Çocuk tecavüzleri: Münferit mi yoksa kolektif suç mu?

Çocuklar belki de hiç olmadıkları kadar tehdit altındalar Türkiye’de. Kadına karşı şiddetin yeni bir boyutu olarak ortaya çıkan, ayrılık sürecindeki çocuk cinayetlerini, son günlerde üst üste gelen çocuk taciz ve tecavüz haberleri takip etti. Bu konuyu birkaç soru eşliğinde birlikte düşünelim istiyorum. Zira bu toplumda ensest ve çocuk istismarı oldukça yüksek olmakla birlikte yeni dönemde ciddi bir artış söz konusu. Bununla birlikte zanlı profili, toplumun verdiği tepkiler, toplumsal değerler ve bunu teşvik eder nitelikteki politikalar birlikte değerlendirilmeyi gerekli kılıyor.

Üst üste çocuk tecavüz haberlerinin gelmesi toplumu yeniden bu konuda alarma geçirdi. Mağdurlar henüz 3-4 yaşındaki çocuklar. Toplum alabildiğine öfkeli. Bu tecavüz vakalarında yakalanan zanlılar linç edilmeye çalışıldı. Haberlerin ardından ise idam talebi tekrar ortaya çıktı. Toplumun adaletin sağlandığına inanması için suçlular öldürülmeliydi! İlk sorum toplumun tepkisine yönelik; linç edenler veya suçluyu cezaevinde infaz edenler hangi adaleti sağlıyorlar? Neden adalet sistemine güvenmiyorlar? Cezaevinde infaza neden göz yumuluyor? Soru genel; zira benzeri birçok örnekte süreç aynı şekilde gelişti. İkinci sorum ise idam talebine yönelik; bu konuda hassas ve kati bir cezayı arzu eden bu toplumda taciz, tecavüz, ensest, evlilik içi tecavüz nasıl bu kadar yaygın olabiliyor? Özetle idam isteyenler ne kadar samimi veya tutarlı? Okumaya devam et “Çocuk tecavüzleri: Münferit mi yoksa kolektif suç mu?”

Reklamlar

GECELERİ DE, SOKAKLARI DA, MEYDANLARI DA İSTİYORUZ!*

ist-08-03-2015-gece-yuruyusu-34-620x411Gündüz Vassaf “Cehenneme Övgü”[1] adlı kitabında gece ve gündüz arasındaki ayrışmadan bahseder ve bunu alaşağı edilmesi gereken bir durum olarak sunar. Gece ve gündüz Vassaf için birbirini tamamlayan bir döngünün parçası değil aksine zıt iki unsurdur. Gündüz; yasallığın ve meşruluğun alanıdır, aynı zamanda tek düze, sıkıcı ve totaliterdir. Gece ise yasadışı, gayri meşru olanın aynı zamanda totaliter olana baş kaldırılan zamanıdır. Vassaf’a göre gündüz makbul ve makul işlerin yapıldığı zamana tekabül ederken, gece eğlencenin, zevk verici olanın, doğru ve ahlaki kabul edilmeyenin yapıldığı zamana denk gelir. Benzeri bir tersine çevirmeyi cennet ve cehennem arasında da yaparak cehennemi özgür ruhun meskeni olarak sunar.

Bu tersine çevirmenin bizim için anlamı, sorgulanamaz, genel geçer olarak varsaydığımız bazı kabulleri yeniden gözden geçirmemize bir kapı açmasıdır. Genel kabullerin yerli yerine oturttuğu birçok düzen bileşeninin ne kadar demokratik veya totaliter, özgürlükçü veya baskıcı, içerici veya dışlayıcı ve hakikatli olduğunu sorgulamaya açılan bir kapı.  Zira gündelik hayatımız bir sürü kabul ve ön kabulle kategorize ettiğimiz pek çok unsur üzerine kurulu: her sabah kalkıp işe gitmek, yaşı gelince evlenip çocuk sahibi olmak, makul ve makbul vatandaşlar olmak gibi… Birçok şeyin, hakikatte ne olduklarından bağımsız bir değer sistemi içinde bir yere konduğu ve buna göre bir muameleye maruz bırakıldığı açık. Bu yazının derdi kent ve mekânın cinsiyeti üzerinden bu kabullere ve onlara yüklenen değerlere bir miktar bakabilmek. Okumaya devam et “GECELERİ DE, SOKAKLARI DA, MEYDANLARI DA İSTİYORUZ!*”

Küçük Cadılar ve Prens Olmak İstemeyen Oğlanlar İçin Masallar

Masallar ve çocuk kitapları toplumsal cinsiyet rollerini öğrendiğimiz belkide en önemli kaynaklar. Hayallerimizi şekillendiren etkileri sebebiyle de yetişkin dünyamız üzerinde etkileri büyük. Eşitlikçi bir dünya düşü için ise hem çocukların hem yetişkinlerin  ne okuduğu pek önemli. Bu yüzden kendi kütüphanemden toplumsal cinsiyet rolleri ve eşitlikçi düşler için önerebileceğim bir kaç kitabı paylaşmak istedim.

0000000596202-11- Kıpır Kıpır:
Kıpır Kıpır taban tabana zıt iki kız kardeşin, Belinda ile Melisa’nın, öyküsünü anlatıyor. Belinda her zaman çok dikkatli, özenli ve zarif bir balerin. Oysa Melisa bale konusunda pek başarılı değil. Onun içinden daha özgürce dans etmek, rengarenk giyinmek geliyor. Kıpır kıpır hanım hanımcık kızlar olmamızı söyleyen kitapların aksine istediğimiz gibi olabileceğimizi anlatıyor.

Yazar: Ann Bonwill
Yayınevi: Marsık Kitap
Yaş: 3-6

Okumaya devam et “Küçük Cadılar ve Prens Olmak İstemeyen Oğlanlar İçin Masallar”

11256541_10153008389633075_1957395193_nDert anlatmanın bin bir türlü yolu var, bir de derdimi iple,  şişle, renklerle, örgüyle anlatayım dedim, bunlar çıktı ortaya… Kimi şaşkın kimi heyecanlı, kimi bilmiş, kimi düşünceli… Sanki örerken birilerine kızdığım, bir şeye heyecanlandığım belliymiş gibi. Az biraz nefes almak için ipe örgüye sarılınca bir yandan rahatlamış buldum kendimi, bir yandan da yüz yıllardır bu toprakta ilmek ilmek halı dokuyan, çeyiz hazırlayan, çocuğuna bayramlık yetiştiren, perdesini, bohçasını işleyen kadınları düşündüm. Her bir ilmekte, her bir renkte susulan, boyun eğilen, içe atılan kaç dert vardı – var kim bilir. Her şeyi yoktan var etmek dışında yolu olmayan, tüm dünyası evi olan ama o ev içine başka başka dünyalar sığdıran kadınların dertleri ve düşleri…. Okumaya devam et “Baykuşlar, el işleri ve düşündürdükleri”

kürtaj ve grev yasağına dair….

Kürtaj, grev yasağı ve diğerleri…*

Kemalist toplumsal mühendisliğin özellikle şehirli orta sınıf üzerindeki etkisi ve başarısı malum. Öte yandan muhafazakar kesimlerde yarattığı rahatsızlık da malum. AKP iktidarı tam da bu baskıcı ve elitist toplumsal mühendisliğe karşı özgürlükçü bir parti olarak sundu kendini. İki dönem boyunca bu sistemin sonucu olarak işaret ettiği kurum ve anlayışlara karşı savaş açtı, onlarla hesaplaştı,  yerlerinden etti. Bu politikaların tamamı da hem muhafazakar kesimler hem de kendisini özgürlükçü(!) tanımlayan gruplar tarafından oldukça sahiplenildi, sevinçle karşılandı.  Ne de olsa sine-i milletten kopup gelmiş bir partiydi AKP!

3. ustalık döneminde ise bu özgürlükçü yanılsamanın sınırlarına dayanmış durumdayız, artık yanlış anlaşılamayacak ve yorumlanamayacak derece net darbeler alıyor hak ve özgürlükler. Demokrasinin kendisi ise hak ve özgürlük kavramlarından özgürleşmiş salt bir temsiliyet sistemine dönüşmüş durumda. Kullanılan dil ve söylemin hoyratlığı da bunun cabası. Buna rağmen iktidar sahiplerinin ellerindeki araç ve mekanizmalar ihlal edilen her bir hak alanını birbirinden bağımsız ve özerk gösterme noktasında oldukça başarılı. Okumaya devam et “kürtaj ve grev yasağına dair….”

Kadından kadına devri alem…

Hepimiz günün bir kısmını sosyal medya karşısında geçiriyoruz. yüzlerce haber, yorum ve görüntü bir tıklama uzaklığında artık. Öyle ki onlarca çeşitlilikte şey zihnimizden, gözümüzden ve kulağımızdan gelip geçiyor. Bazen içimiz saydamlaşıyor diye düşünüyorum. Çünkü bir çok şey iz bırakmadan gelip geçiyor içimizden.

Ama son dönemde denk geldiğim keyifli videolardan birinin öylesine gelip geçmesini istemedim, ve video tekrar tekrar izlediğim bir video haline geldi. Linkten izlenebilecek video kadının görünümündeki evrimden bir kesit sunuyor. http://www.youtube.com/watch?v=k5SjTvquNKg&feature=share

Kesit, zira başka coğrafyalarda, farklı katmanlarda ve farklı zaman dilimlerinde başka başka kadınlar ve görüntülerin var olduğunu biliyoruz. Aristokrat kadınlardan, savaşçı kadınlara uzayan bir hatta hem de.

Bir hat çizip erkeklere baktığımızda bu kadar çeşitlilik var mıdır bilemiyorum, daha doğrusu biliyoruz ki yok, en azından bu kadar radikal bir değişim. Okumaya devam et “Kadından kadına devri alem…”

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: