildiğine bakmayı tercih edeceğiz. Halk zengin ve yoksulu nasıl anlatır, yoksulluk söz konusuyken devleti ya da devletlüyü nasıl görür, nasıl ilişkilendirir, soruları eşliğinde çeşitli halk edebiyatı metinlerine göz atacağız. Okumaya devam et “Halk anlatısında yoksulluk*”

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: