bir başka masal, birimiz hepimiz, hepimiz biriz zaten!

iki çift laf edemez, bir şey üzerine tartışamaz olduk!
televizyondaki tartışmalar tat vermiyor çünkü her şey tekrar ediyor kendini. kafa açan, yeni olan, şaşırtıcı, heyecan veren, farklı olan bir şey dinlemek, görmek mümkün değil.
hacı yatmaz gibi bir o yana bir bu yana yatıyoruz.

memleket sevmek üç cümleyle,
özgürlükçülük üç cümleyle,
din üç cümleyle,
aşık olmak üç cümleyle.

dördüncüsü yok kimsede
cümle dediysek de öyle tek kelimeyle bir dünyayı anlatır cümleler değil, özne, tümleç yüklem!devrik cümlelerin tadı bile yok.
neden dersen yok zaten!
öyle görmüş, öyle bilmiş, biri demiş, beriki buyurmuş, ezelden öyleymiş…

üzerine düşünülmemiş,düşünülmeden özümsenmiş bir dünya yargı, yada üç beş yargı ile var olmuş bir dünya! Okumaya devam et “bir başka masal, birimiz hepimiz, hepimiz biriz zaten!”

Reklamlar

Yek hebû Yek tûnebû….Bir varmış Bir yokmuş

Yek hebû Yek tûnebû yani; “Bir varmış Bir yokmuş”… Masallarına aynı kelimelerle başlayan halkların yaşadığı ülkede günler tedirgin geçiyor. Birlikte yaşamın kolaylığına sırt dönmüş insanların dilinden kan ve savaş cümleleri damlıyor. Sürekli bölünme kaygıları hainlik suçlamaları, ölümler ve ölümler…

Birlikte var olmanın koşulları üzerine hayal kuramaz oluyoruz biz de zamanla. Ve bunun aslında bir çırpıda ve  kolayca nasıl var olabildiğini bir arkadaşım vasıtasıyla tekrar görebiliyorum. Söz konusu kapıyı açan Bolivya anayasası ise şöyle başlıyor;

“Evvel zaman içinde, dağlar yükseldi, ırmaklar yatağını buldu, göller oluştu. Amazon bölgemiz, Chaco’muz, platomuz, yaylalarımız, ovalarımız yeşilliklerle ve çiçeklerle kaplandı. Bu kutsal Toprak Ana’yı çeşitli yüzlerle donattık ve o günden bu yana, her şeyin çoğulluğunu ve varlık ve kültürler olarak çeşitliliğimizi taşıyoruz. Halklarımız böylece mutluluk içindeydi ve uğursuz sömürgecilik günlerine dek ırkçılığı asla bilmedik.”  Okumaya devam et “Yek hebû Yek tûnebû….Bir varmış Bir yokmuş”

neden sözler bu kadar çabuk biter?

Sıklıkla ve her yerde görür olduğum bir cümle “Sözün bittiği yer”. insanların sıklıkla sözleri bitiyor garip bir şekilde,  bir şiddet çağrısı var ifadenin altında elbette, söz bitti başka bir şey lazım! Bir değersizleştirme refleksi de ona eşlik ediyor. İnsanlar kolaylıkla birilerini değersizleştiriyor, küçümsüyor ve haddini bildiriyor. Oysa değersizleştirme ve onu takip eden insanlıktan çıkarma eylemi şiddetin temel meşruluk kaynaklarından biri insanlar için. “omurgasızlar, soysuzlar, kuklalar…” Zaten kendisi kadar değerli görmediği insanların ölmesi, katledilmesi, işkence görmesi bırakın sorun olmayı, meşru ve doğal karşılanmakla kalmıyor bazı insanlarca başarı yada mutluluk kaynağı olarak algılanıyor. Okumaya devam et “neden sözler bu kadar çabuk biter?”

ne kadar para o kadar adalet…

1 Ekim itibariyle yeni hukuk düzenlemeleri yürürlüğe girdi. Hem de öyle sessizce girdi ve öyle az tepki çekti ki düzenleme kadar bu sessizlik üzerine de düşünmek gerekli.

Yeni düzenlemelerin iddia edilen amacı mahkemelerdeki dosya yükünü azaltmak. Oysa düzenlemenin  meali; yoksul insanların hukuk sisteminden tamamen dışlanması en azından hakkını arayan taraf olarak.  Düzenleme ile hukuk ve aile mahkemelerinde tüm masrafların peşin yatırılmasının yanı sıra tanık, bilirkişi ve keşif içinde ücret ödenmesi öngörülüyor. Bu da sıradan bir dava için bile 600 TL ye yakın bir masraf anlamına geliyor. Yani çalışmayan veya düşük ücretli bir kadının kocasına boşanma davası açması veya işinden atılan asgari ücretli bir insanın hakkını mahkeme yollarıyla araması mümkün değil. Tam bir parayı veren düdüğü çalar hikayesi…

Herkesin bildiği bir fıkradır bu, üstelik de sıkça kullanılagelen bir kalıp haline de gelmiştir… Aslında ne el yazmalarında ne de İlhan Başgöz ve Pertev Naili Boratavın Nasrettin Hoca’ya dair aktardıklarında böyle bir anlatım ve yaklaşım yoktur. Hocayı biliriz, kimi zaman hoca olarak çıkar karşımıza kimi zaman kadı, kimi zaman da kadı karşısında bir sanık… Adaletle de arası iyi değildir. zaten halkın anlatısında ortaya çıkan bu kıvrak akıllı kahraman biraz da yoksul halkın karşılaştığı haksızlıklarla başa çıkma yöntemlerinden biridir. rüşvet yiyen kadılardan yaka silken halk fıkrasında da rüşvet yemeyi seven Nasrettin Hocaya güler.  Okumaya devam et “ne kadar para o kadar adalet…”

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: